UYDURMA HADİSLERİ TANIMA YOLLARI

» UYDURMA HADİSLERİ TANIMA YOLLARI




UYDURMA HADİSLERİ TANIMA YOLLARI

 

7 Safer 691 (29 Ocak 1292) tarihinde Dımaşk'ta doğdu. Ba­bası Ebu Bekr, Dımaşk'ta yaptırılmış olan Cevziyye Medresesi'nin kayyimi olduğu için kendisi, "İbn Kayyım el-Cevziyye" diye ta­nınmıştır.

Ataları aslen Dımaşk'ın güneyinde Havran'a bağlı bugün Ezra adıyla bilinen Zür'dan geldiği için de "Züraî" nispesiyle anıl­mıştır.

İbn Kayyim'in hayatı, Haçlı savaşları sonrası ve 722/1322 yılına kadar zayıflayarak da olsa Moğol saldırıları sebebiyle İslam dünyasının oldukça karışık, çalkantılı ve hükümdarlar arası çekiş­melerin yaşandığı bir döneme rastlamaktadır.

Yeni Hanbelilik" veya "Selefilik" diye adlandırılan akımın önde gelen ismi olması hasebiyle, hocası İbn Teymiyye'nin Mem­lûk idarecilerinden gördüğü baskılar büyük oranda talebesi İbn Kayyim için de söz konusu olmuştur.

Bazı görüşleri sebebiyle İbn Kayyim'in, dönemin ileri gelen bazı alimleriyle arasının açıldığı ve onlarla ilmî tartışmaları olduğu nakledilmektedir.

İbn Kayyim, İbn Teymiyye'nin başlattığı ıslah çabasına katkı sağlamayı, bu çabayı devam ettirmeyi hedeflemiştir. "Adalet" ve "toplum yararı" temeline dayalı dinî ve toplumsal ıslah projesi sayılabilecek bu çalışmasının esasını; Kitap ve Sünnet'in hakemliğine başvurma, şeriatın ruhunu anlama, toplumsal olguları bu bağlamda dikkate alıp değerlendirme ve buna bağlı olarak takli­din yol açtığı 'fikrî donukluk' ve 'durgunlukla' mücadele etme oluşturmaktadır. İbn Kayyim'in böyle bir ıslah projesine girişmiş olmasında; dönemindeki İslam dünyasının içine düştüğü zafiyet, ilim çevrelerindeki taassub, mezhepçilik ve Batınîlik'te temellenmiş sufiliğin etkileri aranabilirse de, esasen bu projeyi hocası İbn Teymiyye'nin başlattığını, İbn Kayyim'in de onu takip ettiğini söylemek daha doğru olur.

İbn Kayyim'in yönteminin genel çizgileri, "orta yolculuk", "gelenekçilik" ve "anlamcılık" olarak ifade edilebilir. Onun orta yolcu tutumunun sonuçları; itikad, usul ve fürûa dair görüşlerinde açıkça görülmektedir.

Eserlerinde mezhep imamlarından, özellikle İmam Şafiî ile İmam Ahmed'den bolca nakilde bulunan İbn Kayyım, mezhep imamlanyla değil de, bunların müntesipleriyle uğraştığı görülür.

İbn Kayyım, İmam Ahmed'i, Ehl-i sünnetin imamı şeklinde tavsif ederek ona diğer imamlara göre daha öncelikli bir yer verip onun dayandığı esasları ölçü kabul etmekle birlikte mezhep taassupçuluğuna şiddetle karşı çıkmış ve yerine göre diğer mezhep imamlarının görüşlerini tercih etmiştir. İmam Ahmed'i de bazen tenkit etmiş, bazen de bazı görüşlerini mezheb gereği olarak değil de salt yorum olarak değerlendirmiştir. Onun bu kadar serbest ve seçmeci davrandığı halde, Hanbelî mezhebi içinde kalabilme­sinde, İmam Ahmed'den bir konuda birkaç farklı görüş rivayet edilmesinin sağladığı rahatlığın da rolü bulunmaktadır.

Çağdaşlan tarafından "yaşayan bir ansiklopedi" olduğu söylenen İbn Kayyim, 751/1350 yılı Receb ayında Şam'da yatsı ezanı vakti vefat etmiş olup Emevi Camü'nde cenaze namazı kılı­narak "Bâbu's-Sağîr" isimli yerde bulunan anne-babasının yanı­na gömülmüştür.

 

AnchorAnchorAnchor

 

Hz. Peygamber (s.a.v)'in aralarında bulunduğu zamanlarda sahabiler, hadislerin işitilip öğrenilmesinde ve daha sonraki nesle kusursuz bir şekilde intikal etmesinde büyük gayretler sarf etmiş­lerdir. Dinin kaynaklarından olan hadisleri istismar edecek surette dünyevî bir hırs ve arzuları olmadığı için de, hadislerin safiyetini bozacak herhangi bîr davranışta bulunmamışlardır. Fakat Hz. Peygamber (s.a.v)'in vefatını takip eden huzurlu birkaç yıl geçtik­ten sonra, ashabın son neslinin ve büyük tabiîlerin içinde bulun­duğu senelerde, huzursuzluk, kargaşalık ve tefrika baş göstermişti.

