سْــــــــــــــــــمِ ﷲِالرَّحْمَنِİlminfazileti islamic sciences-İslami İlimler

>
English (US) Deutsch Français Русский 中文(简体) Português Italiano 日本語 한국어 Español
LA TAHZEN İNNALLAHE MEANA


Kalp zikri nedir nasıl çekilir?

Kalp zikri nedir nasıl çekilir? |  görsel 1
Kalp zikri nedir nasıl çekilir? Hak dostlarının temel prensiplerinden birisi de “Vukuf-i Adedî” dir. Manası, zikirde mürşidin tespit ettiği sayıya dikkat etmek, ölçüyü korumak, usule uymak, gerçek hedefe yönelmek ve böylece kalbi uyandırıp Yüce Allah ile huzura ulaşmaktır. Kısaca usulünce ilacı içip şifa bulmaktır.Her işte usül esastır. Usül işin temelidir. Arifler şu prensipte söz birliği etmişlerdir: “Usülsüz vusül olmaz.” Yani, usüle uymayan hedefe ulaşamaz.Bu yolda hedef Yüce Allah’tır. Usül ise edebe uymaktır. Edep, lazım olanı yapmaktır. Bu yolda neyin lazım olduğunu rehber belirler. Rehber Kur’an ve Sünnet’tir. Alimler Kur’an ve Sünnet’in tercümanıdır. Yolcuya düşen rehberine uymaktır. Arifler vukuf-i adedî prensibini Kur’an ve Sünnet’ten almışlardır. Onunla hak yolcularına bir çok edep ve usul öğretmişlerdir. Bu usüller delil ve tecrübeye dayanır. Bu prensibin izahı içinde şu sorulara cevap bulacağız: GENEL ZİKİR, ÖZEL ZİKİR Zikirde sayı önemli midir? Herkes istediği şekil, usul ve sayıda Yüce Allah’ı zikredemez mi? Gaye sayı mıdır, zikir midir? Zikirden gaye nedir? Mürşidlerin belirlediği zikrin dışına çıkan bir mürid niçin zarar görür? Çok zikirden zarar gelir mi? Farklı zikir yapan çarpılır mı? Zikir çekmeyen terbiye olmaz mı? Zikir vazifesi ne zaman biter? Zikir, genel ve özel olarak iki şekilde yapılabilir. Genel zikir bir zaman ve sayı belirlemeden günlük yaşantı içinde devamlı zikir ve fikir halinde olmak ve kalben Allahu Tealâ ile huzur halini muhafaza etmektir. Bu herkesin ilâhi sevgisine, ilmine, terbiyesine, tefekkür kabiliyetine ve manevi nasibine göre değişir...

Sultan 3. Murad bir sabah namazına ?

Sultan 3. Murad bir sabah namazına ? |  görsel 1
Sultan 3. Murad bir sabah namazına kalkamayınca bu şiiri yazar ; Uyan ey gözlerim gafletten uyan.. Uyan uykusu çok gözlerim uyan.. Azrail'in kastı canadır inan, Uyan ey gözlerim gafletten uyan.. Uyan uykusu çok gözlerim uyan.. Seherde uyanırlar cümle kuşlar, Dilli dillerince tespihe baslar.. Tevhit eyler dağlar,taslar,ağaçlar.. Uyan ey gözlerim gafletten uyan.. Uyan uykusu çok gözlerim uyan.. Semavatın kapuların açarlar, Müminlere rahmet suyun saçarlar, Seherde kalkana hülle biçerler, Uyan ey gözlerim gafletten uyan.. Uyan uykusu çok gözlerim uyan.. Bu dünya fanidir sakın aldanma, Mağrur olup taç-u tahta dayanma, Yedi iklim benim deye güvenme, Uyan ey gözlerim gafletten uyan.. Uyan uykusu çok gözlerim uyan.. Benim,murat kulun,suçumu affet.. Suçum bağışlayub günâhım ref'et.. Resul'un sancağı dibinde hasret, Uyan ey gözlerim gafletten uyan.. Uyan uykusu çok gözlerim uyan.. Bu dünya fanidir sakın aldanma. Mağrur olup tac-u tahta dayanma. Yedi iklim benim deyu güvenme. Uyan ey gözlerim gafletten uyan! Uyan uykusu çok gözlerim uyan... Sultan III.Murad http://www.facebook.com/ilminfazileti...

Nazar Duaları

Nazar Duaları |  görsel 1
Nazar Duaları 1-Resûl-i Ekrem Efendimiz, torunları Hasan ve Hüseyin (r.a.)'e, nazar değmesin diye duâ okurlarmış. Bu duâ: "Euzu bi kelimâtillâhi't-tâmmeti min kulli şeytanin ve hammetin ve min külli aynin lammeh." nazar duası "Her türlü şeytandan, zararlı şeylerden ve kem gözlerden bütün kelimeleri yüzü hürmetine Allah'a sığınırım." 2-Peygamber efendimiz nazar için ( Allahümme barik fihi ve la tedarruhü ) okurdu. (İbni Sünni) "Allâh'im, bunu mübârek eyle. Ona zarar dokunmasina izin verme." 3- Büyük velîlerden Hasan Basrî Hazretleri göz değmesine karşı (Kalem Sûresinin 51-52. ayetleri olan) şu âyetleri okurdu: "Ve in yekadullezîne keferû leyuzlikûneke biebsarihim lemmâ semiu'z-zikre ve yekulûne innehu le mecnûnun ve ma huve illâ zikrun lil âlemîn." "Gerçekten o küfredenler Kur'an-ı işittikleri zaman az kaldı seni gözleriyle yıkacaklardı. "O, mutlaka bir mecnundur" diyorlar. Oysa Kur'an bütün alemler için büyük bir uyarıcıdır.." (Kalem Sûresi, 51-52) Nazar değen kimse şifa için: Fatiha Suresi, Ayetü'l-Kürsî, Felâk Suresi, Nâs Suresi, okumalıdır. 5-Bismillâhirrahmânirrahîm bismillâhi azîm-iş- şâni şedîd-il birri mâ şâallahü kâne habese hâbisün min hacerin yâbisin ve şihâbin kâbisin. Allahümme innî radedtü ayn-el âini aleyhi ve alâ men ehabb-en-nâsi ileyhi ve fî keyedihî ve kilyetihî lahmün rakîkun ve azmün dakîkun fîmâ leh&...

