سْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِİlminfazileti islamic sciences

>
English (US) Deutsch Français Русский 中文(简体) Português Italiano 日本語 한국어 Español
LA TAHZEN İNNALLAHE MEANA


Allah’ın (c.c) emrine teslim olmak

Allah’ın (c.c) emrine teslim olmak |  görsel 1
 Allah’ın (c.c) emrine teslim olmak İyiliğin gelmesini, kötülüğün gitmesini isteme..   Eğer kısmetinde sana gelecek bir nimet varsa, istesen de gelir, istemesende…. Bela da aynı… Eğer sana gelecek bir bela varsa, kaçsan da gelir, dursan da… İstersen o belanın kalkması için duaya sarıl..İstersen sabret İstersen Allah için kendini bir yere attır; elbette gelecek olan gelir… Sana lazım olan bunların hepsinde Hakka teslim olmaktır. Hepsini ona teslim et. Eğer nimet gelirse şükretmeğe başla!.. Bela da gelirse sabretmeğe çalış. Belayı hoş gör… Onu da bir nevi nimet bil. Gizlemeğe çalış! Gücün yettiği kadar gidermeğe gayret et. Hele onu her yerde anlatmaktan sakın. Allah’ın sana verdiği manevi halin kuvveti ile ve gittiğin yolun icabı olarak bunları yapmak mecburiyetindesin.   Öyle bir yoldasın ki, Hak’ka taatla ve her şeyi hoş görmekle emrolunmuşsun. Ancak böyle refik-i Ala’ya çıkabilirsin. Bu hale gelince senden evvelkilerin yerine makamına varırsın.    Senden evvel padişaha gidenleri ve yaklaşanları orada bulursun. Onun yanında her iyilik yolunu, rahatı, kerameti ve nimeti görürsün; kavuşursun. Belayı bırak gelsin, seni ziyaret etsin… Yolunu aç. Kapama. Önünde durma. Sana gelmesinden ve seni yoklamasından korkma. Nasıl olsa, onun ateşi cehennemin ateşinden daha şiddetli değildir. Yaratılmışın hayırlısı, yerin yüklendiği, semanın gölgelendirdiği, varlığın gözdesi Efendimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.) den şöyle bir Hadis,i şerif rivayet edilmiştir. - “ Kıyamet günü cehennemin üzerinden geçildiği zaman, cehennem bağıracak, çabuk geç! Ey mümin nurun alevimi söndürdü.” O cehennemin ateşini söndüren n...

Kütübü Sitte - ARKADAŞ

Kütübü Sitte - ARKADAŞ |  görsel 1
ARKADAŞ 2157 - İbnu Ömer (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselam) buyurdular ki: "İnsanlar yalnızlıktaki (mahzuru) benim kadar bilselerdi, hiçbir atlı tek başına bir gececik olsun yol yapmazdı." Buhârî, Cihâd 135; Tirmizî, Cihâd 4, (1673). 2158 - Said İbnu'l- Müseyyeb (rahimehullah) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Şeytan tek başına olanla, iki kişi beraber olana sıkıntı verir. Eğer üç kişi olurlarsa onlara sıkıntı veremez." Muvatta, İsti'zân 36, (2, 978). 2159 - Amr İbnu Şuayb an ebîhî an ceddihi (radıyallâhu anh) tarikinden naklediyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Bir atlı bir şeytandır, iki atlı iki şeytandır, üç atlı bir gruptur." Muvatta, İsti'zân 25, (2, 978); Ebü Dâvud, Cihad 86, (2607); Tirmizî, Cihâd 4, (1674). 2160 - Ebü Hüreyre (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Bir sefere üç kişi beraber çıkınca birini emîr (başkan) yapsınlar." Ebü Dâvud, Cihâd 87, (2609).  http://www.facebook.com/ilminfazileti.islamandmuslims ARKADAŞA YARDIM 2166 - Ebü Saîd (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: "Kimin yanında fazla hayvan varsa, onu hayvanı olmayana versin. Kimin de fazla azığı varsa onu azığı olmayana versin." Resülullah, bazı mal çeşitlerini bu suretle saymaya devam etti. Öyle ki, bizden hiç kimsenin (yol sırasında) herhangi bir fazlalıkta hakkı olmadığı düşünvesine vardık." Müslim, Lukata 18, (1728); Ebü D&aci...

