سْــــــــــــــــــمِ ﷲِالرَّحْمَنِİlminfazileti islamic sciences-İslami İlimler

>
English (US) Deutsch Français Русский 中文(简体) Português Italiano 日本語 한국어 Español
LA TAHZEN İNNALLAHE MEANA


Kütüb-i Sitte ÂLEMİN YARATILIŞI BÖLÜMÜ

Kütüb-i Sitte ÂLEMİN YARATILIŞI BÖLÜMÜ |  görsel 1
ÂLEMİN YARATILIŞI BÖLÜMÜ 1656 - İmran İbnu Husayn (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: "Mescidde, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın huzuruna girmiştim. (O sırada) Benî Temim kabilesinden bir grup insan geldi. Onlara: "Ey Benî Temim, size müjde olsun!" diyerek söze başlamıştı. Onlar hemen: "Bize müjde verdin. Öyle ise (beytü'l-mâlden) iki kere bağış yap!" diye talepde bulundular. Onların bu cevabı karşısında Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yüzünden rengi attı. Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'ın huzuruna (Hayber'in fethi sırasında) Yemen halkından bir grup (Eş'ârî) girmişti. Onlara: "Ey Yemenliler! Benî Temim'in kabul etmediği müjdeyi siz bari kabul edin!" dedi. Onlar: "Kabul ettik ey Allah'ın Resûlü!" dediler ve arkadan ilâve ettiler: "Biz dinimizi öğrenmeye ve bu (yaratılış) işinin başı ne idi, onu senden sormaya geldik!" dediler. Bunun üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm), mahlükatın ve Arş'ın başlangıcını anlatmaya başladı: "Bidayette Allah vardı, O'ndan önce başka bir şey yoktu. O'nun Arş'ı suyun üzerinde bulunuyordu. Sonra gökleri ve yeri yarattı. Sonra zikr (denen kader defterinde ebede kadar cereyan edecek) her şeyi yazdı." Buhârî, Megâzî, 67, 74, Bed'u'l-Halk 1, Tevhid 22; Tirmizî, Menâkıb, 3946. 1657 - Ebu Rezîn el-Ukeylî (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Ey Allah'ın Resûlü, dedim, mahlukatını yaratmazdan önce Rabbimiz nerede idi?" Bana şu cevabı verdi: "el-Amâ'da idi. Ne altında hava, ne de üstünde hava vardı. Arşını su üzerinde ...

Goethe’nin Hz.Muhammed sav yazısı ve şiiri

Goethe’nin Hz.Muhammed sav yazısı ve şiiri |  görsel 1
 Goethe’nin Hz.Muhammed yazısı ve şiiri Kriter Dergisi’nde yer alan bir yazı Goethe’nin Hz.Muhammed hakkında yazdığı yazıyı gündeme getirdi. Goethe’nin daha önce Hz.Muhammed hakkında yaptığı çalışmalar Goethe’nin İslam’ı kabul edip etmediği tartışmasını beraberinde getirmişti. Yazı: JOHANN WOLFGANG VON GOETHE Almancadan Çeviri : Ercan ARSLANER “Hz.Muhammed sav Hareket noktamız şiirden çıkarak tekrar ona gelmek olduğu için, her şeyden önce yukarda adını zikrettiğimiz mümtaz şahıstan bahsetmek amacımıza uygun düşer. O, bir şair değil peygamber olarak görevlendirildiğini, hatta ona gelen ilahi kitap Kuran’ın okuma veya eğlence kitabi telakki edilmediğini ısrarla vurgulamıştır. Şair ve peygamber farkını şöyle açıklayabiliriz: Her ikisi de Allah’ın iradesiyle belirir. Şair kendisine verilen yeteneği dünyacı zevk, şöhret ve her şeyden önce konforlu bir hayat uğruna tüketir. O, çok yönlülüğü bulmak, düşünce yahut tasvirlerinde sınırsızlığa ulaşmak için bütün diğer amaçlarını terk eder. Peygamberin ise bir amacı vardır: O’na hizmette en sade araçlardan yararlanır. O herhangi bir sistemi bildirmek, belli ölçü etrafında yaratılmışları toplamak ister. O bunu dünyaya yaymakla görevlidir; bunun içinde sade olmaya mecburdur. Buna ters düşen çok yönlülük inanmaya değil, anlamaya yöneliktir. Az sözle çok anlamı ortaya koymak için Kuran’ın bütün muhtevası Bakara suresinin başlangıcında şu ayetlerde belirtilir: ( Burada Bakara’nın ilk yedi ayeti veriliyor ) Kuran surelerden meydana gelmiştir. İman ve küfür, izzet ve zillet gibi birbirinin karşıtıdır. Cennet müminlerin, Cehennem inanmışların yeridir. Bizi bazen korkutan...