Besmelenin Fazileti

Besmelenin Fazileti |  görsel 1
              BEĞEN ARAMIZA KATIL http://www.facebook.com/ilminfazileti  BESMELENİN FAZİLETİ    “Mektup Süleymandandır, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyladır”. (En-Neml 30) Muhterem Müslümanlar!             Bu günkü sohbetimizde Besmelenin faziletinden bahsetmek istiyorum. Her zaman okuduğumuz besmele hangi manalara gelmekte ve okuyanlara ne imkanlar hazırlamaktadır. Besmele okuyanlar ile okumayanlar arasında kazanç ve zarar bakımından hangi farklar vardır.? Bunları yer yer izah etmeye çalışacağım.             Sohbetimin başında okuduğum Ayet-i kerimenin bir evveli ile iki sonraki ayetlerle toplu olarak  bir kere daha mealini sunalım.             Sebe melikesi; “Ey ileri gelenler ! bana, merhamet eden, merhametli olan Allah’ın adıyla başlayın ve sakın bana karşı baş kaldırmayın ve teslim olarak gelin diyen Süleyman’dan gönderilen önemli bir mektup bırakıldı.Ey ileri gelenler ! vereceğim emir hakkında bana fikrimizi söyleyin, siz benim yanımda bulunmadıkça, bir iş hakkında kesin bir hüküm vermem,” dedi (en-Neml 29-32)                 İslam’da gerek dünya ve gerekse Ahiretle ilgili olsun her önemli ve meşru işe Besmele ile başlamak tavsiye edilmiştir. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur. “Bismillahirrahmanirrahim ile başlayan her iş bereketsiz ve güdüktür.” Hz.Peygamber (s.a.v) bir çok iş münasebetiyle BESMELE çektiği hadis kitaplarında mevcuttur. Ayrıca belli ibadetlerde ve hayva...

Adnan Menderes İdamı 17.Eylül.1961-Rahmetle Anıyoruz

Adnan Menderes İdamı 17.Eylül.1961-Rahmetle Anıyoruz |  görsel 1
ADNAN MENDERES 1899 yılında Aydın'ın Koçarlı ilçesi Çakırbeyli köyünde doğdu. İzmirli Katipzade İbrahim Ethem Bey ile Aydınlı Hacı Alipaşazadeler’den Tevfika Hanım'ın oğlu olan Adnan, anne ve babasını küçük yaşta kaybetti ve anneannesinin yanında büyüdü. Eğitimine İzmir İttihat ve Terakki Mektebi’nde başlayan Adnan Menderes, Üniversite öncesi eğitimini Kızılçullu Amerikan Kolejinde tamamladı. Kolej son sınıf öğrencisi iken 4 Aralık 1916'da askere alındı, 15 Aralık 1917'de Zabit Vekili (Asteğmen) rütbesine yükseltildi, 30 Ekimde terhis oldu. İstiklal Savaşında 6 Ekim 1920'de yeniden askere alınarak Aydın Askerlik Şubesinde görevlendirildi. 1 Eylül 1921'de Şube İnzibat Subaylığına atandı. 1 Mart 1922'de Menderes Bölgesi Komutan Yaveri oldu. Zaferden sonra 1 Eylül 1922'de Teğmenliğe yükseltildi. 1'inci Kolordu 2. Şube, İstihbarat Şubesi ve İzmir Sansüründe hizmette bulundu. 1 Ağustos 1923'te terhis edildi. 12 Ağustos 1930'da İstanbul'da Ali Fethi Bey'in Başkanlığında kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkasında politikaya girerek partinin Aydın örgütünü kurdu ve İl Başkanı oldu. Partinin kendini kapatması üzerine siyasi yaşamını CHP'de sürdürdü. CHP Aydın İl Başkanlığına seçildi. 9. Dönem seçimlerinde Aydın Milletvekilliğine seçildi. Bu arada Ankara Hukuk Fakültesinde öğrenim görerek 1935 yılında mezun oldu. 10, 11 ve 12. Dönemlerde yine CHP adayı olarak Aydın'dan Milletvekili seçildi. 1945 yılına kadar TBMM'de komisyon raportörlüğü yapan Menderes, o yıl Saracoğlu Hükümetinin getirdiği Toprak Kanunu Tasarısını reddederek, komisyondan istifa etti. Partide yaptıkları muhalefetten dolayı, Refik Koraltan ve Fuat Köprül&uu...

Rahman Suresi Türkçe Meali -Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır

Rahman Suresi Türkçe Meali -Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır |  görsel 1
    Rahman Suresi     1 - Rahmân (çok merhametli olan Allah)     2 - Kurân'ı öğretti.     3 - İnsanı yarattı.     4 - Ona beyanı öğretti.     5 - Güneş de ay da bir hesab iledir.     6 - Bitkiler ve ağaçlar secde etmektedirler.     7 - Göğü yükseltti ve mizanı koydu.     8 - Sakın tartıda taşkınlık etmeyin.     9 -Tartıyı adaletle yapın, terazide eksiklik yapmayın.     10 - (Allah) yeri mahlukat için (aşağıya) koydu.     11 - Orada meyvalar ve salkımlı hurma ağaçları vardır.     12 - Yapraklı taneler ve hoş kokulu bitkiler vardır.     13 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?     14 - Allah insanı, pişmiş bir çamura benzeyen bir balçıktan yarattı.     15 - Cinleri de hâlis ateşten yarattı.     16 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?     17 - (O) iki doğunun ve iki batının Rabbidir.     18 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?     19 - (Acı ve tatlı) iki denizi salıverdi birbirine kavuşuyorlar.     20 - Fakat aralarında bir engel vardır, birbirlerine geçip karışmıyorlar.     21 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?     22 - İkisinden de inci ve mercan çıkar.     23 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?     24 - Denizde koca dağlar gibi yükselen gemiler de onundur.     25 - Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?     26 - Yer üz...

Sıla-i Rahim

Sıla-i Rahim |  görsel 1
Sıla: Kavuşmak, ulaşmak, vuslat demektir. Sıla; “ulaşmak”,“ kavuşmak” manasına gelen “vusul” kökünden mastardır. Rahim; kelime olarak rahmetten gelir. Rahmet “acımak”, “şefkat duymak ” manalarını taşır. Akrabalık, hısımlık, yakınlık, kuvvet, karabet gibi farklı kelimelerle dile getirilen beşeri yakınlığı ifade eder. (Fîrûzâbâdî, İbnü'l-Esir) Bir nesneyi bir nesneye ulaştırmak bitiştirmek ve eklemek manasındadır. (Okyanus) Sıla-i rahim: Hısım akrabayı ziyaret emek ve onlarla görüşmek ve mektuplaşmak; alakayı devam ettirmek akrabanın kusurlarını affetmekdir. “Sözgelimi iş ve ikamet yerimiz akrabalardan uzaklarda ise zaman zaman ziyaretlerine gitmek, mektup yazıp telefon etmek; yakında ise arada sırada görüşmek, yardımımıza muhtaçsa yardım etmek, hastaysa ziyaret etmek, bir meselesi varsa ilgilenmek; sürurunda tebrik, üzüntüsünde teselli ve taziyede bulunmak, hal hatır sormak, selam vermek vs. hepsi sıla-i rahme dâhildir. Sıla-i rahim öncelikle akrabalara karşı talep edilmiş ise de, komşulara, arkadaşlara, meslektaşlara, iş arkadaşlarına, din kardeşlerine ve her çeşit tanıdıklara karşı da vazife ve borç kılınmıştır. Sözgelimi, karşılaştığımız bir mümine, tanımasak bile verilen bir selâm, yaşlı bir kimseye yer gösterme, otobüste yer verme, düşen bir çocuğu kaldırma, soran kimseye adres tarif etme, ictimâî münasebetlerde güler yüzlü, tatlı sözlü olma, hayırhah ve yardımsever tavrı takınma vs. hepsi birer sıla-i rahim'dir. Şu halde sıla-i rahmi, bu sayılanlardan sadece biri olarak anlamak büyük bir eksiklik olur. Âlimler sıla-i rahmin dereceleri olduğunu, en yüksek derecesinin nikâh düşmeyecek derecedeki yakın akrabalar arasında bulun...