KÜTÜBİ SİTTE - İSLÂM ÜMMETİNİN FAZİLETİ

KÜTÜBİ SİTTE - İSLÂM ÜMMETİNİN FAZİLETİ |  görsel 1
İSLÂM ÜMMETİNİN FAZİLETİ 4472 - Hz. Ebu Musa radıyallahu anh anlatıyor: ""Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Müslüman, yahudi ve hıristiyanların meseli şuna benzer: Bir adam var, bir grub kimseyi ücretli olarak tutmuş; kendisi için belli bir ücret mukabilinde, geceye kadar çalıştırıyor. Bunlar gündüzün yarısına kadar çalışıp: "Bize şart koştuğun ücrete ihtiyacımız yok. (Biz gideceğiz.) Şu ana kadar yaptığımız iş için de para istemiyoruz" derler. Adam onlara: "Böyle yapmayın, işin geri kalan kısmını da tamamlayın ve ücretinizi tam olarak alın!" diye rica eder. Ancak onlar buna yanaşmazlar ve terkedip giderler. Adam onlardan sonra işi için başkalarını ücretle tutar. Onlara: "Şu gününüzü tamamlayın, öncekilere vaadettiğim ücreti size tam olarak vereyim!" der. Bunlar ikindi vaktine kadar çalışırlar. O zaman: "İşin senin olsun, yaptığımız çalışmanın ücretini de istemiyoruz. (Çalışmayı terkediyoruz)!" derler. Adam onlara da: "İşinizin geri kısmını tamamlayın, şurada az bir zamanınız kaldı" diye rica eder, ancak onlar dinlemeyip giderler. Adam geri kalan zamanda çalışmaları için yeni işçiler tutar. Bunlar da geri kalan zamanda çalışmaları için yeni işçiler tutar. Bunlar da geri kalan zamanda güneş batıncaya kadar çalışırlar ve önceki iki grubun ücretini de alırlar. İşte bu, onların ve bu nurdan kabul ettikleri miktarın meselidir." Buhari, İcare 11, Mevâkitu's-Salat 17. 4473 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: ""Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Sizden önce geçen ümmetlere nazaran sizin bekân...

HZ HIZIR AS VE DUASI

HZ HIZIR AS VE DUASI |  görsel 1
HZ HIZIR AS İbrahim aleyhisselamdan sonra yaşamış bir peygamber veya velî. Avrupa ve Asya kıtalarına hâkim olan Zülkarneyn aleyhisselamın askerinin kumandanı ve teyzesinin oğludur. İsminin, Belkâ bin Melkan, künyesinin Ebü’l-Abbâs olduğu ve soyunun Nûh aleyhisselamın Sam isimli oğluna dayandığı bildirilmiştir. Bâzıları da Hızır aleyhisselamın İsrailoğullarından olduğunu söylemişlerdir. Hızır lakabıyla meşhur olmasının sebebi, kuru bir yere oturup kalktığı zaman, oranın yeşerip yemyeşil olmasından dolayıdır. Sahîh-i Buhârî’de bildirilen bir hadîs-i şerîfte Peygamber efendimiz; “Hızır (aleyhisselam), otsuz kuru bir yerde oturduğunda, o yer birdenbire yemyeşil olur, peşi sıra dalgalanırdı.” buyurdu. Musa aleyhisselamla görüşüp yolculuk yaptı. Fakat vefatından sonra rûhu insan şeklinde gözüküp, garîblere yardım etmektedir. Hızır aleyhisselam, Allahü teâlânın sevgili kullarındandı. Doğdu, büyüdü ve vefat etti. Ancak Allahü teâlâ onun rûhuna insan şeklinde görünmek ve kıyâmete kadar yardım isteyen Müslümanların imdâdına yetişmek, yardım etmek, konuşmak, ilim öğrenmek ve öğretmek özelliklerini verdi. Bâzı âlimler “nebî” (peygamber), bâzı âlimler de “velî”dir dediler. Hızır aleyhisselamda, yaşayan insanlarda görülen hâller bulunduğu için yaşıyor zannedilmektedir. Hızır aleyhisselam, güzel ahlâk sâhibi, cömert ve insanlara karşı çok şefkatliydi. Allahü teâlânın izni ile kerâmet ehli olup, kimyâ ilmini bilirdi. Hak teâlânın bildirmesiyle ledünnî ilme sâhipti. Hızır aleyhisselamın Musa aleyhisselam ile buluşması, görüşmes...

CİHAD VE MÜCAHİDLERİN FAZİLETİ

CİHAD VE MÜCAHİDLERİN FAZİLETİ |  görsel 1
CİHAD VE MÜCAHİDLERİN FAZİLETİ 962 - Hz. Osman (radıyalahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı dinledim şöyle diyordu: "Allah yolunda bir günlük ribât, diğer menzillerde (Allah yolunda geçirilen) bir günden daha hayırlıdır." Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 26; ( 1667, 1664, 1665); Buharî, Cihâd 73; Müslim, İmaret 163; İbnu Mâce, Cihâd 7, Nesaî, Cihâd 39, 6, 39). 963 - Fadâle İbnu Ubeyd (radıyalahu anh) anlatıyor: "Her ölenin ameline son verilir, ancak Allah yolunda ölen murâbıt müstesna. Çünkü onun ameli kıyamet gününe kadar artırılır. Ayrıca o, kabir azabına da uğratılmaz." Tirmizî, Fedâilu'1-Cihad 2,(1621); Ebu Dâvud, Cihâd 16, (2500). 964 - Tirmizî'nin rivayetinde şu ziyade mevcuttur: "Gerçek mücâhid, nefsiyle cihad edendir." Fedâiıu'l-Cihad 2, (1621). 965 - Hz. Enes (radıyalahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Öğleden evvel veya öğleden sonra bir kerecik Allah yolunda yola çıkış, dünya ve içindeki her şeyden daha hayırlıdır." Buharî, Cihad 5, 6, 73, Rikak 2, 51; Müslim, İmâret 112- 115, (1880); Tirmizî, Fedâilu'l-Cihâd 17, (1648, 1649, 1651); Nesâî, Cihâd 11, 12,(6,15); İbnu Mâce, Cihad 2,(2755-2757). 966 - Ebu Hüreyre (radıyalahu anh) anlatıyor: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "(Müslüman erkeklerden) kim, Allah yolunda, ilâ-yı kelimetullah için, devenin iki sağımı arasında geçen müddet kadar savaşacak olsa cennet kendisine vacib olur." Tirmizî, Fedâil...