Allah Azze ve Celle İle ilgili Ayetler

Allah Azze ve Celle İle ilgili Ayetler |  görsel 1
Herşeyi yaratandır "Halbuki sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır." (SAFFAT/96) Gökleri ve yeri yoktan var eden O'dur. Eşi de olmadığı halde, nasıl olur da çocuğu olur? Her şeyi yaratan O'dur. Ve O, herşeyi bilendir. (EN'AM/101) İşte Rabbiniz Allah bu! O'ndan başka ilâh yoktur; O, her şeyin yaratanıdır. O'na kulluk edin, O her şeye vekildir. (EN'AM/102) O öyle bir ilâhtır ki, göklerin ve yerin hükümranlığı kendisinindir. O hiç çocuk edinmedi, hükümranlıkta ortağı yoktur. O, her şeyi yaratıp bir ölçüye göre düzenleyerek takdir etmiştir. (FURKAN/2) Sizi yarattık, sonra size biçim verdik, sonra da meleklere: "Âdem'e secde edin" dedik; hepsi secde ettiler, yalnız İblis, secde edenlerden olmadı. (ARAF/11) Onlar, gökleri ve yeri yaratan Allah'ın, kendilerinin aynı olan insanları yaratmaya da kadir olduğunu görüp bilmediler mi? Allah onlar için şüphe edilmeyen bir vâde takdir etmiştir. Fakat zalimler, inkârlarında yine de ısrar ederler. (İSRA/99) Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır. (MÜLK/14) O kâfir olanlar, görmediler mi ki, göklerle yer bitişik bir halde iken biz onları ayırdık. Hayatı olan her şeyi sudan yarattık. Hâlâ inanmıyorlar mı? (ENBİYA/30) - O'ndan başka kuvvet yoktur Yeryüzünde gezip bir bakmadılar mı, kendilerinden öncekilerin sonu nasıl olmuş? Halbuki onlar, bunlardan daha kuvvetliydiler. Ne göklerde ve ne de yerde hiçbir şey Allah'ı aciz bırakamaz. Çünkü o her şeyi bilendir, her şeye kâdir olandır. (FATIR/44) Âd kavmine gelince onlar yeryüzünde büyüklük tasladılar ve: "Bizden daha kuvvetli kim vardır...

Kuran-Quran

Kuran-Quran |  görsel 1
Allah tarafından indirilmiştir Ey Muhammed! De ki: "Yemin olsun, eğer insanlar ve cinler bu Kur'ân'ın benzerini getirmek üzere toplansalar ve birbirlerine yardımcı olsalar bile, yine onun bir benzerini meydana getiremeyeceklerdir." (İSRA/88) Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar, Kur'ân'ın şüphesiz Rabbinden gelen bir gerçek olduğunu bilsinler ve ona iman etsinler de kalpleri ona saygı duysun. Çünkü Allah, iman edenleri doğru yola eriştirir. (HAC/54) Kendisinde şüphe olmayan bu kitabın indirilişi, âlemlerin Rabbi olan Allah tarafındandır. Yoksa onu (Muhammed) uydurdu mu diyorlar? Hayır, o senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi korkutman için, Rabbin tarafından gelen bir haktır. Gerek ki, hidayeti kabul ederler. (SECDE/2-3) O bir şair sözü değildir, siz çok az inanıyorsunuz. Bir kâhin sözü de değildir, ne de az düşünüyorsunuz! O, âlemlerin Rabbi tarafından indirilmedir. (HAKKA/41-43) Bu Kur'ân, Allah'dan başkası tarafından uydurulamaz, lâkin kendinden önceki kitapları tasdik eder ve o kitabı (levh-i mahfuzu) ayrıntılı olarak açıklar. Onda şüphe edilecek hiç bir şey yoktur. Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir. (YUNUS/37) "Onu o (peygamber) uydurdu" mu diyorlar? De ki; "Haydi siz de onun gibi bir sûre getirin ve Allah'dan başka, çağırabileceğiniz kim varsa onu da yardıma çağırın. Eğer sözünüzde sadık iseniz (bunu yapın). (YUNUS/38) Elif, Lâm, Râ. Bu Kur'ân öyle büyük bir kitaptır ki, insanları Rablerinin izni ile karanlıklardan aydınlığa, her şeye galip ve hamde lâyık olan Allah'ın yoluna çıkarman için onu sana indirdik. (İBRAHİM/1) Ona ne önünden, ne de ardınd...