Zemzem’in bilimadamlarını şaşırtan özelliği

Zemzem’in bilimadamlarını şaşırtan özelliği |  görsel 1
Zemzem’in bilimadamlarını şaşırtan özelliği Zemzem suyunun ezan okunduğunda berraklaştığını ifade eden Japon bilim adamı Dr. Masaru Emoto, “Zemzem, çevresinde cereyan eden bütün değişimleri hafızasına alıyor.Yapısı çok farklı. Bu, onu dünyadaki diğer elementlerin efendisi yapıyor” dedi. Edinilen bilgiye göre Ren Nehri’nin suyundan içen kişinin enerjisinin azaldığını belirleyen Alman bilim adamı Dr. Knut Pfeiffer, bir miktar zemzem bulup içti. 35 dakika sonra da rahatladığını hisseden Dr. Pfeiffer, şaşırtıcı bir gerçekle karşılaştı. Zemzemin mayalama özelliği bulunduğunu, bir bardağının bir kova şebeke suyunu temizlediğini, bu özelliğiyle bile enerji ve şifa kaynağı olduğunu tespit eden Dr. Pfeiffer, “Su her şart altında değişmiyor ama değiştiriyor. Çok acayip bir deney yaptım. Bir damla zemzem suyuna yüz damla normal su karıştırdım. Sonuçta gördüm ki suyun hepsi zemzeme dönüşmüş. Sonra bir damla zemzeme bin damla normal su karıştırdım. Hepsi zemzeme dönüşmüş. Zemzem’de büyük bir enerji var. Başkasını değiştirir ama kendi değişmez” dedi. Japon bilim adamı Dr. Masaru Emoto ise, zemzem kristallerini mikroskop ortamında inceledi. Suyun kristal düzeninin değişen frekanslara göre farklılaştığını gören Dr. Masaru Emoto zemzem kristallerinin çan sesinde karardığını, Kur’an-ı Kerim ve ezan sesinde ise parlaklaştığını fark etti. İncelemede her bir kristalin Kâbe-i Muazzama’ya benzeyen bir doku oluşturduğu, zemzemin kristallerinin çan sesinde karardığı, Kur’an-ı Kerim ve ezan sesinde ise parlaklaştığı ve netleştiği anlaşıldı. Dr. Masaru Emoto, zemzemin fiziksel ve kimyasal özellikleri bakımından yeryüzündeki bütün sulardan farklı olduğunu belirterek, “Zemzem, çevresinde cereyan eden...

Ali İmran Suresi ve Hristiyanlık

Ali İmran Suresi ve Hristiyanlık |  görsel 1
Bismillahirrahmanirrahim وَرَسُولاً إِلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنِّي قَدْ جِئْتُكُم بِآيَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ أَنِّي أَخْلُقُ لَكُم مِّنَ الطِّينِ كَهَيْئَةِ الطَّيْرِ فَأَنفُخُ فِيهِ فَيَكُونُ طَيْرًا بِإِذْنِ اللّهِ وَأُبْرِئُ الأكْمَهَ والأَبْرَصَ وَأُحْيِي الْمَوْتَى بِإِذْنِ اللّهِ وَأُنَبِّئُكُم بِمَا تَأْكُلُونَ وَمَا تَدَّخِرُونَ فِي بُيُوتِكُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لَّكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ Ve resûlen ilâ benî isrâîle ennî kad ci’tukum bi âyetin min rabbikum, ennî ehluku lekum minet tîni ke heyetit tayri fe enfuhu fîhi fe yekûnu tayran bi iznillâh(iznillâhi), ve ubriul ekmehe vel ebrasa ve uhyîl mevtâ bi iznillâh(iznillâhi), ve unebbiukum bi mâ te’kulûne ve mâ teddehırûne, fî buyûtikum inne fî zâlike le âyeten lekum in kuntum mu’minîn(mu’minîne). Hem Beni İsraile bir Resul olarak, söyleyecek ki: ben size rabbınızdan bir âyetle geldim, ben size çamurdan kuş biçimi gibi bir mahlûk biçerim de içine üflerim, Allahın izniyle derhal bir kuş olur, yine Allahın izniyle gözsüzü ve abraşı iyi eder ve ölüleri diriltirim, ve evlerinize ne yiyor ve ne biriktiriyorsanız size haber veririm elbette bunda size şüphesiz bir âyet vardır eğer iman edecek iseniz yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi haber veririm. Eğer iman edecekseniz, şüphesiz bunda size bir delil vardır. Elmalılı Hamdi Yazır  Ali İmran Suresi (Hristiyanlık) "Benden daha önce inen Tevrat'ı onaylayıcı olarak size haram kılınmış olan bazı şeyleri helâl ilan etmek üzere Rabbiniz tarafından kesin bir kanıtla size geldim. Allah'tan korkunuz ve bana itaat ediniz. "Allah benim de sizin de Rabbimizdir, O'na kulluk ediniz, doğru yol işte budur."...

Diyanetten Camide Tabure Uyarısı

Diyanetten Camide Tabure Uyarısı |  görsel 1
Diyanetten Camide Tabure Uyarısı Camilere gönderilen bildiride, cami içerisinde nasıl oturulacağı, hasta ve yaşlı vatandaşların namazlarını nasıl kılacağı anlatıldı.İslam alimlerince uygun bulunmayan tabureyle namaz kılma devri camilerde sona eriyor Camilere gönderilen bildiride, cami içerisinde nasıl oturulacağı, hasta ve yaşlı vatandaşların namazlarını nasıl kılacağı anlatıldı.İslam alimlerince uygun bulunmayan tabureyle namaz kılma devri camilerde sona eriyor. Diyanet İşleri Başkanlığı, son günlerde camilere tabureyle gidenlerin sayısı artınca devreye girdi. Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu cami cemaatlerini bu konuda bilinçlendirmek için, tabure konusunda görsellerin de bulunduğu bir açıklama yayınladı. Bildiride camide nasıl oturulması gerektiği anlatılırken, hasta vatandaşların namazlarını nasıl kılacağı ve görsellerle vatandaşlara sunuldu. Fatih Sümbül Efendi Camii’nin girişine de Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanan tabure bildirisi asıldı. CAMİLERİ KİLİSEYE ÇEVİRMEYİN Cami görevlileri geçtiğimiz hafta cuma namazında vatandaşları bu konuda bilgilendirdi. Cami cemaatinden tabure ya da sandalyeyle gelmemeleri istendi. Ancak bazı vatandaşlar camiye tabureyle gelmeyi sürdürdü. Camiye gelirken taburesini de yanında getiren yaşlı vatandaşlar görevliler tarafından uyarıldı. Cebrail Hatun isimli bir vatandaş, tabure üzerinde namaz kılınmasına karşı olduklarını belirterek, “Caminin düzeni kiliseye dönüştü. Bütün camilerde görüyoruz ve bu bizi rahatsız ediyor. Eskiden böyle bir şey yoktu. Fakat son senelerde öyle oldu ki; millet camileri taburelerle doldurarak sıralar oluşturmaya başladı. Ve bu sıralarda oturanlar diğer insanların da sandalyeye oturmasına sebebiyet veriyor” diye konuştu. BU DURUM İSLAM’A UYGUN DE...