ALLAH KORKUSUYLA AĞLAMAK-AF VE MAĞFİRET

ALLAH KORKUSUYLA AĞLAMAK-AF VE MAĞFİRET |  görsel 1
ALLAH KORKUSUYLA AĞLAMAK 7242 - Abdullah İbnu'z-Zübeyr radıyallahu anhüma'nın anlattığına göre, "Kendilerinin müslümanlığı kabul etmeleri ile, Allah'ın onları azarladığına dair (şu) ayetin inmesi arasında dört yıldan fazla zaman olmamıştır." "Onlar, daha önce kendilerıne kitap verilen ve zaman geçtikçe kalpleri katılaşan kimseler gibi olmasınlar. Çünkü onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdi" (Hadid 16). 7243 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Çok gülmeyin, çünkü çok gülmek kalbi öldürür." 7244 - Berâ radıyallahu anh anlatıyor: "Biz Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'la birlikte bir cenazede beraberdik. Aleyhissalâtu vesselâm kabrin kenarına oturup ağladılar, öyle ki (göz yaşlarıyla) toprak ıslandı. Sonra da: "Ey kardeşlerim İşte (başımıza gelecek) bu aynı (ölüm hadisesi) için iyi hazırlanın" buyurdular." 7245 - Abdullah İbnu Mes'ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselam buyurdular ki: "Sinek başı kadar bile olsa, gözünden Allah korkusuyla yaş çıkan ve bu yaşı yanak yumrusuna değecek kadar akan hiçbir mü'min kul yoktur ki, Allah onu (ebedi) ateşe haram etmesin!" 7246 - Hz. Muaviye İbnu Ebi Süfyan radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resülullah aleyhissalatu vesselâm buyurdular ki: "Ameller kap(ta bulunan madde) gibidir. En aşağısı (yani dipteki kısım) güzelse en yukarısı (yani üst kısmı) da güzel olur; en aşağısı bozulursa en üstü de bozulur." 7247 - Hz. Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâ...

Kütüb-i Sitte ÂLEMİN YARATILIŞI BÖLÜMÜ

Kütüb-i Sitte ÂLEMİN YARATILIŞI BÖLÜMÜ |  görsel 1
ÂLEMİN YARATILIŞI BÖLÜMÜ 1656 - İmran İbnu Husayn (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Mescidde, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın huzuruna girmiştim. (O sırada) Benî Temim kabilesinden bir grup insan geldi. Onlara: "Ey Benî Temim, size müjde olsun!" diyerek söze başlamıştı. Onlar hemen: "Bize müjde verdin. Öyle ise (beytü'l-mâlden) iki kere bağış yap!" diye talepde bulundular. Onların bu cevabı karşısında Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yüzünden rengi attı. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'ın huzuruna (Hayber'in fethi sırasında) Yemen halkından bir grup (Eş'ârî) girmişti. Onlara: "Ey Yemenliler! Benî Temim'in kabul etmediği müjdeyi siz bari kabul edin!" dedi. Onlar: "Kabul ettik ey Allah'ın Resûlü!" dediler ve arkadan ilâve ettiler: "Biz dinimizi öğrenmeye ve bu (yaratılış) işinin başı ne idi, onu senden sormaya geldik!" dediler. Bunun üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), mahlükatın ve Arş'ın başlangıcını anlatmaya başladı: "Bidayette Allah vardı, O'ndan önce başka bir şey yoktu. O'nun Arş'ı suyun üzerinde bulunuyordu. Sonra gökleri ve yeri yarattı. Sonra zikr (denen kader defterinde ebede kadar cereyan edecek) her şeyi yazdı." Buhârî, Megâzî, 67, 74, Bed'u'l-Halk 1, Tevhid 22; Tirmizî, Menâkıb, 3946. 1657 - Ebu Rezîn el-Ukeylî (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Ey Allah'ın Resûlü, dedim, mahlukatını yaratmazdan önce Rabbimiz nerede idi?" Bana şu cevabı verdi: "el-Amâ'da idi. Ne altında hava, ne de üstünde hava vardı. Arşını su üzerinde ...