Osmanlı Kuruluş Yıldönümü -Ottoman Anniversary

Osmanlı Kuruluş Yıldönümü -Ottoman Anniversary |  görsel 1
Osmanlı Kuruluş Yıldönümü -Ottoman Anniversary |  görsel 2
Bugün, devletimizin kuruluşunun sene-î devriyesidir. 27 Ocak 1299 | Devlet-î Aliyye-î Ebed Müddet Osmanlı Devleti asırlarca dünyanın hiçbir zaman göremediği huzuru yaşatmış, hiçbir devletin dünya devletlerinden göremediği saygıyı görmüştür. Kıtalara dağılan görkemli vatanıyla, asırlar boyu süren şöhretiyle, Fatih’i, Selim’i, Sultan Süleyman’ıyla, tarihe damgasını vuran bu şanlı Devlet, Asya’ya Afrika’ya Avrupa’ya hükmederek tüm dünyaya şanını yaymıştır. İşte bizler bu, milleti millet, devleti devlet yapan ecdadın torunlarıyız. 600 yıldan fazla bir süre geniş bir coğrafyada ve çok farklı etnik grupları sulh ve sükûn içinde yöneten bir devletin ve tarihin altın sahifelerine adını kaydeden ulu bir çınarın hatıralarına sahip çıkmalıyız. Osmanlı İmparatorluğu pek çok tarih uzmanınca, Müslümanların/Türklerin Rumlarla ve Bizans devletinin diğer Ortodoks-Hıristiyan halkları olan Sırplar, Bulgarlar, Arnavutlar vb. ile evlendiği, Hıristiyanların ise Yeniçeri ordusuna alınarak Müslümanlaştığı ve Türkleştiği böylelikle Türk tarihinin Bizans/Doğu Roma tarihi ile karıştığı dönem olarak görülür. Devletin kurucusu ve Osmanlı Hanedanının atası olan Osman Gazi, Oğuzların Bozok kolunun Kayı boyundandır.[9] Devlet, Bilecik ilinin Söğüt ilçesinde kurulmuştur. Osmanlı Devleti'nin bağımsız bir devlet olarak tarih sahnesine çıkması yaygın kabule göre 1299 yılında olmuştur. Ancak Prof. Dr. Halil İnalcık ve bazı diğer akademisyenler, Osmanlı Devleti'nin 1299'da Söğüt'te değil 1302'de Yalova'da Bizans'a karşı yaptığı Koyunhisar Muharebesi sonrasında devlet niteliğini kazandığını iddia ederler.[10][11] İstanbul ile sınırlı bir şehir ...

SARIK RİSÂLESİ

SARIK RİSÂLESİ |  görsel 1
hHz Yusuf As Sarığı SARIK RİSÂLESİ بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ Molla Aliyyü’l-Kârî Tercüme: HüseyinAVNİ Rabbim, ey Kerîm olan Allah'ım ilmimi artır. Bütün hamdler hâssaten ve 'âmmeten mahlûkâtı yaratan ve onları tam bir hüccet ile geniş (Şerîat) caddesine hidâyet eden Allah celle celâlühû'ya mahsûstur. Salât ve selâm da bulutlar ile gölgelenen ve O'na yardım etmek için sarıklar ile alâmetlendirilmiş melekler indirilen Resûlüne ve O'nun izzet ve kerâmet sâhibi âline ve arkadaşlarına olsun. Bundan sonra… Bârî olan Rabbinin affına sığınan Ali İbn-i Sultân Muhammed el-Kârî -Allah onun günahlarını affetsin, ayıblarını örtsün- der ki: Bu risâle, sarık ve ‘azebe’nin/sarkıtılan ucunun ne kadar ve nasıl olduğu hakkında yazılan bir risaledir. Evvelâ, şunu bil ki, Allah teâlâ, Sevgili'sinin mertebesinin kemâlini göstermek için şöyle buyurdu: “De ki (Ey Resûlüm!), siz, Allah'ı seviyorsanız, bana tâbi' olunuz ki, Allah da sizi sevsin.”[2] Böylece O'na uymayı, kulun Allah celle celâlühû'yu sevmesinin sahîh olmasının şartı, Allah teâlâ'nın da kulu sevmesinin sebebi yaptı. Allah teâlâ şöyle buyurdu: “Şübhesiz ki sizin için, Allah'ı ve âhiret gününü umanlar için Resûlüllah'da güzel bir nümûne vardır.”[3] Sonra… Bil ki, Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'in kendi isteyerek yaptığı ve uyulmaya elverişli olan işleri dört çeşittir: Mübah, müstehâb, vâcib ve farz. Usûl â...