Bayezîd-i Bistamî Hazretleri

Bayezîd-i Bistamî Hazretleri |  görsel 1
Bayezîd-i Bistamî Hz, sûreti itibarıyla Hz. Ebû Bekir (r.a)’a benzerdi. Uzunca boylu, zayıf bedenli, beyaz tenliydi. Seyrek ve ak sakallı, çukurca gözlü idi. “Sultânu’l-ârifin” diye anılırdı. Selman-ı Fârisî’nin memleketi olan İran ‘dan yetişen yiğitlerdendir. HAYATI Altın silsile, Ca’fer-i Sâdık ile Hz. Ebû Bekir’in soyu ve yolu ile Hz. Ali’nin soyunu ve meşrebini birleştirdikten sonra halkasına Bâyezid Bistamî’yi de aldı. Bâyezid Bistamî, Hz. Peygamber’in kendisine : “Bunlardan Öyle erler çıkacak ki iman Süreyya yıldızında olsa muhakkak ona yetişecek” buyurduğu Selman Fârisi (r.a)’ın memleketi olan İran’ın Horasan bölgesinin Bistam şehrinden. Adı Tayfur bin İsa, künyesi, Ebû Yezîd, nisbesi el-Bistâmî. “Bâyezid Bistamî” diye meşhurdur. Dedesinin Serûşan adlı bir mecûsî olduğu rivayet edilir. Babası Nişabur civarındaki Bistam kasabasının ileri gelenlerinden iyi bir müslüman ve dindar bir insan. Annesi de son derece saliha bir hatun. Üç kardeştiler. Adem, Tayfur ve Ali. Üçü de abid ve zahiddi. Fakat Tayfur yani Bâyezid içlerinde hal bakımından en üstün olanıydı. Bâyezid Bistami, Ebû Hafs Haddâd, Ahmed Hadraveyh, Yahya bin Muâz ile çağdaş. Şakik Belhi, Zünnûn Mısrî ile dost ve arkadaş. Mezhebi Hanefî, tarikatı Sıddıkî. Memleketi Bistam’dan ayrıldıktan sonra otuz yıl kadar Suriye ve Şam civarında dolaştı. İlimle uğraştı, nefsiyiz savaştı. 324/848 veya 262/875yılında vefat eden Bâyezid, Bistam’da medfundur. Bâyezid, Ca’fer-i Sâdık ‘ın rûhâniyetinden “üveysî” yolla ...

Allah Azze ve Celle

Allah Azze ve Celle |  görsel 1
http://www.facebook.com/ilminfazileti

Evliyaullah Sözleri

Evliyaullah Sözleri |  görsel 1
Gönül aynan saf olmadıkça, çirkini güzelden ayıramazsın. Hz. Mevlana  Mürüvvet, nefsi her çeşit kirlerden ve insanlar yanında ayıp olan şeylerden korumak, insanlara insafla muamele etmektir. Daha fazlasını yapan, faziletini arttırmış olur. Seriyyü’s Sakati  Mürüvvet, kişinin Allah ve kulları yanında kınanmasına sebep olacak şeyleri terk etmektir. Hasan-ı Basri  Mü’minin nazarı öyledir ki dünyadaki zevkü sefaya bakar arkasında cehennemi görür, meşakkat ve hizmete bakar, arkasında cenneti görür. Abdülaziz Bekkine Mü’minin kuvveti kalbindedir, kâfir ve münafığın kuvveti ise elindedir. Ömer bin Abdülaziz r.a.  Şehvetine düşkün olan kimse, dünya ve ahirette zelil olmaya hazır olsun. Vehb bin el-Verd  Cennetliklerin cennete, cehennemliklerin de cehenneme girmeleri, kendi amelleri sebebiyledir. Fakat onların orada ebedi kalmaları, niyetleri yüzündendir. Hasan-ı Basri Hz.leri   Daima iyi niyet sahibi olunuz. Çünkü niyete riya karışmaz. Allah-ü Teâlâ, kulun ameline vermediği mükâfatı, niyetine verir, zira niyette riya olmaz. İkrime r.a. Nefsini sevdiği halde Allah’ı sevdiğini iddia eden kimse, yalancının biridir. Yahya bin Muaz  Cenab-ı Hakk, mü’minlere niyetlerine göre ikram eder. Gönenli Mehmet Efendi  Üç haslet sahibinin imanı kemale ermiştir. Bunlar: Huzurda iken batıla sapmamak, kızdığı zaman Hakk’dan ayrılmamak, gücü yettiği halde haddi aşmamaktır. Muhammed bin Ka’b  Mü’minin ölüm zamanında alnının terlemesi, gözlerinin yaş dökmesi, burun deliklerinin kabarması, Allah’ın rahmetine n&...

MEZHEP NEDİR - MEZHEPLER NASIL ORTAYA ÇIKTI

MEZHEP NEDİR - MEZHEPLER NASIL ORTAYA ÇIKTI |  görsel 1
Mezheb Nedir?      Günümüzde alim ve hocaefendilere halk tarafından yönlendirilen soruların en önde gelenlerinden biri de mezheplerin nasıl ortaya çıktığı sorusudur. Mezheb’ kelime anlamı itibariyle ‘gidilen yol’, ‘mecra’ anlamları taşır. Dini ıstılahta ise içtihat (rey; görüş; hüküm) derecesine ulaşmış olan alimin dini meseleleri bir bütün sistem halinde ortaya koyması, bir anlamda teknik yorumlar bütünü oluşturmasıdır. Kısaca ifade etmek gerekirse, her Müslüman; Kur’an’ın hükümlerini, Resulüllah’ın (sav) hadislerini ve sünnetini, daha sonraki sahabe ve tabiinin görüşlerini ve bunlara ait bütün ilimleri tam manasıyla öğrenip uygulayamayacağına göre bunları bilen bir alime tabi olmak zorundadır. Bu durum fiili bir zorunluluk olup farz veya vacip değildir. Bu zorunluluk, hem kişisel bilgi ihtiyacını gidermek hem de cemaat halinde uygulanması gereken namaz, Hac vb. gibi ibadetlerde, idarede, yargıda ve daha bir çok sosyal alanda bütünlüğü ve birlikteliği koruyabilmekten kaynaklanıyordu. İşte, alimler içerisinde de öyleleri vardır ki, diğerleri onun görüşüne ve ilminin sağlamlığına tabi olmuşlardır. Yetiştirdiği talebeleri, yazdığı eserleri, nesilden nesile o görüşleri devam ettirdiler. Böylece, o en güvenilir alimin sistemli görüşleri, sağlam hüküm ve prensipleri etrafında, zamanla bir yorum tarz ve tekniği, bir okul, bir ‘mezheb’ oluşmuştur. Peygamberimiz sav zamanında ‘mezheb’ var mıydı? Mezhepler ayet ve hadisleri farklı anlamaktan kaynaklandığına göre, Peygamberimizin zamanında mezhep olması düşünülemez. Çünkü Resulullah (sav) zamanında bir mesele olduğunda, sahabiler Peyga...