Müteakip nesillerde şiddetini daha da artıran bazı olaylar, Müslümanların çeşitli görüşler ve düşünceler etrafında toplanmalarına imkan hazırladı. Çoğu zaman siyasî ve dinî sebeplerle mey­dana gelen bu bölünmeler neticesinde, her grup kendi fırka veya mezhebini desteklemek ve böylece taraftarlarının sayısını artır­mak maksadıyla hadis uydurmaya başladı. Bu aşırı gruplaşma hareketinin ötesinde ve sadece dine hizmet etme arzusuyla veya dünyalık toplamak çabasıyla hadisleri gayelerine alet etmek iste­yenler oldu. Bunlar arasında, İslâm'ın amansız düşmanı olup onu zayıflatmak ve tahrif etmek için uğraşanlar da büyük bir çoğun­luğa ulaşmıştı.

Hedefleri ne olursa olsun, ideallerinin gerçekleşmesi uğrunda hadislerin istismar edilmesine aldırmayan uydurmacılar, bir ta­raftan yaptıkları işin dinî yönden mahzurlu olmadığını ispata çalı­şırken, diğer taraftan uydurdukları hadisleri muhtelif hilelerle pi­yasaya sürmüşlerdi. Hatta emeklerinin boşa gitmemesi için, yüz­yıllar sonra kendilerine sahâbî süsü verenler dahi olmuştur. Ne yazık ki, hadis uydurmayı düşünmedikleri halde, dikkatsizlikleri sebebiyle yalancı durumuna düşen bir kısım hadisçilere de rast­lanmıştır.

Uydurulmuş yalan yığınlarının bazen birer imalcısı, bazen pi­yasaya sunan birer tezgâhtarı durumunda olan kıssacılar, -ilk de­vir kıssacılarının aksine- çoğu zaman menfaatleri için halkı istis­mar etmişlerdir. Büyük cehaletlerini örtmeye çalıştıkları mübala­ğacı ve saldırgan dilleri ve asılsız hikayeleriyle, etraflarına topla­dıkları halkı oyalamışlardır.

Hadislerin ilk kaynağından alınıp diğer Müslümanlara nakil ve rivayet edilmesine varıncaya kadar bütün hadis meselelerinde büyük bir dikkat ve itina gösteren muhaddisler, sahabe asrında bile hadis tenkidine başlamışlardı.

Hadis uydurma hareketinin şiddetlendiği devirlerde, onlar da mukabil tedbirlerle hadis müdâfaasına geçmişlerdir. Yalancıların daha ilk bakışta yakalanmalarını sağlayan sened tenkidini ge­liştirmekle kalmamışlar, onların hadis metnine nüfuz edebilecek­leri endişesiyle metin tenkidine de gereken ehemmiyeti vermiş­lerdir. Hatta metin tenkidi konusunda muhaddisler, sanıldığından çok gayret göstererek hadisleri çeşitli ölçülere vurarak değerlen­dirmişlerdir. Bu suretle, ashâb ve tabiîn devirlerinden başlayarak yüzyıllar boyunca birçok kudretli hadîs tenkitçisi yetişmiştir,

Bunlar, hadislerin emin ellerle nakledilmesini sağlamak mak­sadıyla çok az insanın başarabileceği birtakım prensipler hazırla­yarak makbul olan ve olmayan râvîleri tayin etmişlerdir. Muhaddislerin hadis naklinde gösterdikleri itina ve titizlik, rivayet ilminin son derece emin ve sağlam temellere oturmasını sağlamış oldu.

Böylece her rivayet edenin hadisi alınmadığı gibi, râvîler muhtelif bakımlardan tetkik ve kontrole tabi tutuldu.

Bütün bu işlerin yapılması, muhakkak ki, pek çetin ve yo­rucu gayretler sonunda mümkün olabilmiştir. Nice muhaddisler büyük mahrumiyetlere katlanarak bazen bir hadîs için uzak di­yarlara seyahat etmişlerdir. Hadislerin korunması uğrunda onlar, sahihlerinin yanında binlerce uydurma sözü de ezberlemeye çalı­şarak yalancılara karşı son derece tedbirli bulunmuşlardır. Hadis­ler için zararlı olduğunu gördükleri şahısların peşinde gerektiğinde şehir şehir dolaşarak, güçlerinin yettiği nispette icraatlarını engel­lemeye çalışmışlardır.

Bu mücadelenin en faydalı tarafı; şüphesiz uydurma hadis­leri tanıtmak maksadıyla birçok eserin yazılmış olmasıdır. Hadis tenkitçileri yalancılarla bilfiil mücadele ederek onları teşhir et­meye çalışırken hadis diye uydurulmuş sözleri çeşitli metodlarla yazdıkları kitaplarda toplamışlardır. Bununla da kalmayarak uy­durma hadislerin kolayca bilinmesini sağlamak üzere umumiyetle hangi konulardaki hadislerin uydurma olabileceğini tespit etmiş­lerdir. Ayrıca bunların, uyduranların itirafıyla, lafzında veya mâ­nasında bozukluk bulunmasıyla, elde mevcut güvenilir hadis ki­taplarında yer almamasıyla, birçok şahsın görmesi gereken bir olayı bir kişinin gördüğünü iddia etmesiyle, Kur'ân'a ve sahîh sünnete, akla ve müşahedeye muhalif olmasıyla, tarihî olaylara aykırı düşmesiyle teşhis edilebileceğini göstermişlerdir.

Hadis tenkitçilerinin büyük gayretlerine rağmen, bazen İsrâiliyât veya diğer Ehl-i kitabın sözleriyle, bazen hekim ve tabiple­rin hikmetleriyle, bazen eskilerin meşhur ve güzel menşeiyle, ba­zen da kendi buluşlarıyla desteklenip gelişen mevzu hadîsler, ge­rek dinin bünyesinde ve gerekse Müslümanlar üzerinde yıkıcı te­sirler icra etmiştir.