Şükür

Şükür |  görsel 1
Şükür الشكر على نعم الله   Aziz ve  Muhterem Müslümanlar Allah Azze ve Celle şöyle buyurmuştur: اِنْ تَكْفُرُوا فَاِنَّ اللهَ غَنِىٌّ عَنْكُمْ وَلاَ يَرْضَى لِعِبَادِهِ الْكُفْرَ وَاِنْ تَشْكُرُوا يَرْضَهُ لَكُمْ وَلاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرَى ثُمَّ اِلَى رَبِّكُمْ مَرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ اِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ "Eğer inkâr ederseniz, şüphesiz Allah, size muhtaç değildir. Bununla beraber O, kullarının küfrüne razı olmaz. Eğer şükrederseniz sizden bunu kabul eder."(Zümer 7) Şükür[1]: Şükür lügatte ortaya çıkarmak demektir. İyilik yapan kimseyi, yaptığı iyilikle övmek anlamında kullanılır.Şükran; küfranın zıddıdır.Alimlerin ifadelerine göre şükrün anlamları şu şekildedir: "Taat yolunca çaba harcamak, gizlide ve açıkta günahtan uzaklaşmaktır." "Şükür; ni'met verene karşı şükretmekte kusurlu hareket ettiğini itiraf etmektir." "Şükrün hakikati, şükürden acizliktir." "Şükrün hakikati nimetleri verenin nimetini itiraf etmek ve bu nimetleri O'nun taati yolunda kullanmaktır. Küfran ise, nimetleri O'na isyan yolunda kullanmaktır. Şükrü gereği gibi yerine getiren ise pek azdır. Zira hayır, şerden azdır. Taat de isyandan azdır." "Şükür; tevazu göstermek, iyilik işlemeye devam etmek, şehvetlere muhalefet etmek, bolca taat yapmak, yer ve göklerin Cebbar'ı olan Allah'ı murakabe etmektir." "Senden daha üstün olana şükür itaat ile, senin dengin olana karşı şükür mükafat ile, senden daha aşağı durumda olan kimseye şükür ise iyilik ve lütufta bulunmakla olur." "Şükür, ihsanı ta...

ÂL, ÂLU MUHAMMED

ÂL, ÂLU MUHAMMED |  görsel 1
    ÂL, ÂLU MUHAMMED     Hz. Peygamber (s.a.s.)'in ailesi, ehl-i Beyt. Âl, ehil kelimesinden dönüşmüş olup, sözlükte; serap, âile, hısım, tabi ve taraf anlamlarına gelir. Ehlin çoğulu ehâlî'dir. Bir erkeğin evinde oturanlara "ehl-i beyt", bir mezhebi benimseyenlere "ehl-i mezheb", bir kimsenin hanımına "erkeğin ehli" denir. Âl ve ehil eş anlamlıdır. Ehlü'n-Nebî (s.a.s.) tabiri, Hz. Peygamber'in hanımları, kızları ve damadı Hz. Ali'yi yahut Resulullah'ın hanımları ile "ÂL" denilen erkeklerden ibaret olup torunlar ve zürriyetler buna dahildir. "Ehlü'l-Enbiyâ", her peygamberin ümmeti, demektir. Ehil, genel anlamlı bir isim olup, bir neseb, bir din, bir san'at, bir ev veya bir belde bağı ile meydana gelen insan topluluğu demektir (İbn Manzûr, Lisanü'l-Arab; Şemseddin Sami, Kâmus Tercemesi "âl" maddeleri).     Âlu Muhammed onun aile fertleri, hanımları veya hısım olsun olmasın dînine tabi olan kimseler demektir. Kur'an-ı Kerim'de bu anlamda kullanılmıştır.     "Nuh'a; her hayvan türünden birer çift, daha önce helâkine hükmettiğimiz hariç, aile fertlerini ve îman edenleri gemiye yükle, demiştik" (Hûd, 11/40).     "Nuh (a.s.) dedi: Ey Rabbim şüphesiz ki oğlum âilemdendir" (Hûd, II/45). Yüce Allah şöyle buyurdu: "Ey Nuh, o senin ailenden değildir. Çünkü o, iyi olmayan bir amelin sahibidir"(Hûd, II/46). Burada, "senin ailenden değildir" sözünün anlamı "senin dînine tabi olanlardan değildir" demektir.     Bütün nam...