Goethe’nin Hz.Muhammed sav yazısı ve şiiri

Goethe’nin Hz.Muhammed sav yazısı ve şiiri |  görsel 1
 Goethe’nin Hz.Muhammed yazısı ve şiiri Kriter Dergisi’nde yer alan bir yazı Goethe’nin Hz.Muhammed hakkında yazdığı yazıyı gündeme getirdi. Goethe’nin daha önce Hz.Muhammed hakkında yaptığı çalışmalar Goethe’nin İslam’ı kabul edip etmediği tartışmasını beraberinde getirmişti. Yazı: JOHANN WOLFGANG VON GOETHE Almancadan Çeviri : Ercan ARSLANER “Hz.Muhammed sav Hareket noktamız şiirden çıkarak tekrar ona gelmek olduğu için, her şeyden önce yukarda adını zikrettiğimiz mümtaz şahıstan bahsetmek amacımıza uygun düşer. O, bir şair değil peygamber olarak görevlendirildiğini, hatta ona gelen ilahi kitap Kuran’ın okuma veya eğlence kitabi telakki edilmediğini ısrarla vurgulamıştır. Şair ve peygamber farkını şöyle açıklayabiliriz: Her ikisi de Allah’ın iradesiyle belirir. Şair kendisine verilen yeteneği dünyacı zevk, şöhret ve her şeyden önce konforlu bir hayat uğruna tüketir. O, çok yönlülüğü bulmak, düşünce yahut tasvirlerinde sınırsızlığa ulaşmak için bütün diğer amaçlarını terk eder. Peygamberin ise bir amacı vardır: O’na hizmette en sade araçlardan yararlanır. O herhangi bir sistemi bildirmek, belli ölçü etrafında yaratılmışları toplamak ister. O bunu dünyaya yaymakla görevlidir; bunun içinde sade olmaya mecburdur. Buna ters düşen çok yönlülük inanmaya değil, anlamaya yöneliktir. Az sözle çok anlamı ortaya koymak için Kuran’ın bütün muhtevası Bakara suresinin başlangıcında şu ayetlerde belirtilir: ( Burada Bakara’nın ilk yedi ayeti veriliyor ) Kuran surelerden meydana gelmiştir. İman ve küfür, izzet ve zillet gibi birbirinin karşıtıdır. Cennet müminlerin, Cehennem inanmışların yeridir. Bizi bazen korkutan...

Allah Azze ve Celle İle ilgili Ayetler

Allah Azze ve Celle İle ilgili Ayetler |  görsel 1
Herşeyi yaratandır "Halbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır." (SAFFAT/96) Gökleri ve yeri yoktan var eden O'dur. Eşi de olmadığı halde, nasıl olur da çocuğu olur? Her şeyi yaratan O'dur. Ve O, herşeyi bilendir. (EN'AM/101) İşte Rabbiniz Allah bu! O'ndan başka ilâh yoktur; O, her şeyin yaratanıdır. O'na kulluk edin, O her şeye vekildir. (EN'AM/102) O öyle bir ilâhtır ki, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinindir. O hiç çocuk edinmedi, hükümranlıkta ortağı yoktur. O, her şeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyerek takdir etmiştir. (FURKAN/2) Sizi yarattık, sonra size biçim verdik, sonra da meleklere: "Âdem'e secde edin" dedik; hepsi secde ettiler, yalnız İblis, secde edenlerden olmadı. (ARAF/11) Onlar, gökleri ve yeri yaratan Allah'ın, kendilerinin aynı olan insanları yaratmaya da kadir olduğunu görüp bilmediler mi? Allah onlar için şüphe edilmeyen bir vâde takdir etmiştir. Fakat zalimler, inkârlarında yine de ısrar ederler. (İSRA/99) Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır. (MÜLK/14) O kâfir olanlar, görmediler mi ki, göklerle yer bitişik bir halde iken biz onları ayırdık. Hayatı olan her şeyi sudan yarattık. Hâlâ inanmıyorlar mı? (ENBİYA/30) - O'ndan başka kuvvet yoktur Yeryüzünde gezip bir bakmadılar mı, kendilerinden öncekilerin sonu nasıl olmuş? Halbuki onlar, bunlardan daha kuvvetliydiler. Ne göklerde ve ne de yerde hiçbir şey Allah'ı aciz bırakamaz. Çünkü o her şeyi bilendir, her şeye kâdir olandır. (FATIR/44) Âd kavmine gelince onlar yeryüzünde büyüklük tasladılar ve: "Bizden daha kuvvetli kim vardır...

Kuran-Quran

Kuran-Quran |  görsel 1
Allah tarafından indirilmiştir Ey Muhammed! De ki: "Yemin olsun, eğer insanlar ve cinler bu Kur'ân'ın benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine yardımcı olsalar bile, yine onun bir benzerini meydana getiremeyeceklerdir." (İSRA/88) Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar, Kur'ân'ın şüphesiz Rabbinden gelen bir gerçek olduğunu bilsinler ve ona iman etsinler de kalpleri ona saygı duysun. Çünkü Allah, iman edenleri doğru yola eriştirir. (HAC/54) Kendisinde şüphe olmayan bu kitabın indirilişi, âlemlerin Rabbi olan Allah tarafındandır. Yoksa onu (Muhammed) uydurdu mu diyorlar? Hayır, o senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi korkutman için, Rabbin tarafından gelen bir haktır. Gerek ki, hidayeti kabul ederler. (SECDE/2-3) O bir şair sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz. Bir kâhin sözü de değildir, ne de az düşünüyorsunuz! O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir. (HAKKA/41-43) Bu Kur'ân, Allah'dan başkası tarafından uydurulamaz, lâkin kendinden önceki kitapları tasdik eder ve o kitabı (levh-i mahfuzu) ayrıntılı olarak açıklar. Onda şüphe edilecek hiç bir şey yoktur. Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir. (YUNUS/37) "Onu o (peygamber) uydurdu" mu diyorlar? De ki; "Haydi siz de onun gibi bir sûre getirin ve Allah'dan başka, çağırabileceğiniz kim varsa onu da yardıma çağırın. Eğer sözünüzde sadık iseniz (bunu yapın). (YUNUS/38) Elif, Lâm, Râ. Bu Kur'ân öyle büyük bir kitaptır ki, insanları Rablerinin izni ile karanlıklardan aydınlığa, her şeye galip ve hamde lâyık olan Allah'ın yoluna çıkarman için onu sana indirdik. (İBRAHİM/1) Ona ne önünden, ne de ardınd...