Her şeyden önce bu hesapsız uydurmalar, Müslümanların dinin ana kaynaklarını gayet emin bir şekilde okuyup öğrenmelerine, Peygamber (s.a.v.)'in söz ve hareketlerini olduğu gibi görüp tanımalarına büyük ölçüde birer engel teşkil etmiştir. Zira bu uy­durmaların içinde, Müslümanların günlük hayatlarını ve dinî ya­şayışlarını pek yakından alakadar eden birçok direktifler mev­cuttur. Özellikle de zındık diye bilinen din düşmanları, İslâm imâ­nı ile birleştirilmesi mümkün olmayan hurafeler ve tanımayanlar nezdinde dini hakir gösterecek gülünç sözler uydurarak Müslü­manları bir keşmekeş içine sürüklemişlerdir.

İslâm'ın yanlış anlaşılmasında, iyi niyetle hadîs uyduran Müslümanların da büyük tesirleri olmuştur. Kur'ân-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde görülen tergîb (müjdeleme) ve terhîb (kor­kutma) ifâdeleri, insanları ne aşırı bir ümide kaptıracak, ne de ümitsizliğe düşürecek bir ölçüdedir. Fakat bunların icat ettikleri sözlerin herhangi bir ölçüsü bulunmadığı için, Müslümanları ya hudutsuz bir af ve merhamet ümidiyle dini ihmâl etmeye veya aşırı bir âhiret ve azab korkusuyla dünyayı ve dünyevî vazifeleri terk etmeye sevk etmiştir. Bu suretle nice câhiller Allah ile arala­rında birer engel gördükleri mallarını, mülklerini, hanım ve çocuklarını bırakmışlar, dünyâ ile alakalarını kesmek maksadıyla, kullar için yaratılmış nimetlerden yüz çevirerek aç-susuz kalmış­lardır.

Özet olarak; Peygamber (s.a.v) adına hadis uyduranlar, muhaddislerin azimli çabaları sonunda tanınmış, icat ettikleri sözler de mevzuat kitaplarında toplanmıştır. Bununla beraber onlardan gelecek tehlikenin tamamen ortadan kalktığı söylenemez. Çünkü mânasının doğruluğu ve İslâm prensiplerine uygunluğu sebebiyle hadis diye meşhur olmuş pek çok uydurma haber, bugün dahi dillerde dolaşmakta ve baz kitaplarda yer almış bulunmaktadır.

Söz konusu tehlikeden tamamen emin olmak için, hadis ol­duğu kesin surette bilinmeyen sözlerin güvenilir hadis kitaplarında bulunup bulunmadığını tahkik ermekten başka çıkar yol yok­tur. [1]

Ebu Gudde'nin dediği gibi; İbn Kayyim'in bu kitabı; makbul, kapsamlı ve bilgiyle dolu olup "Mevzuat" alanında yazılan ki­tapların en değerlisi, bilgi yönünden onların en kapsamlısı, hacim yönünden onların en küçüğü ve Sünnetle uğraşanlar için senedi­ne bakmaksızın hadisin uydurma olup olmadığını tanıma ile il­gili kuralların en bol olanıdır.

İmam İbn Kayyım, bu kitabı "Senedine bakmaksızın bir ku­ralla uydurma hadisi tanımak mümkün müdür?" şeklinde soru soran kimseye cevap vermek için yazmıştır. İbn Kayyim, kendi­sine soruları faydalı ve kapsamlı bu soruya hoşnut ve rahat bir şekilde karşılayıp bu soruya cevap olarak bezersiz ve şahane olan bu kitapta ele aldığı konulara geniş yer vermiştir.

İbn Kayyim, bu kitabını, ölümünden 3 yıl kadar önce yazmıştur.

Kitap, genel olarak, iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bö­lüm, kendisine yöneltilen bir soruya dört meselede cevap ver­miştir. Bu bölüm, kitabı yazmaya başladığı bölümdür.

İkinci bölüm ise "Meryem oğlu İsa dışında Mehdi yoktur.

Hadisi ile ilgili kendisine yöneltilen soruya verdiği cevabı oluştur­maktadır. Bu bölüm, kitabı bitirdiği bölümdür.

Bu ikisi arasında kalan ara bölümler ise kitabı yazmaya yö­nelik çeşitli meselelerdeki konuları içermektedir.

İbn Kayyim, her zamanki adeti üzere, kendisine yöneltilen bu beş meseleye, kapsamlı ve doyurucu bir şekilde cevap ver­miştir.

İbn Kayyim, bu kitabında, Ebu'l-Ferec İbnü'l-Cevzî (ö. 597/ 1200)'nin "el-Mevzûât" adlı kitabını güzel bir şekilde kısaltıp bu kitapta geçen temel bilgileri belirli sayfalarda kapsamlı bir şekilde işlemiş ve İbnü'l-Cevzî'nin, "Bu konudaki uydurma hadise dela­let eden kurallar, genel kaideler ve işaretler" ekseninde naklet­tiği hadisler ile ilgili konuları özetlemiştir.

İbn Kayyim, Ebu'l-Ferec İbnü'I-Ceyzî (ö. 597/1200)'nin "el-Mevzûât" adlı kitabı özetlediğini, bir açıklama ve işaretle bile olsa belirtmemiş, bununla birlikte bazı bölümlerde İbnü'l-Cevzi’nin bu kitabının adını belirtmiş, bazen de onun "el-Mevzûât"taki sözüne hiçbir dayanak göstermeksizin harfi harfine nakletmiştir.