Kur’an’da Makbul Olan Dua Örnekleri

Kur’an’da Makbul Olan Dua Örnekleri |  görsel 1
Kur’an’da Makbul Olan Dua Örnekleri Sonsuz güç ve şefkat sahibi olan Allah, insanlar için bir yardımcı, destekleyici, koruyucu ve kollayıcıdır. O bize bizden yakın olan, dua ve isteklerimizi karşılayandır. Ona hangi dilde ve ne şekilde dua edersek edelim, o bizi duyar ve dualarımızı kabul eder. O güçsüzlerin, çaresizlerin yardımcısı ve en büyük dostudur. Yüce Rabb’imiz Kur’an’da dua örnekleri sunarak bize nasıl dua edeceğimizi öğretmektedir. Bunlardan bazıları şunlardır: Hiç kuşkusuz duanın kalbi insan, takdim edilen makamı Yüceler Yücesi Allah’tır. Ve o makamın Sahibi tevazu hisleri ile salih bir niyetle gerçekleşen yönelişe olumlu karşılık vereceğine söz vermiştir;             Kur’an-ı Mubin’de: وَاِذَا سَاَلَكَ عِبَادى عَنّى فَاِنّى قَريبٌ اُجيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ اِذَا دَعَانِ فَلْيَسْتَجيبُوا لى وَلْيُؤْمِنُوا بى لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ “Eğer kullarım sana Benim hakkımda soru sorarlarsa (bilsinler ki) Ben çok yakınım, dua edenin yakarışına her zaman karşılık veririm. Öyleyse onlar da Bana karşılık versinler ve Bana gönülden iman etsinler ki, doğru yolu bulabilsinler.” (Bakara,2/186.) Yukarıdaki ayet Yüce Allah’ın her duayı kabul edebileceği anlamına gelmiyor. Hangi duanın makbul olduğunu, hangilerinin makbul olmadığını Musa peygamberin kıssasından iki örnekle izah edebiliriz. Birinci örnek Musa peygamberin halkının su ihtiyacı için yaptığı duadır. Bu samimi ve mütevazı yakarış makbul olmuş, Asa’nın vuruşu ile on iki kaynak Allah’ın bir lütfu olarak insanların ihtiyaçlarına sunulmuştur. İkinci örnek de yine İsrail oğullarıyla ilgilidir. Hz. Musa’nın kabul edilmiş duasının akabinde gelen ayette beyan edildiğin...

Nefis Muhasebesi Ne Demektir

Nefis Muhasebesi Ne Demektir |  görsel 1
Nefis Muhasebesi Ne Demektir İnsanı en güzel surette yaratan yüce Allah, onu başıboş bırakmamıştır. وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَاْلاِنْسَ اِلاَّ لِيَعْبُدُونِ “Ben  cinleri ve insanları, ancak bana kulluk (ibadet) etsinler diye yarattım “ (Zariyat, 51/56) buyurarak insanın yaradılış amacını bildirmiştir. اَلَّذِى خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَوةَ لِيَبْلُوَكُمْ اَيُّكُمْ اَحْسَنُ عَمَلاً وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ   “O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır.“ (Mülk, 67/2) buyurarak da dünya hayatının imtihan olduğunu açıklamıştır. Bunun için insan, sınav yerinde olduğu bilinciyle ahirete hazırlık yapması gerekmektedir. İnsan dünya meşgalesine dalarak ahireti ve yaratılış amacını unutabilmektedir. İşte bunun için insanın kendini kontrol etmesi, sık sık hesaba çekmesi gerekmektedir. Nefis Muhasebesi Ne Demektir: İnsanın kendisini, yaratılış amacı ve sorumlulukları açısından hesaba çekmesidir. Kişinin kendi iman ve amelinin kontrolünü yapması, durumunu değerlendirmesidir. Muhasebenin pek çok anlamı vardır. Şöyle ki: muhasebe: Geleceğe yönelmek, ileriyi görmektir. Kendini bilmek ve anlamaktır. muhasebe: Dünya ve ahirette huzura erebilmenin yoludur. muhasebe: Haramlardan kurtulmanın disiplinidir. muhasebe: Gafletten uyanmak, günah ve hataların farkına varabilmektir. muhasebe: Karda mı, zararda mı, olduğumuzu tespit etmektir. muhasebe: İş ve amelimizde eksik ve kusurlarımızı tespit etmek ve düzeltmektir. muhasebe: Vakit ve nakit israfını önleme çabasıdır. Çok değerli olan ömür sermayesinin hay-huy ile harcanmasına engel olmaktır. Ayrıca, göstergenin daha ileriye, daha güzele yönelmesini sağlamaktır. muhasebe: İyiyi kötüden, faydal...