Osmanlı Kuruluş Yıldönümü -Ottoman Anniversary

Osmanlı Kuruluş Yıldönümü -Ottoman Anniversary |  görsel 1
Osmanlı Kuruluş Yıldönümü -Ottoman Anniversary |  görsel 2
Bugün, devletimizin kuruluşunun sene-î devriyesidir. 27 Ocak 1299 | Devlet-î Aliyye-î Ebed Müddet Osmanlı Devleti asırlarca dünyanın hiçbir zaman göremediği huzuru yaşatmış, hiçbir devletin dünya devletlerinden göremediği saygıyı görmüştür. Kıtalara dağılan görkemli vatanıyla, asırlar boyu süren şöhretiyle, Fatih’i, Selim’i, Sultan Süleyman’ıyla, tarihe damgasını vuran bu şanlı Devlet, Asya’ya Afrika’ya Avrupa’ya hükmederek tüm dünyaya şanını yaymıştır. İşte bizler bu, milleti millet, devleti devlet yapan ecdadın torunlarıyız. 600 yıldan fazla bir süre geniş bir coğrafyada ve çok farklı etnik grupları sulh ve sükûn içinde yöneten bir devletin ve tarihin altın sahifelerine adını kaydeden ulu bir çınarın hatıralarına sahip çıkmalıyız. Osmanlı İmparatorluğu pek çok tarih uzmanınca, Müslümanların/Türklerin Rumlarla ve Bizans devletinin diğer Ortodoks-Hıristiyan halkları olan Sırplar, Bulgarlar, Arnavutlar vb. ile evlendiği, Hıristiyanların ise Yeniçeri ordusuna alınarak Müslümanlaştığı ve Türkleştiği böylelikle Türk tarihinin Bizans/Doğu Roma tarihi ile karıştığı dönem olarak görülür. Devletin kurucusu ve Osmanlı Hanedanının atası olan Osman Gazi, Oğuzların Bozok kolunun Kayı boyundandır.[9] Devlet, Bilecik ilinin Söğüt ilçesinde kurulmuştur. Osmanlı Devleti'nin bağımsız bir devlet olarak tarih sahnesine çıkması yaygın kabule göre 1299 yılında olmuştur. Ancak Prof. Dr. Halil İnalcık ve bazı diğer akademisyenler, Osmanlı Devleti'nin 1299'da Söğüt'te değil 1302'de Yalova'da Bizans'a karşı yaptığı Koyunhisar Muharebesi sonrasında devlet niteliğini kazandığını iddia ederler.[10][11] İstanbul ile sınırlı bir şehir ...

SARIK RİSÂLESİ

SARIK RİSÂLESİ |  görsel 1
hHz Yusuf As Sarığı SARIK RİSÂLESİ بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Molla Aliyyü’l-Kârî Tercüme: HüseyinAVNİ Rabbim, ey Kerîm olan Allah'ım ilmimi artır. Bütün hamdler hâssaten ve 'âmmeten mahlûkâtı yaratan ve onları tam bir hüccet ile geniş (Şerîat) caddesine hidâyet eden Allah celle celâlühû'ya mahsûstur. Salât ve selâm da bulutlar ile gölgelenen ve O'na yardım etmek için sarıklar ile alâmetlendirilmiş melekler indirilen Resûlüne ve O'nun izzet ve kerâmet sâhibi âline ve arkadaşlarına olsun. Bundan sonra… Bârî olan Rabbinin affına sığınan Ali İbn-i Sultân Muhammed el-Kârî -Allah onun günahlarını affetsin, ayıblarını örtsün- der ki: Bu risâle, sarık ve ‘azebe’nin/sarkıtılan ucunun ne kadar ve nasıl olduğu hakkında yazılan bir risaledir. Evvelâ, şunu bil ki, Allah teâlâ, Sevgili'sinin mertebesinin kemâlini göstermek için şöyle buyurdu: “De ki (Ey Resûlüm!), siz, Allah'ı seviyorsanız, bana tâbi' olunuz ki, Allah da sizi sevsin.”[2] Böylece O'na uymayı, kulun Allah celle celâlühû'yu sevmesinin sahîh olmasının şartı, Allah teâlâ'nın da kulu sevmesinin sebebi yaptı. Allah teâlâ şöyle buyurdu: “Şübhesiz ki sizin için, Allah'ı ve âhiret gününü umanlar için Resûlüllah'da güzel bir nümûne vardır.”[3] Sonra… Bil ki, Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'in kendi isteyerek yaptığı ve uyulmaya elverişli olan işleri dört çeşittir: Mübah, müstehâb, vâcib ve farz. Usûl â...