Allah cc Melekleri

Allah cc Melekleri |  görsel 1
  Cebrail AS Peygamberlere vahiy getirmek, Allah'ın emir ve yasaklarını bildirmekle vazîfeli melek. Dört büyük melekten birisi ve en üstünü. Cebrâil'in ismi Kur?ân-ı kerîmde geçmekte olup, ayrıca Cibrîl, Rûh-ul-Emîn ve Rûh-ul-Kuds diye de zikredilmektedir. Cebrâil kelimesi lügatta "Allah'ın kulu" mânâsındadır. Cebrâil?e ayrıca Nâmûs-ı Ekber de denilmiştir. Cebrâil'in vazîfesi peygamberlere vahiy getirmektir. Cebrâil, Muhammed'e Mekke yakınındaki Hira Dağında ibâdet ve tefekkürle meşgul iken gelerek ilk vahyi getirmiştir. Allah Kur?ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki: "(Ey Muhammed!) Yaratıcı Allahü teâlânın adı ile oku! O, insanı pıhtılaşmış kandan (alaktan) yarattı! Oku, Allahü teâlâ büyük kerem sâhibidir. O, kalemle öğretir, bilmediklerini öğretti." (Alak sûresi: 1-3) Cebrâil her şekle girebilirdi. Muhammed'e aslî şekliyle, biri Hira Dağında ve diğeri Mîrac esnâsında Sidret-ül-müntehâda olmak üzere iki defâ görünmüştür. Cebrâil ekseriyâ Eshâb-ı kirâmdan Dıhye-i Kelbî sûretinde gelmiştir. Cebrâil yirmi üç yıla yakın bir sürede Kur?ân-ı kerîm âyetlerini peyderpey ve çeşitli şekil ve sûretlere girerek getirmiş, Muhammed'e ulaştırmıştır. Bu husûsta Allah buyurdu ki: "Ey Resûlüm söyle! Her kim Cibrîl?e düşman ise, kininden helâk olsun. Gerçekten Cibrîl daha önce indirilen kitapları tasdîk etmekte olan Kur?ân?ı kerîmi Allah?ın izniyle senin kalbine indirdi ve Kur?ân-ı kerîm doğru yolu gösterici, müminler...

Büyük Felaket: Namazı Terk Etmek

Büyük Felaket: Namazı Terk Etmek |  görsel 1
  Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَارْكَعُوا مَعَ الرَّاكِعِينَ “Namazı kılın, zekâtı verin. Rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.”[3] Bir diğer ayet-i kerimesinde Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: فَإِذَا قَضَيْتُمُ الصَّلَاةَ فَاذْكُرُوا اللَّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَى جُنُوبِكُمْ فَإِذَا اطْمَأْنَنْتُمْ فَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ كِتَابًا مَوْقُوتًا “Namazı kıldınız mı, gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarak hep Allah’ı anın. Güvene kavuştunuz mu namazı tam olarak kılın. Çünkü namaz, mü’minlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır.”[4] Peygamber Efendimiz(Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَقَالَ عَبْدُ اللَّهِ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ قَالَ صلى الله عليه وسلم بُنِىَ الإِسْلاَمُ عَلَى خَمْسٍ شَهَادَةِ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ وَإِقَامِ الصَّلاَةِ وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ وَحَجِّ الْبَيْتِ وَصَوْمِ رَمَضَانَ İbn Ömer (Allah onlardan razı olsun), Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “İslam beş temel üzerine bina edilmiştir. Allah'tan başka ilah bulunmadığına, Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, Beytullahı haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak” [5] Namazın farz olduğuna dair icma eden âlimler, onu inkâr edenin kâfir olduğu konusunda da icma etmişlerdir. Bu konuda her hangi bir ihtilaf söz konusu değildir. Bu denli önemli bir ibadeti Müslüman olanın yerine getirmemesi düşünülemez. Hatta o kadar ki sadece baş işareti (ima) yapabilecek olan bir hastanın dahi...

Herkes imtihandadır

Herkes imtihandadır |  görsel 1
 Herkes imtihandadır. Aldatan aldanmıştır, ezen ezilmiştir. * Kimseye tepeden bakmayın. Tepeden bakan tepetakla gider. * En büyük bela dilden gelir. * Kişinin işi olursa işi, sever onu her kişi. Kişinin işi olursa kişi, çıkmaza girer işi. * Sevginin temeli karşılıklı güvendir. Güven varsa sevgi de vardır. İkisi varsa başarı da vardır. * Mümin gıda gibi olmalıdır. Her zaman ihtiyaç duyulmalıdır. * Yüzü dünyaya dönük olan herkesle kavgalı olur, yüzü ahirete dönük olan, herkesle barışıktır. * İnsanların sıkıntılarına katlanmak güzel ahlaktır. * İnsan ancak bu kadar iyi olabilir denilenlere ne mutlu. * Kırıldığı kimselere iyilik eden, hediye veren rahat eder. * Kalbi en fazla nurlandıran şey; kızdığınız kimseye dua etmektir. * Kul hakkından korkan [önemini bilen] ayağını uzatıp rahat yatamaz. * Fütüvvet [mertlik] seni sevmeyene ihsanda bulunmak ve sevmediğin ile de tatlı konuşmaktır. * Mürüvvet, insanlık, iyilik yapmak arzusudur * Kötünün iyi, iyinin de kötü huyu bulunabilir. İyi huylarını örnek almalı! Peygamber efendimiz (Bir müminin iyiliğini unutup, kötülüğünü hatırlayanı Allahü teâlâ sevmez) buyuruyor. * Takva akıllıca yapılan işlerin en güzelidir. Hakka âsi olmak ahmakça yapılan işlerin en çirkinidir. * Cömert olmayan, insanların sevgisini kazanamaz. * Ömrünü faydasız, boş şeylerle geçiren, tarlaya tohum ekme mevsimini kaçırmış olur. Vaktinde tohum ekmeyen ise, hasat zamanı gelince elbette pişman olur. * Omzunda iki müfettiş var, hep teftiş halindedir. Şu halde, az konuş, ağızdan çıkan sözün hayır veya şer yazıldığını unutma. * Bir söz söylerken, hem kendinin, hem karşıdakinin ahiretini düş&...