RUH SAĞLIĞINI BOZAN KÖTÜ ALIŞKANLIKLAR

Serveti bol, vücut yapısı sağlam ve her türlü konfora sahip olduğu halde, ruh sağlığı bozulmuş bulunan insanların bu duruma düşmelerinin sebebi, ruh ile beden muvazenesinin kurulamamasından, birbirinin, tamamlayıcısı bulunan maddi ve manevî unsurların ahenkli olarak çalışamamasından ileri gelmektedir. Psikiyatri kliniklerinde uygulanan tedavi metodları gözden geçirildiği zaman, yüce dinimizin hakikatlerine doğru gelişen ilmî bir çalışmanın bulunduğu sevinçle görülmektedir. Zira maddî sahadaki ilimler inkişaf ettikçe dinimizin hakikatleri daha iyi anlaşılmış olacaktır. Ruhunda huzursuzluk fırtınası esen kimseler, İslam'a iltica ederek ruhî bir sükuna kavuşacaklardır. İnsanların ruh sağlığını bozan, buhranlar içinde kıvrandıran ve çok kere de dönüşü olmayan felaketlerin uçurumlarına sürükleyen hadiselerin değişik amilleri vardır. Ruhen tedirgin bulunan her insanın huzursuzluk sebebi aynı olmayabilir. Fakat aşağıda sayılan hususlardan biri ile malul bulunacağı muhakkaktır. Bu sebepleri şöyle sıralayabiliriz.   a)      İNANÇSIZLIK:   İmanı olmayan veya inancı zayıflamış bulunan kimseler, kendilerini boşlukta kalmış bir cisim gibi hissederler. Bu gibi şahıslar, kendi nefislerine güven duyamazlar ve gönülleri ümitsizliğin karargâhı haline gelmiş olur. Böyle bir ruh haletine kendilerini kaptırınca korkaklaşırlar, herkese karşı kuşku duyarlar ve her türlü teşebbüs fikrinden mahrum kalırlar. Bunlar için hayat, endişelerle yüklü bir kıpırdanış haline dönüşür. Izdıraplar içinde kıvranan ruhları, bir dayanak ve manevî bir sığınak arar. Heyhat ki, inançsızlıkları sebebiyle, kendilerine bir penâh bulamazlar. Geceleri kâbuslar; g&uum...

AHD-İ CEDİD

AHD-İ CEDİD |  görsel 1
    AHD-İ CEDİD     Yeni ahid, yeni sözleşme. Hristiyanlara göre, putperestliğe sapan yahudîlerin bu durumlarına acıyan Cenâb-ı Allah, İsrâiloğulları ile yeni bir sözleşme yapmıştır. Bu sözleşme Hristiyan inancına göre, Allah'ın kendi oğlunu insan şeklinde dünyaya göndermesi, Mesih'in çarmıha gerilmesi ve öldürülüp tekrar diriltilmesi gibi sapık bilgilerle yoğrulmuş bir akîdeyi yansıtan muharref kitap İncil'den ibarettir. Buna göre Ahd-i Cedîd yalnız hristiyanlara ait olan kutsal kitaba yani İncil'e verilen isimdir. Yahudiler ve hristiyanların müşterek olarak inandıkları Ahd-i Atik'in otuz dokuz bölümü ile Ahd-i Cedîd biraraya getirilerek bunlara "Kitâb-ı Mukaddes" adı verilmiştir.     İncil'in Hz. İsa'ya Cenâb-ı Allah tarafından indirildiği hususunda Kur'an-ı Kerim'in Mâide Suresi, 5/46. âyeti ile şöyle buyrulmaktadır:     "Ardından da (bu peygamberlerin) izlerince Meryem oğlu İsa'yı kendinden önce gelen Tevrat'ın bir tasdikçisi olarak gönderdik. Ona da içinde bir hidâyet, bir nur bulunan İncil'i verdik. Bu ondan önceki Tevrat'ın bir doğrulayıcısı ve takva sahipleri için bir hidayet ve öğüt vericidir."     "Göz nuru" anlamına gelen İncil, Hz. İsâ (a.s.)'ın kendi konuştuğu İbrânî dilinin bir lehçesi olan Süryanice ile nâzil olmuştur. Fakat bugün Hz. İsâ'nın konuştuğu lehçe ile tam olarak uyuşan bir nüshası yoktur. Bu da bugün hristiyanların elinde bulunan İncil nüshalarının tamamen değiştirilmiş olup aslının bulunmadığını göstermektedir. Zira İncil'in Hz. İsâ'nın dünyadan ayrılışı...

Ayet-el Kürsi Pc Masa Üstü Resmi

Ayet-el Kürsi Pc Masa Üstü Resmi |  görsel 1
http://www.facebook.com/Ilminfazileti http://www.facebook.com/groups/islamilimleri