Yalnız İbn Kayyim'in bu muhtasarı, Ebu'l-Ferec İbnü'l-Cevzî (ö. 597/1200)'nin "el-Mevzûât"ına yapılan muhtasarların en iyisi ve en kapsamlısıdır.

Ebu Gudde'nin, bu kitapta üzerinde duruduğu önemli me­selelerden birisi de; bîr hadis hakkında "sahih değildir" yada "sabit değildir" denildiği zaman, bununla; 'Ahkam Hadisleri' konusundaki "sahih değildir" sözü ile 'Uydurma, Zayıf ve Met­ruk Hadisler' konusundaki "sahih değildir" sözü arasındaki farktır.

'Uydurma, Zayıf ve Metruk Hadisler' hakkında; "sahih de­ğildir" yada "sabit değildir" ve buna benzer ifadeler kullanıldığı zaman, bununla; ancak hadisin, uydurma ve batıl olup hiçbir şe­kilde sahih olmakla vasıflanamayacağı kast edilmiştir.

'Ahkam hadisleri' ile ilgili kitaplarda geçen bir hadis hakkın­da; "sahih değildir" ifadesi kullanıldığı zaman, bununla; ancak terimsel anlamdaki sahihliği geçersiz kılmayı kast edilmiştir. Bu ifade; bu konuda hasen yada zayıf hadis olmadığını göstermez. Çünkü bu durumda hadisin, hasen yada zayıf olması mümkün­dür.

İçlerinde Aliyyu'l-Kârî'nin, Zerkeşî'nin, Leknevı'nin, Muallimî'nin de bulunduğu bir çok alim ile çağdaş alimler, bu farka dik­kat etmemişlerdir.

Ebu Gudde, İbn Kayyim'in bu kitabında geçen ifadeleri, ori­jinal nüsha ile Alİyyu'l-Kârî'nin "el-Mevzûâtu'l-Kübrâ"sının so­nunda konuyla ilgili geçen ifadeleri karşılaştırmış, araİannda fark gördüğünde, bu farkı belirtmiştir.

Yine Ebu Gudde, İbn Kayyim'e katılmadığı bir çok konuda kendi görüşlerini, ilmî bir seviyede delilleriyle ve kaynaklarıyla ge­tirmiş, dolayısıyla İbn Kayyim'e bazen dolaylı olarak eleştirmeye çalışmış ve bazen de direkt olarak meselenin İbn Kayyim'in belirt­tiği gibi olmadığını kaydetmiştir.

Ebu Gudde'nin yaptığı bazı açıklamalar genellikle doyurucu olmakla birlikte, bazen konuyu kısaca geçiştirmiştir.

Gerek Ebu Gudde'nin yaptığı tahriçler ve gerekse İbn Kay­yim'in belirttiği kaynaklar yeterli görülmeyip ayrıca tahriç çalış­ması yapılmıştır. Tahriç çalışmasında, Ebu Gudde'ye ait olana "t" sembolü, bana ait olana ise "ç" sembolü kullanışmıştır. Tahriç sı­rasında Concordance metodu esas alınmış olup hadislerin kay­nakları bu doğrultuda belirtilmiştir.

Kitapta, çoğunlukla, bölüm başlıkları verilmemesine rağmen okuyucuya kolaylık olması hasebiyle her bölümün başına, konu­ya uygun olan başlıklar konulmuştur.

Peygamber (s.a.v)'e, İbn Kayyim'e ve Abdulfettah Ebu Gudde'ye ait olmayan kendime ait cümleler, parantez içerisinde gös­terilmiştir.

Kitabın baş kısmına, okuyucuya uydurma hadis konusunda bilgi verme mahiyetinde "Uydurma Hadis Üzerine" ile ilgili bir bölüme yer verilmiştir.

Kitabın sonuna, gerek benim ve gerekse de Ebu Gudde'nin kaynak olarak kullandığı kitapların neler olduğunu gösteren bir "kaynakça" konulmuş, kitabın içerisinde geçen "rivayetleri", "sa­hih", "hasen" ile "zayıf hadisleri" ve "uydurma hadisler"in neler olduğunu gösteren bir fihrist konulmuştur.

Yine kitabın sonuna, "Hadis Terimleri" başlığı adı altında bu kitapta geçen bazı hadis terimlerin manalarını gösteren bir fihrist konulmuştur.

Kitabın tercümesinde esas alınan nüsha, "Mektebetu'1-Matbûâti'l-İslamiyye" baskısıdır.

Kitabın Arapça büshasında hadislere tam olarak hareke kon­mamış, sadece önemli görülen yarlara hareke konulmuştur. Oku­yucunun, hadisin Arapça metnini rahatlıkla okuyabilmesi için ta­rafımdan hareke konulmuştur.

Eserin tercümesi esnasında orijinal metnine bağlı kalınılmıştır. Zaman zaman kastedilen mananın okuyucu tararından iyice anlaşılması için "anlaşılabilir" bir dille serbest davranıldığı da ol­muştur.

Azami dikkat ve gayretlere rağmen, farkında olunmadan ter­cüme hataları olabilir. Yapıcı eleştiri ve uyanlara her zaman ihti­yaç duyduğumuz ilim sahipleri ile bütün okuyucularımızın tenkit, uyarı ve katkılarına şimdiden şükranlarımı sunacağımı belirtmek isterim.