İslam dışı Dinler-Satanizm

İslam dışı Dinler-Satanizm |  görsel 1
İslam-dışı Tek Din: Satanizm Semavi din vardır herkesin bildiği gibi; Yahudilik, Hristiyanlık, İslam. İlk ikisi İslam'ın tahrif edilmiş/bozulmuş versiyonlarıdır. Allah katında bir hükümleri yoktur, tek hak din İslam'dır. Ama insanlar bu dinlerin dışındaki dinlere de inanır. Bazı antik dinler, mitler falan vardır. Çok tanrılı topluluklar ki bunların günümüze kadar gelmesi bile ilginçtir bazen. Kaç asırlar önceki dinler falan. Bu dinler; Antik Mısır. Yunan Mitolojisi. Hinduizm.  Sümer-Akad-Babil Mitolojisi. Buraya kadar Antik Mısır, Yunan, Hindu ve Babil'in birbirine benzerlik gösteren dinlerini saydım. Saymadığım başka dinler de var ama kafanızda bir profil oluşsun yeter. Benzerlik göstermek derken, bu dinlerde hep bir Tanrı topluluğu vardır. Aşk tanrısı, savaş tanrısı, bereket tanrısı... Semavi dinlerdeki gibi tek ve her şeye gücü yeten bir ilahtan bahsedilmez. İşte her şey bununla başladı. "Her şeye gücü yeten bir ilah." ...

TEFSİR NE DEMEKTİR NİÇİN GEREKLİDİR?

TEFSİR NE DEMEKTİR NİÇİN GEREKLİDİR? |  görsel 1
Tefsir: Tefsir kelimesi kapalı bir sözü açıklamak anlaşılır hale getirmek demektir.Tefsir eden kimse "Müfessir" adı verilir. Kur'an Tefsiri ise; Kur'an-ı Kerim'i açıklama yeteneğine sahip büyük İslam Bilginlerinin (Müfessirlerin) Yazdıkları kitaplardır Tefsirler, Kur'an'ın tam anlaşılamaması veya daha iyi anlaşılması ihtiyacından sonra ortaya çıkmıştır. Şöyleki: Peygamberimiz (s.a.v.) döneminde anlaşılmayan konular bizzat kendisine sahabiler tarafından sorulur, O da tefsir ederlerdi. Demek ki tefsir PEygamberimiz (s.a.v.) ile başlamış daha sonraları ise bir ilim dalı olarak zamanımıza kadar gelmiştir. Bu konuya dair Ku'an-ı Kerim'de şöyle buyurulur: .. " Sana da zikri indirdik ki, insanlara ne indirildiğini beyan edesin. Onlarda belki düşünürler." "Biz sana Kitab-ı ancak onların ihtilaf ettiklerini beyan etmen için ve mü'min olan kavme hidayet ve rahmet olsun diye indirdik." (Nahl Suresi 44,64) Tercüme: Kur'an'ın anlamını Arapça'dan istenilen dile çevirmektir. Not: Kur'an'ın Türkçesi demek yanlıştır,çünkü Kur'an Arapça indirilmiştir bu yüzden Türkçe meali tercümesi denilmesi gerekmektedir. Ayet Kelimesinin Sözlük Anlamı: Apaçık alamet,işaret ve nişandır. Kur'an-ı Kerim'de 6666 ayet vardır. Ayetlerin son kelimesine "Fasıla" adı verilir. Çünkü bu kelime kendisinden sonra gelen ayetten öncekini ayırmaktadır. Fasıla kelimesinin son harfine ise "Fasıla harfi" denir. Genellikle Mekke'de gelen ayetler kısa ve daha dikkat çekicidir. İnsanları Allah (c.c.)'a imana çağırır. İnsanlara bir kısım müjdeler verirken, inanmamakta ısrar edenlere de korkunç azapları hatırlatı...

Fıkıh nedir?

Fıkıh nedir? |  görsel 1
Fıkıh (Arapça: ???) veya İslam hukuku, bir İslam dini terimidir. Şeriatin, ulema tarafından verilen fetvaların da katkılarıyla genişletilmesi ve Müslümanların hayatını düzenlemek amacıyla açıklanmasıdırfıkıh İslam hukuku (fıkıh) 4 ana kaynağa dayanır: Kur'an, Hadis, İcma, Kıyas. Bunların dışında istihsan, ıstıhlah, örf, maslahat uygulamaları vardır. Osmanlı imparatorluğu'nda uygulandıktan ve bu imparatorluk dağıldıktan sonra oluşan İslam dinine mensup ülkelerde uygulanmaktadır. Fıkıh, Arapça kökenli bir sözcüktür. "Bir şeyin özünü ve inceliklerini kavramak" anlamındadır. İslam dininin kutsal kitabı olan Kur'an'da bir bilimden çok "ince anlayış, keskin idrak ve konuşanın amacını anlamak" anlamlarında kullanılmıştır. Bu nedenle genel açıdan fıkıh "bir şeyi özüne vakıf olarak anlamak ve deliliyle birlikte bilmek" anlamında kullanılır. Fakat fıkıh bir bilim olarak, İslam hukuku anlamında kullanılmıştır. Bu anlamda kullanımının farklı bilgin ve taraflarca yapılmış iki ana, farklı tanımı vardır. Biri fıkıh mezheplerinden Hanefilik mezhebinin tanımıdır ki "kişinin ameli bakımdan lehinde ve aleyhinde olanları maharetle bilmesi" şeklindedir. Diğer tanımsa yine bir fıkıh mezhebi olan Şafiilik mezhebinin tanımıdır ve "eylem ve şeriat hükümlerini, yani ibadet, muamelat ve cezaları (ceza hukukunu), açıklayıcı (tafsili) delillerden çıkararak bilmek, tanımak" şeklindedir. "Fıkh" kökünden türeyen "Fakih" "bir şeyi iyi bilen, iyi anlayan kimse" demektir. Fakih kelimesinin çoğulu "fukaha"dır. Fakih kelimesinin İslam İlimlerindeki terim anlamı ise tarih içerisinde fıkıh kelimesinin değişen manası ile paralel olarak değişikliğe uğramıştır. Tarihçesi İslamiyetin ilk devirlerinde isla...