İçkiden Uzaklaştırmak için Dua

İçkiden Uzaklaştırmak için Dua |  görsel 1
İçki Mübtelalarını Kurtarmak için :   6 Farklı uygulama   Uygulama 1-41 Kez bir sürahi suya aşağıda gelen ayetleri okuyup Müptela olan kişiye 7 gün içirilmelidir. (içki içenin kendisi okuyamayacağı için müptela olan kişinin adına bir başkası okuyabilir. …….doğma ……….. kişi niyetine diyerek) Bismillahirrahmanirrahıym Lev enzelna hazelkur’ane ‘ala cebelin lereeytehu haşi’an mutesaddi ‘an min haşyetillahi ve tilkel’emsalu nadribuha linnasi le’allehum yetefekkerune. Huvallahulleziy la ilahe illa huve ‘alimulğaybi veşşehadeti huverrahmanurrahıymu. Huvallahulleziy la ilahe illa huve elmelikulkuddususselamul mu’minul muheyminul ‘aziyzul cebbarul mutekebbiru subhanallahi ‘amma yuşrikune. Huvallahul halikul – bariy-ulmusavviru lehum’esma ulhusna yusebbihu lehu ma fiyssemavati vel’ardı. Ve huvel’aziyzulhakiymu. Ya eyyühellezine amenü innemel hamru vel meysiru vel ensabü vel ezlamüricsün min ameliş şeytani fectenibühü lealleküm tüflihun innema yüriydüş şeytanü en yükaa beynekümül adavete vel bağdae fil hamri vel meysiri ve yesuddeküm an zikrillahi ve anis salati fehel entüm müntehun. ve etıy`ullahe ve etıy`ur rasule vahzeru.fein tevelleytüm fa`lemu ennema ala resunlinel belağulmübin.Allahümme huz hubbül hamri vel meysiri bihakkı kelamukel kadim ve rasulikel kerim ve bielfi elfin la havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim.ve bihakkı Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellem. Uygulama 2- Maide suresinin aşağıda gelen 90 ve 91. ayetlerini bir sürahi suya kurtulması istenen kişi için niyetlenerek (…….. doğma………. Kişi için) okuyup bu sudan içkiye m&uu...

Gıybet Hastalığı 2.Bölüm

Gıybet Hastalığı 2.Bölüm |  görsel 1
Her zaman İslam düşmanlarının saldırılarına maruz kalan müslümanlarm kardeşlik ve dayanışma bağlarını güçlü tutmaları ve ihtilafa düşmemeleri gerekir. Çünkü fertler arasındaki bir kırgınlık mücadeleyi olumsuz yönde etkile­yecektir. Onun için İslam dini, kardeşlik bağlarını zayıflatan her şeyi yasaklayıp, müslümanlarm birbirleri hakkında dai­ma hayır ve iyilik düşünmesini tavsiye etmiştir. Oysa zan, kesin bir delile dayanmadığından, hissedilen duygular ve akla gelen düşünceler olduğundan kardeşlik müessesesini temelden sarsmaktadır.        . Bazen şeytan, insana vesvese vererek kalpte kötü zan oluşturur ve-insana: "Senin bu zannın müminin ferasetin-dendir, zira .mümin Allah'ın nuruyla bakar." dedirtir. Hâl­buki kalpte oluşan bu düşünceler şeytanın vesvesesinden başka bir şey değildir. Bu vesveselerden kurtulmak için kalpte oluşan zan hakkında düşünmemek ve araştırma yapmamak gerekir.                                  Nitekim Resul-i Ekrem(s.a.v) şöyle buyurmuştur: " Üç şey müminde bulunur. Fakat bunlardan kurtuluş ça­resi vardır. Bunlardan biri su-i zandır. Su-i zandan kurtulma­nın yolu, üzerine düşmemek ve araştırma yapmamaktır."[39] Ne zaman, bir müslüman hakkında kalbinde bir zan olu­şursa, hemen onun hakkında hüsn ü zan besle ve onun için hayır duası et. Böylece şeytanı kızdırmış ve kendinden uzaklaştırmış olursun. Nitekim Resul-i Ekrem(s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Mü'mine hayır zanda bulunun." Su-i zannın kötü meyvelerinden b...

Gıybet Hastalığı 1.Bölüm

Gıybet Hastalığı 1.Bölüm |  görsel 1
GIYBET Önsöz Hamd âlemlerin rabbi olan Allah'a, salat ve selam Sevgili Peygamberimize, âline, ashabına, ve onlara tabi olanlara olsun. Peygamberlerin hedeflerinden biri, belki de en önemlisi insanların nefislerini çirkin ahlaktan, kötülükten ve hayva­ni sıfatlardan temizleyip arındırmak, ahlâki fazilet ve de­ğerleri güçlendirmek, ruhen ve manen kemale ermelerini sağlamaktır. Nitekim Resul-i Ekrem(s.a.v) şöyle buyurmuş­tur" Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim."[1] Müslümanlar olarak kendimizi bedenen ve fikren geliş­tirmekte, fakat ruhen ve ahlaken gelişim için ciddi bir çaba göstermemekteyiz. Bu nedenle ailemizle, anne-babamızla, akrabalarımızla, arkadaşlarımızla olan ilişkilerimizde ve ti­cari hayatımızdaki söz ve davranışlarımızda kırıcı ve inci­tici olabilmekte, bir müslümana yakışmayan sözler sarf edebilmekte ve kötü davranışlar sergileyebilmekteyiz. Bu-hari ve Müslim'in rivayetine göre Peygamberimiz şöyle bu­yurmuştur: "Ki m Allah'a ve ahiret gününe iman etmiş ise ya hayırlı söz söylesin veya sükût etsin/' Bu tavsiyeye rağmen ne dünya ne de ahiretimize fayda­sı olmayan, fitne ve fesada yol açan, gıybet, iftira, koğucu­luk gibi zararlı konuşmalar yaparak kardeşimizi küçük düsürmekte, şerefine leke sürmekte, hasenatımızı yok etmek­te ve vaktimizi boşa harcamaktayız. Allah'a yakınlaşmanın ve kemale ermenin en önemli adımı ruhsal alanda bir inkılâp gerçekleştirmek ve nefsi ter­biye etmektir. Zira Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmakta-dır:"İyi bilin ki, vücut içinde bir lokmacık et parçası vardır ki, o iyi olursa bütün vücut iyi olur, o bozuk olursa ...