"Çalışmalarımı sürdürme noktasında yakın ilgisini gördüğüm değerli dostum terzi Emin Abiye ve yoğun iş temposuna rağmen kitabın tamamını gözden geçirip katkılarda bulunan değerli dos­tum Zekeriyya Efiloğlu'na, bu değerli eserin tercüme edilmesinde ve kısa zamanda okuyuculara ulaştırılmasında büyük gayret gös­teren Karınca Yayınları'nın sahibi değerli dostum Feyzullah Birışık'a şükranlarımı arzederim.

 

Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur. Salât ve Selâm, efendimiz Muhammed (s.a.v)'in üzerine, onun aile halkı­nın, sahabilerinin ve ona tabi olan mü'minlerin üzerine olsun.

Bu girişten sonra; Müslümanlar, günümüzde, sahih dinî öğ­retimin/kültürün zayıf olması ve yalana hurafeliğin istilası sebe­biyle yıkıcı fikrî mezheplerin yayılmasıyla karşı karşıya kalmıştır.

İşte alimlerin olmaması, ilim meclislerin azalması, Müslü­manların mescitleri ile cemiyetlerindeki aktif dinî halkaların zayıf­laması sebebiyle cehalet, yaygın bir vaziyette Allah'ın dini üzerine galip gelmiş ve meclislerde, gazetelerde, dergilerde, radyo yayınlarında, Cuma hutbelerinde Resulullah (s.a.v) üzerine uydurul­muş hadisler ile ilgili olarak insanların işittikleri ve kaptıkları herşeyi kabul etmek onlara kolay gelmiştir.

Bu, büyük bir musibet olup tehlikeli bir kötülük olup dinden büyük bir bölümü yıkar, sapık mezheplerin yayılmasına göz yu­mar ve bu sapık mezheplerin, İslam'a bağlı bir çok kimsenin üze­rinde kabul edilmesi ile etkin olmasını sağlar.

İşte uydurma hadisleri yaymak; insanların zihinlerindeki dinî öğretimi/kültürü zayıflatır, İslamî bilginin artmasını etkisiz kılar, İslam'a önceden ve sonradan giren müslümanların çoğunda var olan İslam'ın gerçek yönünü deforme eder.

İşte bu sapık kimseler, hak dini kendilerine bîr destek elde etmek, Resulullah (s.a.v)'in makamına iftira etmede bir vesile edinmek ve Allah'ın akıllara aydınlık verdiği, kalplere yerleştirdiği, insanları karanlıklardan nura çıkardığı temiz İslam diniyle alay et­mede bir yöntem belirlemek için efendimiz Muhammed (s.a.v)'e nispet edilmiş bu yalan sözlere dayanmışlardır.

İlim adamlarının görevlerinden birisi de; insanlara, dinîn kültür/öğretim yapısını, dine sonradan giren yanlışlıklardan ayır­malarını, onların dilleri ile kalemlerini batıl olan şeylere delil ge­tirmeleri ile batıl olan şeylere güvenmelerini engellemelerini, Pey­gamber (s.a.v)'in sözlerinde sahih olan aydınlatıcı bilgiyi elde et­melerini sağlamak için; bu tür uydurma hadislerin (neler oldu­ğunu) açıklamaları, bu tür saçmalıklar ile sapıklıklara cevap ver­meleri ve insanlara sahih ile uydurma arasındaki farkı belirtmele­ridir. Doğrusu bu konuda büyük bir doğruluk payı vardır.

Aliyyu'1-Kârî (ö. 1014/1605)'nin, "el-Masnûa fi Ma'rifeti'I-Hadîsi'l-Mevdûa" adlı kitabına yazdığım önsözde şöyle demiş­tim:

"İlim öğrencisinden istenilen şeylerden birisi de; dikkati ço­ğaltmaları ve "Mevzuat" kitaplarını incelemeleridir. Çünkü "Mevzûât" kitaplarını gözden geçirmek; uydurma hadislerden korun­mayı ve onlardan uzaklaştırmayı sağlar ve Resulullah (s.a.v)'den nakledilen hadislerin hepsini araştırmanın gerekliliği ile ilgili olarak kendisinde aşırı derecede araştırma gücü bulur.

Ayrıca araştırma ve inceleme tarzında bu tür bir aktif gözden geçirme; batıl, sahih, zayıf ile ilgili hadislerin arasını ayırma yete­neği, ilim öğrencisinin kendisinde meydana gelir. Bunda, büyük bir hayır vardır.

Hatta dikkatli, araştırmacı ilim öğrencisinin; "Mevzuat" ki­taplarını dikkatli bir gözden geçirmeye devamlı bir şekilde ihtiyacı olup bu hadislerden uydurma olmayanı bilmeleri, uydurma olan hadisle ilgili bilgi edinmeleri ve hakkında hata edilen bir hadisi, sabit yada sahih bir hadis olduğunu anlayıp hemen o hadisi dü­zeltmeleri gerekmektedir.

“Sahih hadisleri okumaya ve öğrenmeyi sağlamaya yönelik olarak "Mevzuat" kitaplarını gözden geçirmek; bu hadisleri ka­bul etmede sürekliliği sağlamak ve bu hadislerle delil getirmek kişi için en değerli öğretim aracı ile kurtuluş ve insanların bu tür ha­disleri tanıma ile terk etmesinde kişi için incelemeyi gerektiren yardımcı bir durumdur. Çünkü bu durum, uydurma hadisleri, sa­hih hadisleri değiştirmeye yöneliktir. Bu ise bolca olup müslümanın, din ile dünya işinde ihtiyaç duyduğu her türlü sadakatiyle il­gilidir. Yüce Allah, ezelden beri hakkı batıla karşı korumuştur. Hamd, Allah içindir.”