Şükür

Şükür |  görsel 1
Şükür الشكر على نعم الله   Aziz ve  Muhterem Müslümanlar Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: اِنْ تَكْفُرُوا فَاِنَّ اللهَ غَنِىٌّ عَنْكُمْ وَلاَ يَرْضَى لِعِبَادِهِ الْكُفْرَ وَاِنْ تَشْكُرُوا يَرْضَهُ لَكُمْ وَلاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرَى ثُمَّ اِلَى رَبِّكُمْ مَرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ اِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ "Eğer inkâr ederseniz, şüphesiz Allah, size muhtaç değildir. Bununla beraber O, kullarının küfrüne razı olmaz. Eğer şükrederseniz sizden bunu kabul eder."(Zümer 7) Şükür[1]: Şükür lügatte ortaya çıkarmak demektir. İyilik yapan kimseyi, yaptığı iyilikle övmek anlamında kullanılır.Şükran; küfranın zıddıdır.Alimlerin ifadelerine göre şükrün anlamları şu şekildedir: "Taat yolunca çaba harcamak, gizlide ve açıkta günahtan uzaklaşmaktır." "Şükür; ni'met verene karşı şükretmekte kusurlu hareket ettiğini itiraf etmektir." "Şükrün hakikati, şükürden acizliktir." "Şükrün hakikati nimetleri verenin nimetini itiraf etmek ve bu nimetleri O'nun taati yolunda kullanmaktır. Küfran ise, nimetleri O'na isyan yolunda kullanmaktır. Şükrü gereği gibi yerine getiren ise pek azdır. Zira hayır, şerden azdır. Taat de isyandan azdır." "Şükür; tevazu göstermek, iyilik işlemeye devam etmek, şehvetlere muhalefet etmek, bolca taat yapmak, yer ve göklerin Cebbar'ı olan Allah'ı murakabe etmektir." "Senden daha üstün olana şükür itaat ile, senin dengin olana karşı şükür mükafat ile, senden daha aşağı durumda olan kimseye şükür ise iyilik ve lütufta bulunmakla olur." "Şükür, ihsanı ta...

ÂL, ÂLU MUHAMMED

ÂL, ÂLU MUHAMMED |  görsel 1
    ÂL, ÂLU MUHAMMED     Hz. Peygamber (s.a.s.)'in ailesi, ehl-i Beyt. Âl, ehil kelimesinden dönüşmüş olup, sözlükte; serap, âile, hısım, tabi ve taraf anlamlarına gelir. Ehlin çoğulu ehâlî'dir. Bir erkeğin evinde oturanlara "ehl-i beyt", bir mezhebi benimseyenlere "ehl-i mezheb", bir kimsenin hanımına "erkeğin ehli" denir. Âl ve ehil eş anlamlıdır. Ehlü'n-Nebî (s.a.s.) tabiri, Hz. Peygamber'in hanımları, kızları ve damadı Hz. Ali'yi yahut Resulullah'ın hanımları ile "ÂL" denilen erkeklerden ibaret olup torunlar ve zürriyetler buna dahildir. "Ehlü'l-Enbiyâ", her peygamberin ümmeti, demektir. Ehil, genel anlamlı bir isim olup, bir neseb, bir din, bir san'at, bir ev veya bir belde bağı ile meydana gelen insan topluluğu demektir (İbn Manzûr, Lisanü'l-Arab; Şemseddin Sami, Kâmus Tercemesi "âl" maddeleri).     Âlu Muhammed onun aile fertleri, hanımları veya hısım olsun olmasın dînine tabi olan kimseler demektir. Kur'an-ı Kerim'de bu anlamda kullanılmıştır.     "Nuh'a; her hayvan türünden birer çift, daha önce helâkine hükmettiğimiz hariç, aile fertlerini ve îman edenleri gemiye yükle, demiştik" (Hûd, 11/40).     "Nuh (a.s.) dedi: Ey Rabbim şüphesiz ki oğlum âilemdendir" (Hûd, II/45). Yüce Allah şöyle buyurdu: "Ey Nuh, o senin ailenden değildir. Çünkü o, iyi olmayan bir amelin sahibidir"(Hûd, II/46). Burada, "senin ailenden değildir" sözünün anlamı "senin dînine tabi olanlardan değildir" demektir.     Bütün nam...