HZ IMÂM-I RABBÂNÎ AHMED-I FÂRÛKÎ SERHENDÎ rahmetullahi teala ale

HZ IMÂM-I RABBÂNÎ AHMED-I FÂRÛKÎ SERHENDÎ rahmetullahi teala ale |  görsel 1
             Âriflerin ışığı, Velîlerin önderi, İslâmın bekçisi ve Müslümânların Baştâcı IMÂM-I RABBÂNÎ AHMED-I FÂRÛKÎ SERHENDÎ rahmetullahi teala aleyh, Hz. Ömer'in soyundan olup, ikinci bin yılın müceddidi (yenileyicisi) dir. Aynı zamanda müçtehid (Kitap, Sünnet ve İcmadan hükümler çıkaran alim) dir. İmam-ı Rabbani, kendisine ilim ve hikmet verilmiş, ilmi ile amel eden, ilim ve amel bakımından eksiksiz ve kâmil âlim demektir. İslam hükümleri ile Allah'ı anlama, tanıma ve kavuşma olan tasavvufu birleştirmesinden dolayı "Sıla" ismi verilmiştir. Kendisi 1563 yılında, Hindistan'ın Serhend (Sihrind) kentinde dünyaya gelmiştir. Ailesi salih ve alim kimselerdir. 17 yaşında iken bütün ilimlerden diplomasını alan İmam-ı Rabbani Hazretleri'nin ilk derslerini babası vermiştir. Dönemin diğer bazı tanınmış alimlerinden de icazet almıştır. Risalet-üt-Tehliliyye, Redd-i Revafid, İsbat-ün-Nübüvve adlı eserlerini yazmıştır. Zekası, olgunluğu ve tevazusu ile herkesi hayrette bırakan Imamı Rabbani (r.a) , Muhammed Bakibillah Hazretlerinin talebesi olmuş, üstadının da lütuf ve himmeti ile çok kısa bir süre içinde kimsede görülmeyen hallere kavuşmuştur. Hocasına karşı çok hürmetkar ve edepli bir şekilde davranmıştır. Bu üslubunu eserlerine de taşımış, insanı dünyâda ve âhirette yükseltecek olan tevâzunun ne olduğu ve kurtuluşun ancak Ehl-i sünnete uymakla olduğu bildirmiştir. Hocasından aldığı izinle, kendi öğrencilerini yetiştirmeye başlamıştır. Talebelerine ilim tahsilini sıkı sıkı emretmiş, tassuba ve yobazlığa karşı cihada çok önem vermiştir. Dîni, câhillerden öğrenmeyi men et...

30 Ağustos Zafer Bayramınız Kutlu Olsun

30 Ağustos Zafer Bayramınız Kutlu Olsun |  görsel 1
http://www.facebook.com/ilminfazileti H.c.K

Mustafa İslamoğlu’nun Üç Muhammed kitabına delilleriyle reddiye

EL- AFÜVV Affı çok olan

EL- AFÜVV  Affı çok olan |  görsel 1
Bir hayrı açıklar ya da gizli tutarsanız veya bir kötülüğü bağışlarsanız, şüphesiz Allah, affedicidir, güç yetirendir. (Nisa Suresi, 149) İnsan, yapısı gereği hata yapmaya çok müsait bir varlıktır. Her an, pek çok konuda eksik düşünebilir, yanlış bir karar verebilir, hatalı bir tavır sergileyebilir. Ancak insanı yaratan ve ondaki bu eksiklikleri bilen Allah, yapılan hataları da affedicidir. Allah’ın ‘affediciliği’ olmasa hiçbir insanın cennete girmesi mümkün olmazdı. Nitekim bu gerçeğe Kuran’da açıkça dikkat çekilmiştir: Eğer Allah, insanları zulümleri nedeniyle sorguya çekecek olsaydı, onun üstünde (yeryüzünde) canlılardan hiçbir şey bırakmazdı; ancak onları adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Onların ecelleri gelince ne bir saat ertelenebilirler, ne de öne alınabilirler. (Nahl Suresi, 61) Fakat unutmamak gerekir ki, Allah’ın affediciliği samimi kulları için geçerlidir. O, Kendisi’ne içten yönelip dönen insanların günahlarını affeder. Önemli olan kişinin samimi olup, kesin bir kararlılıkla tevbe etmesidir. Yoksa tevbe edip tekrar tekrar eski hatalarına geri dönenlerin ve yaptıklarından gerçek bir pişmanlık duymayanların tevbesini kabul etmeyeceğini Allah bir ayette şöyle bildirmiştir: Allah’ın (kabulünü) üzerine aldığı tevbe, ancak cehalet nedeniyle kötülük yapanların, sonra hemencecik tevbe edenlerin(kidir). İşte Allah, böylelerinin tevbelerini kabul eder. Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibi olandır. (Nisa Suresi, 17) http://www.facebook.com/ilminfazileti...

Mahmut Efendi Hz (k.s.) Mektupları Kitaplaşıyor

Mahmut Efendi Hz (k.s.) Mektupları Kitaplaşıyor |  görsel 1
Mahmudî Mektuplar Hergün 3 sayfa da olsa Allah dostlarının hayatlarını okumak tavsiye edilir. Kıssalar insanı etkiler, tesir altında bırakır. Dünya debdebesinden bir an da olsa kurtarır. Sohbetlerine katılmak, yanlarında durmak ise ayrı bir devlettir.Günümüzde yaşayan Allah dostlarından Mahmud Ustaosmanoğlu Hazretleri’nin malum sebeplerden sohbetlerine katılamamıştım. Ben hapishaneden çıktım ama maalesef kendileri sohbet veremiyor. Geçenlerde benim için sevindirici bir gelişme oldu. Mahmud Ustaosmanoğlu Hazretleri’nin yazdığı mektuplar kitaplaştırıldı. Kitabı bir an önce alıp okumanızı tavsiye ederim. O mektuplardan bir tanesini aktaracağım. Şu an Müslümanlar’ın niçin rezil halde olduğunu anlatan mektupta Mahmud Ustaosmanoğlu Hazretleri şeriata bağlığın öneminden bahsediyor:“Esselamu aleykum ve rahmetullahi Teâlâ ve berakatühü ve ala men ledeykum min ibadillah-is salihin.Çok değerli, kıymetli Seyyid Şeyh Mevlânâ Muhammed Mazhar’a,Allah-u Teâlâ onu, bizim tarafımızdan mükâfatların en güzeli ile mükâfatlandırsın fazl-u kerem göstererek bize mektub yollamışlar.Sağ salim sizi vatanınıza ulaştırdığı için Allah’a hamdolsun. Ne mutlu size! Müjdeler olsun size! Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in civarındasınız. Biz ise dünyada uzaktayız. Ahirette O’na (Sallallahu Teâlâ Aleyhi ve Sellem) -inşaAllah- Müslüman kardeşlerimizle birlikte yakın olabilmemiz için duanızı bekliyoruz.Aynı şekilde O’nun şeriatına hizmetçi olabilmemiz ve hizmetimizin Allah katında makbul ve razı olunmuş olması için de duanızı bekliyoruz. Sizin duanız Resulullah Sallallahu Teâlâ Aleyhi ve Sellem’e yakınlığınız bereketiyle makbuldür. Biz biliyoruz ki, ebedi saadet O’nun şeriatına ya...