İbn Kayyim'in bu kitabı; makbul, kapsamlı ve bilgiyle dolu olup "Mevzuat" alanında yazılan kitapların en değerlisi, bilgi yö­nünden onların en kapsamlısı, hacim yönünden onların en kü­çüğü ve Sünnetle uğraşanlar için senedine bakmaksızın hadisi(n uydurma olup olmadığını tanıma ile ilgili kuralların en bol olanı­dır. İşte İbn Kayyim el-Cevziyye, bu kitabında, bu tür konulara genişçe bir şekilde yer vermiştir. Çünkü Sünneti yaymanın ve onu uydurma hadislerden korumak, en değerli bir mükafattır.

"Mevzuat" alanında yazılan kapsamlı küçük kitapların, kültürlü eğitim görmüş kimseler ile ilim öğrencilerinin ellerinde ol­masını sağlama ile ilgili görüşümden dolayı Sünneti insanların arasında yaygınlaştırmanın ve kolay bir hale getirmenin doğru olduğunu gördüm. Çünkü bu durum; ilmî açılımları artırır ve in­sanların dilleri ile kalemlerini, Resulullah (s.a.v)'e karşı uydurul­muş hadislerden ayıklamaya yardım eder. Bu, önemli dinî bir görevdir.

Bu konuda İbn Kayyim'in bu kitabını ve ta'likini yaptığım Aliyyu'1-Kârî (ö. 1014/1605)'nin "el-Masnûa fî Ma'rifeti'1-Hadîsi'1-Mevdûa" adlı kitabını neşretmek suretiyle (bu iki kitabın) te­mel alınmasını umuyorum. Allah, bizi, bu kitapla faydalanmayı nasip eylesin. Çünkü Allah, başarının ve doğrunun yardımcısıdır.

 

AnchorAnchorAnchor

 

O; imam, muhakkik, eşsiz, çok yönlü, parlak fikir sahibi, akıcı bir kabileyete sahip, açık itaatkar tatlı bir yazı üslubuna sahip, parlak aktif çarpıcı bir açıklama tarzına sahip, taşkın bir ruh haline sahip "İbn Kayyim el-Cevziyye" diye şöhret bulmuş olan Şeyh Şemseddîn Ebu Abdullah Muhammed İbn Ebu Bekr b. Eyyûb ez-Zürâî ed-Dımeşkî el-Hanbelî (rh.a)'dir.

"İbn Kayyım el-Cevziyye" adıyla şöhret buldu. Babası, -Ferâiz/Miras Hukuku alanında meşhur bir alim idi bugün Dımeşk'teki el-Buzûriyye sokağında bulunan Cevziyye medresesinin kayyimi olduğu için "İbn Kayyim el-Cevziyye" diye tanındı.

Yalnız İbn Kayyim el-Cevziyye, İmam Ebu'l-Ferec İbnül-Cevzî değildir. Çünkü Ebu'l-Ferec İbnül-Cevzî, Bağdatlı olup ömür ve yaş bakımından İbn Kayyim el-Cevziyye'den daha önce yaşamıştır. Ayrıca Ebu'l-Ferec İbnül-Cevzî, 597/1200 yılında Bağdat'ta ölmüştür.

İbn Kayyim el-Cevziyye ise Dımeşkli olup Ebu'l-Ferec İbnül-Cevzî'den daha sonra yaşamıştır. Ayrıca İbn Kayyim el-Cevziyye, Dımeşk'te yaşamış ve orada ölmüştür.

Her ikisi de, Hanbelî mezhebine mensuptur.

Bazı insanların, bu ikisini birbirine karıştırdıklarını gördüğüm için, farklılık ve bilgilendirme açsından ikisi ile ilgili duruma dik­kat çektim.

İbn Kayyım el-Cevziyye'nin biyografisi, kapsamlı bir şekilde büyük ciltler içerisinde geçmektedir. O; hayati, imamlığı, görüş­leri, fetvaları, tek başına kaldığı görüşleri, öğrencileri, eserleri ve kendi zamanından günümüze kadar ilim adamlarının safları içeri­sindeki aktif fikir yapısı hususunda bu ciltlerin içerisinden kap­samlı bir çalışmayla çıkarmayı hak etmektedir. Çünkü İbn Kay­yım el-Cevziyye, daha sonra gelen nesillerin uyduğu ve hocası Şeyhü'l-İslam İbn Teymiyye (ö. 728/1327) nin nurundan yararla­nan bir kimsedir.

Ben, onun biyografisi ile ilgili el verdiğince özet ifadeleri ver­mekle yetineceğim.

Derim ki:

İbn Kayyım el-Cevziyye, Dımeşk yakınlarında bu­lunan Havrân'a bağlı Zur'a köyünde 691/1291 yılında dünyaya geldi.

İlmi, bu diyardaki meşayihten öğrendi. Şihâb en-Nâblusî el-Âbir, Kadı Takıyuddîn b. Süleyman, İsa el-Mut'im, Ebu Bekr b. Abdu'd-Dâim, İsmâîl b. Mektûm, Fâtıma bint. Cevher ile daha birçoklarından hadis dinledi.