Kur’an’da Makbul Olan Dua Örnekleri

Kur’an’da Makbul Olan Dua Örnekleri |  görsel 1
Kur’an’da Makbul Olan Dua Örnekleri Sonsuz güç ve şefkat sahibi olan Allah, insanlar için bir yardımcı, destekleyici, koruyucu ve kollayıcıdır. O bize bizden yakın olan, dua ve isteklerimizi karşılayandır. Ona hangi dilde ve ne şekilde dua edersek edelim, o bizi duyar ve dualarımızı kabul eder. O güçsüzlerin, çaresizlerin yardımcısı ve en büyük dostudur. Yüce Rabb’imiz Kur’an’da dua örnekleri sunarak bize nasıl dua edeceğimizi öğretmektedir. Bunlardan bazıları şunlardır: Hiç kuşkusuz duanın kalbi insan, takdim edilen makamı Yüceler Yücesi Allah’tır. Ve o makamın Sahibi tevazu hisleri ile salih bir niyetle gerçekleşen yönelişe olumlu karşılık vereceğine söz vermiştir;             Kur’an-ı Mubin’de: وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَادى عَنّى فَاِنّى قَريبٌ اُجيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِ فَلْيَسْتَجيبُوا لى وَلْيُؤْمِنُوا بى لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ “Eğer kullarım sana Benim hakkımda soru sorarlarsa (bilsinler ki) Ben çok yakınım, dua edenin yakarışına her zaman karşılık veririm. Öyleyse onlar da Bana karşılık versinler ve Bana gönülden iman etsinler ki, doğru yolu bulabilsinler.” (Bakara,2/186.) Yukarıdaki ayet Yüce Allah’ın her duayı kabul edebileceği anlamına gelmiyor. Hangi duanın makbul olduğunu, hangilerinin makbul olmadığını Musa peygamberin kıssasından iki örnekle izah edebiliriz. Birinci örnek Musa peygamberin halkının su ihtiyacı için yaptığı duadır. Bu samimi ve mütevazı yakarış makbul olmuş, Asa’nın vuruşu ile on iki kaynak Allah’ın bir lütfu olarak insanların ihtiyaçlarına sunulmuştur. İkinci örnek de yine İsrail oğullarıyla ilgilidir. Hz. Musa’nın kabul edilmiş duasının akabinde gelen ayette beyan edildiğin...

Nefis Muhasebesi Ne Demektir

Nefis Muhasebesi Ne Demektir |  görsel 1
Nefis Muhasebesi Ne Demektir İnsanı en güzel surette yaratan yüce Allah, onu başıboş bırakmamıştır. وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَاْلاِنْسَ اِلاَّ لِيَعْبُدُونِ “Ben  cinleri ve insanları, ancak bana kulluk (ibadet) etsinler diye yarattım “ (Zariyat, 51/56) buyurarak insanın yaradılış amacını bildirmiştir. اَلَّذِى خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلاً وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ   “O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır.“ (Mülk, 67/2) buyurarak da dünya hayatının imtihan olduğunu açıklamıştır. Bunun için insan, sınav yerinde olduğu bilinciyle ahirete hazırlık yapması gerekmektedir. İnsan dünya meşgalesine dalarak ahireti ve yaratılış amacını unutabilmektedir. İşte bunun için insanın kendini kontrol etmesi, sık sık hesaba çekmesi gerekmektedir. Nefis Muhasebesi Ne Demektir: İnsanın kendisini, yaratılış amacı ve sorumlulukları açısından hesaba çekmesidir. Kişinin kendi iman ve amelinin kontrolünü yapması, durumunu değerlendirmesidir. Muhasebenin pek çok anlamı vardır. Şöyle ki: muhasebe: Geleceğe yönelmek, ileriyi görmektir. Kendini bilmek ve anlamaktır. muhasebe: Dünya ve ahirette huzura erebilmenin yoludur. muhasebe: Haramlardan kurtulmanın disiplinidir. muhasebe: Gafletten uyanmak, günah ve hataların farkına varabilmektir. muhasebe: Karda mı, zararda mı, olduğumuzu tespit etmektir. muhasebe: İş ve amelimizde eksik ve kusurlarımızı tespit etmek ve düzeltmektir. muhasebe: Vakit ve nakit israfını önleme çabasıdır. Çok değerli olan ömür sermayesinin hay-huy ile harcanmasına engel olmaktır. Ayrıca, göstergenin daha ileriye, daha güzele yönelmesini sağlamaktır. muhasebe: İyiyi kötüden, faydal...

RUH SAĞLIĞINI BOZAN KÖTÜ ALIŞKANLIKLAR

Serveti bol, vücut yapısı sağlam ve her türlü konfora sahip olduğu halde, ruh sağlığı bozulmuş bulunan insanların bu duruma düşmelerinin sebebi, ruh ile beden muvazenesinin kurulamamasından, birbirinin, tamamlayıcısı bulunan maddi ve manevî unsurların ahenkli olarak çalışamamasından ileri gelmektedir. Psikiyatri kliniklerinde uygulanan tedavi metodları gözden geçirildiği zaman, yüce dinimizin hakikatlerine doğru gelişen ilmî bir çalışmanın bulunduğu sevinçle görülmektedir. Zira maddî sahadaki ilimler inkişaf ettikçe dinimizin hakikatleri daha iyi anlaşılmış olacaktır. Ruhunda huzursuzluk fırtınası esen kimseler, İslam'a iltica ederek ruhî bir sükuna kavuşacaklardır. İnsanların ruh sağlığını bozan, buhranlar içinde kıvrandıran ve çok kere de dönüşü olmayan felaketlerin uçurumlarına sürükleyen hadiselerin değişik amilleri vardır. Ruhen tedirgin bulunan her insanın huzursuzluk sebebi aynı olmayabilir. Fakat aşağıda sayılan hususlardan biri ile malul bulunacağı muhakkaktır. Bu sebepleri şöyle sıralayabiliriz.   a)      İNANÇSIZLIK:   İmanı olmayan veya inancı zayıflamış bulunan kimseler, kendilerini boşlukta kalmış bir cisim gibi hissederler. Bu gibi şahıslar, kendi nefislerine güven duyamazlar ve gönülleri ümitsizliğin karargâhı haline gelmiş olur. Böyle bir ruh haletine kendilerini kaptırınca korkaklaşırlar, herkese karşı kuşku duyarlar ve her türlü teşebbüs fikrinden mahrum kalırlar. Bunlar için hayat, endişelerle yüklü bir kıpırdanış haline dönüşür. Izdıraplar içinde kıvranan ruhları, bir dayanak ve manevî bir sığınak arar. Heyhat ki, inançsızlıkları sebebiyle, kendilerine bir penâh bulamazlar. Geceleri kâbuslar; g&uum...