AHKAM-ÜL HAKİMİN Herşeyi çok iyi bilen

AHKAM-ÜL HAKİMİN Herşeyi çok iyi bilen |  görsel 1
Herşeyi çok iyi bilen Doğu da Allah’ındır, batı da. Her nereye dönerseniz Allah’ın yüzü (kıblesi) orasıdır. Şüphesiz ki Allah, kuşatandır, bilendir. (Bakara Suresi, 115) İnsanlar düşünebilecek bir şuura sahip oldukları andan itibaren bir şeyler öğrenmeye başlarlar. Belli bir yaşa ulaştıktan sonra da öğrenim görmeye ve bu şekilde sayısız bilgiler edinmeye devam ederler. Hatta bazı insanlar belirli bir veya birkaç konu üzerinde uzmanlaşırlar. Örneğin bir fizik mühendisi, fizik kurallarının tamamını öğrenebilir veya felsefe üzerine öğrenim görmüş bir insan, felsefi konulara tam olarak hakim olabilir. Yine yakın tarih üzerinde uzmanlaşmış bir araştırmacı, yakın tarih ile ilgili çok isabetli yorumlar yapabilir. Çünkü bu konu ile ilgili öğrenilebilecek herşeyi biliyordur. Yukarıda saydıklarımız, ‘bilmek’ fiilinin insanlar için geçerli olan kısmıdır elbette. Ancak ‘bilmek’ fiilinin, insanların asla tasavvur edemeyeceği, güç yetiremeyeceği bir boyutu vardır: Allah’ın bilmesi… Allah göklerin, yerin, bu ikisi arasında olan tüm canlıların, kainatta işleyen tüm kanunların, her an meydana gelen tüm olayların bilgisine sahiptir. Çünkü tümünün Yaratıcısı O’dur. Üstelik Allah’ın ‘bilmesi’ sınırsızdır; Allah aynı anda dünya üzerinde doğan ve ölen insanların kimliklerini, yeryüzündeki her bir ağaçtan düşen yaprakların sayısını, evrendeki milyarlarca galaksi içindeki milyarlarca yıldızın her birinin özelliklerini ve burada sayfalarca saysak da asla bitiremeyeceğimiz herşeyi bilir. O, yeryüzünde, aynı anda uzayda meydana gelen her olayı, dünya üzerindeki milyarlarca insanın, hayvanın, bitkinin hü...

Risaletin Büyük Şahidi Ümmilik - Dr İhsan Şenocak

Risaletin Büyük Şahidi Ümmilik - Dr İhsan Şenocak |  görsel 1
DR İHSAN ŞENOCAK Oryantalistler ve onlarla pek çok konuda fikir birliği içerisinde olan yenilikçi Müslümanlar ilmi ve tarihi verilere rağmen Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’nün okuryazar olduğunu iddia etmektedirler.İddia sahipleri Allah Resulü hakkında Kuran’da kullanılan “ümmî nebi” ifadesinin okuma yazma bilmeyen anlamına gelmediğini, bütün müfessirler tarafından benimsenen “ümmîlik yaftası”nın esas itibarıyla “din adamları sınıfı ağzı” olduğunu, gerçekte “ümmî” ve çoğulu olan “ümmiyyun” kelimelerinin “halkın bağrından çıkan, genel halk” gibi anlamlara geldiğini ileri sürmektedirler. Direkt ya da dolaylı olarak Allah Resulü’nün okuma yazma bilmediğini haber veren ayetlerin ise yabancı dilde bir metni okuyamaması şeklinde anlaşılması gerektiğini savunmaktadırlar.Allah Resulü’nün –haşa- Kur’an-ı Kerim’i önceki kitaplardan istinsah ettiği iddiasına gerekçe üretmeyi hedef edinen bu yaklaşımın akli ve nakli deliller karşısındaki değerini tartışmak bu makalenin başlıca konusudur. Ancak ilahi bilgi ve ona ulaşmanın vasıtası olan vahiyle, beşeri bilgi ve edevatı arasındaki farkı gölgeleyip “ümmî” kavramını “cahil”le aynileştiren yenilikçilerin Allah Resulü’nü müdafaa eder bir görüntü içerisinde olmaları zihinleri karıştırdığından öncelikli olarak bilginin ne olduğunu ve ilahi bilginin beşeri olandan farkını izah etmemiz gerekir. İlim Lügatte bilme, biliş, bilgi gibi anlamlara gelen ilmin mahiyetinin ne olduğu suali alimleri çokça meşgul etmiştir. İlmin tanımlanmaya ihtiyacı olmadığına vurgu yapanlar olduğu gibi[1] Cüveynî ve öğrencisi Gazz&acir...

Süt Hısımlığı-Mehmet Talu Hocaefendi

Süt Hısımlığı-Mehmet Talu Hocaefendi |  görsel 1
Mehmet Talu Hocaefendi Bir çocuğun, süt emme çağında kendi annesinden başka bir kadından süt emmesi halinde, bu çocukla süt emziren kadın ve bu kadının hısımları arasında bir süt hısımlığı meydana gelir, aralarında nikâh geçerli olmayıp, evlenmeleri haramdır. Evliliği Haram Kılan Süt Hısımlığının Şartları: 1- Sütün, bir kadına ait olması gerekir. Bir erkeğin veya bir hayvanın sütü hısımlık doğurmaz. Süt anne, dokuz yaşından daha küçük olamaz. Fakat süt emziren kadının evli veya bakire olması veya kocasının bulunmaması, sonucu değiştirmez. Sütten başka bir şeyi, meselâ; sarı su, kan veya kusuntuyu yemekle süt hısımlığı oluşmaz. 2- Emzirmek ağız veya burun yoluyla olmalıdır. Sütün, emen çocuğun midesine ağzından veya burnundan bir şekilde ulaşması gerekir. Çünkü süt, ancak bu iki yoldan boğaz yoluyla mideye ulaşır ve gıdalanma meydana gelir. Sütü memeden emmekle, bir emzik, kap veya bardaktan, biberondan içmek birdir. Çocuk memeyi ağzına alır, fakat süt emip emmediği bilinmezse, süt hısımlığı oluşmaz. Yine sütü bulunmayan bir kadının memesini ağzına almış olan bir çocuk hakkında da süt emme hükmü oluşmaz. Çünkü şüphe ile hüküm sabit olmaz. İdrar yollarına, göze, kulağa veya bir yaraya akıtılacak kadın sütü ile süt hısımlığı oluşmaz. Yine aşağıdan yani dübürden hukne suretiyle verilen süte itibar olunmaz. 3- Hanefi ve Mâlikîlere göre süt emme miktarı az olsun çok olsun sonuç değişmez. Az miktarda bir kerre emmekle de süt hısımlığı sabit olur. Çocuğun midesine inecek kadar emme yeterlidir. Bundan da maksat alınan sütün çocuğun bünyesine dâhil olmasıdır. Ç...


islami forum



Bilx.net
Get  our toolbar!

Kabeden Canlı Yayın