Arapçayı, Ebu'1-Feth ile Mecd et-Tûnusî'nin yanında okudu. Fıkhı/İslam Hukukunu ise, Mecd el-Harrânî'nin yanında okudu. Usûlü Fıkhı/İslam Hukuk Metodolojisini, Safiyy el-Hindî'den aldı. Ferâiz/Miras Hukuku ilmini ise babasından öğrendi. Bu ilimleri öğrenmede onun yanında güçlü bir el vardı.

Şeyhü’l-İslam İbn Teymiyye (ö. 728/1327)'nin yanında da okudu. Hocası İbn Teymiyye, 712/1312 yılında Mısır'dan dönüp 728/1327 yılında ölünceye kadar onun yanında, (yaklaşık ola­rak) 16 yıl kaldı.

İbn Kayyim el-Cevziyye için bu durum; gençliğinin en güzel çağında, gücünün ve hareketliliğinin zirvesinde olduğu, zihinsel yapısının tamamlandığı bir zamanda gerçekleşmişti. Çünkü Şam diyanna geldiğinde, 21 yaşında idi. Bu sırada Allah'ın bahşettiği mükemmel ilmî fıtrî bir seviyeye, eşsiz güçlü bir hafızaya, ilmî problemleri çözmede ve bu ilmî problemlerdeki ihtilaf noktalarını kavramada ve bu ilmî meseleleri güzel bir şekilde tasnif etmede benzersiz bir kudrete sahip idi.

Şüphesiz ki, bu tür şeyler ve 16 yıl boyunca hocasının ya­nında kalması, onun bu İlmî durumunu iyice pekiştirip güçlen­dirdi. Çünkü İbn Kayyim el-Cevziyye; hocasının ilminden bolca faydalanıyor ve bu bilginin nedenini araştırıyor, onun büyük zi­hinsel kabiliyeti ile algılama tarzını kavrıyor idi. Öyle ki hocasınm durumunun lisanı, pek çok öğrencisi arasında onun öğrencisi ola­rak bilinen bir kimse idi. Zira o, hocasının kitaplarını düzenleyip ve onun ilmini yaydı.

Hocası son defa Dımeşk kalesine hapsedildiğinde, o da onunla birlikte, fakat ondan ayrı olarak hapsedildi. Bir çok sıkıntı­lara ve musibetlere karşılaşmasına rağmen hocasından ancak onun ölümünden sonra ondan ayrıldı. Allah, her ikisine de rah­met eylesin.

Daha hocası İbn Teymiyye, hayatta olup ölünceye kadar birçok kimse İbnü'l-Kayyim el-Cevziyye'den ilim öğrendiler ve onun bilgisinden yararlandılar. Bunların içerisinde hocası İbn Teymiyye'den birlikte ilim öğrendiği arkadaşı İbn Receb'de vardı.

İbn Receb, Zeylu Tabâkâti'l-Hânebile, 2/447-452'de İbn Kayyim el-Cevziyye'nin biyografisine geniş bir yer verip üstün­lüklerinin nedenlerini, (nasıl) büyük bir imam olduğu ve çokça ibadet ettiğini anlattı ve onun; tefsir, hadis, fıkıh, usul, akaid, borçlar hukuku, üb, nahiv ( dilbilgisi), Arapça, edebiyat, tasav­vuf, ahlak, hukuk siistemi, kahramanlık/binicilik ve daha bir çok ilim alanında 50 kadar eserini -bilakis onun eserleri 100'e yaklaşmıştırsaydı.

Onun bir çok eseri basıldı. Onun bütün eserleri; geniş bir bilgiye sahip olması hasebiyle doğruluğa, büyük bir yeteneğe, eser verdiği ilimlerdeki imamlığının derinliğine delildir. Onun, bir ilim alanında yazdığı kitabı, ancak aynı ilim alanında eser veren kim­seye nazaran açık bir üstünlüğü olduğunu görürsün. Doğrusu Al­lah, ilmi dilediği kimseye verir.

Hafız İbn Receb (İbn Kayyım hakkında) şöyle der:

Çeşitli ilim alanında gerçekten birçok eserler tasnif etmiştir. İlme, yazmaya, müzakere etmeye, yazılı eser vermeye ve (birçok) ki­taba sahip olmaya karşı büyük bir sevgisi vardı. Birçok kimse­nin sahip olamadığı kitapları elde ederdi. Vasıflanamayan bir­çok meseleyi yazdı. Sadriyye medresesinde eğitim verdi. Cevziyye medresesinde uzun bir müddet imamlık etti. 751/1350 yılının Receb ayının 13'ünde öldü. Allah ona rahmet eylesin.

 

AnchorAnchorAnchor

 

İmam İbn Kayyım, bu kitabı "Senedine bakmaksızın bir ku­ralla uydurma hadisi tanımak mümkün müdür?" şeklinde soru soran kimseye cevap vermek için yazdı, İbn Kayyim, kendisine sorulan faydalı ve kapsamlı bu soruya hoşnut ve rahat bir şekilde karşılayıp bu soruya cevap olarak benzersiz ve şahane olan bu kitapta ele aldığı konulara geniş yer verdi.

İbn Kayyim, bu kitabı, ölümünden 3 yıl kadar önce yazdı. Çünkü 18. Bölümde;

Dünyanın ömrü yedi bin yıldır. Biz (şimdi) yedinci bin (yıl)dayız" şeklindeki uydurma hadîsi getirip daha sonra bunu.

Bu, en açık bir yalandır. Çünkü bu hadis sahih olsaydı, bizim zamanımızdan kıyamete kadar tam iki yüz elli bir yıl kaldığını herkes bilirdi" şeklindeki sözüyle tenkit etmesi, bunu göstermek­tedir.