AHD-İ CEDİD

AHD-İ CEDİD |  görsel 1
    AHD-İ CEDİD     Yeni ahid, yeni sözleşme. Hristiyanlara göre, putperestliğe sapan yahudîlerin bu durumlarına acıyan Cenâb-ı Allah, İsrâiloğulları ile yeni bir sözleşme yapmıştır. Bu sözleşme Hristiyan inancına göre, Allah'ın kendi oğlunu insan şeklinde dünyaya göndermesi, Mesih'in çarmıha gerilmesi ve öldürülüp tekrar diriltilmesi gibi sapık bilgilerle yoğrulmuş bir akîdeyi yansıtan muharref kitap İncil'den ibarettir. Buna göre Ahd-i Cedîd yalnız hristiyanlara ait olan kutsal kitaba yani İncil'e verilen isimdir. Yahudiler ve hristiyanların müşterek olarak inandıkları Ahd-i Atik'in otuz dokuz bölümü ile Ahd-i Cedîd biraraya getirilerek bunlara "Kitâb-ı Mukaddes" adı verilmiştir.     İncil'in Hz. İsa'ya Cenâb-ı Allah tarafından indirildiği hususunda Kur'an-ı Kerim'in Mâide Suresi, 5/46. âyeti ile şöyle buyrulmaktadır:     "Ardından da (bu peygamberlerin) izlerince Meryem oğlu İsa'yı kendinden önce gelen Tevrat'ın bir tasdikçisi olarak gönderdik. Ona da içinde bir hidâyet, bir nur bulunan İncil'i verdik. Bu ondan önceki Tevrat'ın bir doğrulayıcısı ve takva sahipleri için bir hidayet ve öğüt vericidir."     "Göz nuru" anlamına gelen İncil, Hz. İsâ (a.s.)'ın kendi konuştuğu İbrânî dilinin bir lehçesi olan Süryanice ile nâzil olmuştur. Fakat bugün Hz. İsâ'nın konuştuğu lehçe ile tam olarak uyuşan bir nüshası yoktur. Bu da bugün hristiyanların elinde bulunan İncil nüshalarının tamamen değiştirilmiş olup aslının bulunmadığını göstermektedir. Zira İncil'in Hz. İsâ'nın dünyadan ayrılışı...

Ayet-el Kürsi Pc Masa Üstü Resmi

Ayet-el Kürsi Pc Masa Üstü Resmi |  görsel 1
http://www.facebook.com/Ilminfazileti http://www.facebook.com/groups/islamilimleri

İçkiden Uzaklaştırmak için Dua

İçkiden Uzaklaştırmak için Dua |  görsel 1
İçki Mübtelalarını Kurtarmak için :   6 Farklı uygulama   Uygulama 1-41 Kez bir sürahi suya aşağıda gelen ayetleri okuyup Müptela olan kişiye 7 gün içirilmelidir. (içki içenin kendisi okuyamayacağı için müptela olan kişinin adına bir başkası okuyabilir. …….doğma ……….. kişi niyetine diyerek) Bismillahirrahmanirrahıym Lev enzelna hazelkur’ane ‘ala cebelin lereeytehu haşi’an mutesaddi ‘an min haşyetillahi ve tilkel’emsalu nadribuha linnasi le’allehum yetefekkerune. Huvallahulleziy la ilahe illa huve ‘alimulğaybi veşşehadeti huverrahmanurrahıymu. Huvallahulleziy la ilahe illa huve elmelikulkuddususselamul mu’minul muheyminul ‘aziyzul cebbarul mutekebbiru subhanallahi ‘amma yuşrikune. Huvallahul halikul – bariy-ulmusavviru lehum’esma ulhusna yusebbihu lehu ma fiyssemavati vel’ardı. Ve huvel’aziyzulhakiymu. Ya eyyühellezine amenü innemel hamru vel meysiru vel ensabü vel ezlamüricsün min ameliş şeytani fectenibühü lealleküm tüflihun innema yüriydüş şeytanü en yükaa beynekümül adavete vel bağdae fil hamri vel meysiri ve yesuddeküm an zikrillahi ve anis salati fehel entüm müntehun. ve etıy`ullahe ve etıy`ur rasule vahzeru.fein tevelleytüm fa`lemu ennema ala resunlinel belağulmübin.Allahümme huz hubbül hamri vel meysiri bihakkı kelamukel kadim ve rasulikel kerim ve bielfi elfin la havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim.ve bihakkı Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellem. Uygulama 2- Maide suresinin aşağıda gelen 90 ve 91. ayetlerini bir sürahi suya kurtulması istenen kişi için niyetlenerek (…….. doğma………. Kişi için) okuyup bu sudan içkiye m&uu...


islami forum



Bilx.net
Get  our toolbar!

Kabeden Canlı Yayın