Görüldüğü üzere bu ifade, bu kitabın yazılış yılını belirtmeyi ifade etmektedir.

İki soruya iki cevap vermek için bu kitapta ilavelerde bulundu.

Birinci Soru: Bu, kitabı yazmaya başladığı soru olup içe­risinde dört mesele ile ilgili soru sorulmuştur:

Birinci Mesele: Misvakla kılınan namazın, misvaksız kılman namazdan 70 kat daha üstün olması.

İkinci Mesele: Cüveyriyye hadisinde geçen;

"Senden sonra dört kelime söyledim ki, bunlar, o günden sonra söylediklerinle tartılmış olsa, elbette onlarla denkleşirdi. Allah'ı; yarattıkları sayısınca, zatının rızasınca, arşının ağırlı­ğınca ve kelimelerinin sayısınca, hamdiyle birlikte noksanlık­lardan tenzih ederim" (ifadenin, mücerret bir zikir olan "Subhânallâh"dan) kat kat üstün olması.

Üçüncü Mesele: “İçerisinde, her ay tutulan üç gün oruç, bir ay tutulan oruç yeri­ne geçer" ifadesi geçen hadis.

Dördüncü Mesele: “Kim çarşıya girip: Lâ ilahe illallâhu vahdehu lâ şerike leh. Lehu'l-Mülkü ve lehu'l-Hamdu yuhyî ve yumît. Ve Huve hayyun lâ yemût. Bıyedihi'1-hayr. Ve Huve alâ külli şey'in kadîr' (Allah'tan başka ilah yoktur. O, ortağı olmayan tektir. Mülk, O'nundur. Hamd, O'nadır. O, diriltir ve öldürür. Diridir, ölmez. Hayr, elindedir. Ve O, her şeye gücü yetendir) derse, Allah, ona; bir milyon sevab yazar, ondan bir milyon günah siler ve onu bir milyon derece yükseltir" şeklinde geçen hadisin durumu.

İkinci Soru: Bu da, kitabi bitirdiği 50. Bölümde yer al­maktadır.

Birinci Mesele: “Meryem oğlu İsa dışında Mehdi yoktur" hadisi hakkında; bu hadis, Mehdi ile Mehdi'nîn sonradan ortaya çıkacağı hususundaki hadislerle nasıl birleştirilebilir? Bu hadislerin arasını birleştirmenin yolu nedir? Mehdi hakkında hadis var mıdır, yoksa yok mudur? Şeklinde soru soran kimsenin sorusudur.

Her zamanki adeti üzere, kendisine yöneltilen bu beş mese­leye, kapsamlı ve doyurucu bir şekilde cevap vermiştir. Çünkü o, geriye hiçbir şey bırakmayacak şekilde, konuyu kapsamlı bir şe­kilde işlemeye çalışıyor.

 

AnchorAnchorAnchor

 

Hoş, hacimli ve bol bilgiye sahip olan bu kitap, "el-Menâru'1-Münîf fî's-Sahîh ve'z-Zaît’tir.

İbn Kayyim, bu kitabında, Ebu'l-Ferec İbnü'l-Cevzî (ö. 597/ 1200) 'nin "el-Mevzûât" adlı kitabını özetlemiştir. Bu özetlemeyi de, güzel bir şekilde yapmış, 1000 sayfadan daha fazla olan bu kitaptaki temel bilgileri belirli sayfalarda kapsamlı bir şekilde işle­miş ve İbnü'l-Cevzî (ö. 597/1200)'nin, "Bu konudaki uydurma hadise delalet eden kurallar, genel kaideler ve işaretler" ekse­ninde naklettiği hadisler ile ilgili konuları özetlemiştir.

İbn Kayyim, İbnü'l-Cevzî (ö.597/1200)'nin "el-Mevzûât" adlı kitabı özetlediğini, bir açıklama ve işaretle bile olsa belirtme­miştir. Fakat bu iki kitabın arası karşılaştırıldığında, bu konuyu bilen bir kimse için bu en kolay bir bakışla ortaya çıkar. Bununla birlikte bazı bölümlerde İbnü'l-Cevzî'nin bu kitabının adı vermiş, bazen de onun "el-Mevzûât"taki sözünü hiçbir dayanak göster­meksizin harfi harfine nakletmiştir.

İster Ömer b. Bedr el-Mevsılî (ö. 622/1225)'nin "el-Muğnî ani'1-Hıfz ve'1-Kîtâb, bî kavlihim: Lem yesihha şey'un fî hazâ'l-bâb" adında [2] bu kitaba yaptığı muhtasar olsun veya ister "el-Kâms adlı kitabın yazarı Fîrûzâbâdî (ö. 817/1414)'nin "Sifru's-Saâdet" adlı kitabının [3] sonunda bu kitaba yazdığı muhtasar ol­sun, İbn Kayyim'in bu muhtasarı, "el-Mevzûât"a yapılan muhta­sarların en iyisidir. Bu iki kitabın, "el-Mevzûât"tan yaptığı alıntı, "el-Menâru'l-Münîf'in yaptığı alıntıdan kat kat daha fazladır. Fa­kat bu iki kitap ve bu iki kitabın yaptığı alıntılan eleştirme husu­sunda bir&cced

DARUL KİTAB




Bilx.net
Get  our toolbar!

Kabeden Canlı Yayın


Broadcast live streaming video on Ustream