Mekkenin Fethi 1383. yıl dönümü

Mekkenin Fethi  1383. yıl dönümü |  görsel 1
ARAMIZA KATIL    http://www.facebook.com/groups/islamilimleri

HULAFAİ RASİDİN 3.Bölüm

HULAFAİ RASİDİN 3.Bölüm |  görsel 1
 Hz Ali Ra Konu Devamı Hz. Ali âbid, kahraman, cesur, iyilikte yarışan, takva sahibi ve son derece cömertti. Medine'de müslümanların durumu düzeldikten sonra, Hz. Ali de bir hizmetçi almaya karar verip, Resulullah'a gitti. Resulullah kızıyla damadının arasına girerek: "Ben size hizmetçiden daha hayırlısını haber vereyim. Yatarken otuzüç kere Allahü ekber, otuzüç kere Elhamdülillah, otuzüç kere de Subhanallah deyin" buyurdu. Yine bir gün yiyecek çok az yemekleri olan Hz. Ali ile ailesi sofraya oturdukları sırada kapılarına bir dilenci geldi, onlar da yemeği dilenciye verdiler. Ertesi gün gelen bir yetime, üçüncü gün gelen bir esire yemeklerini verdiler. Bu olay üç gün sürdükten sonra şu ayet-i kerime indi: "şüphesiz en iyiler mizacı kâfur olan bir tastan içerler. Allah'ın kullarının taşıra taşıra içeceği bir kaynak. Adağı yerine getirirler ve şerri yaygın olan bir günden korkarlar. İçleri çektiği hâlde yiyeceği, miskine, yetime ve esire yedirirler. 'Biz sizi ancak Allah'ın rızası için doyuruyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz oldukça asık suratlı zorlu bir günden dolayı Rabbımızdan korkuyoruz' derler. Allah da bu günün şerrinden onları korur. Onlara parlaklık ve sevinç verir." (İnsan, 5/11)     Hz. Ali'nin "Zülfikâr" adı verilen meşhur bir kılıcı vardı. Kılıcın ağzı iki çatallı idi ve Hz. Ali'ye Resulullah tarafından hediye edilmişti.     Hz. Ali'nin cömertliği, insanîliği, Resulullah'a olan yakınlığıyla edindiği büyük manevî miras onu yüzyıllardır halk inançlarında destani bir kişiliğe büründürm&uum...

HULAFAİ RAŞİDİN 2 . Bölüm

HULAFAİ RAŞİDİN 2 . Bölüm |  görsel 1
Hz Ömer 2.nci Bölüm     Hz. Ömer Halife olduktan sonra da doğruların uygulanması ve hakkın elde edilmesi konusunda titiz davranmaya ve en ufak ayrıntıları bile bizzat takip etmeye aşırı dikkat göstermiştir. O, bir şeyi emrettiği veya yasakladığı zaman ilk önce kendi ailesinden başlardı. Aile fertlerini bir araya toplayarak onlara şöyle derdi; "Şunu ve şunu yasakladım. İnsanlar sizi yırtıcı kuşun eti gözetlediği gibi gözetlerler. Allah'a yemin ederim ki, her hangi biriniz bu yasaklara uymazsa onu daha fazlasıyla cezalandırırım".     Sert bir mizaca sahip olmasına rağmen insanlara karşı oldukça mütevâzî davranırdı. Geniş toprakları, güçlü orduları olan bir devletin başkanı olması onu diğer insanlar gibi mütevazî ve sade bir hayat yaşamaktan alıkoyamamıştır. Pahalı, lüks elbiseler giymekten kaçınır, diğer insanlar gibi gerektiğinde alelade işlerle uğraşmaktan çekinmezdi. Tanımayan kimse onun müslümanların halifesi olduğunu asla anlayamazdı. Çünkü çoğu zaman giydiği elbise yamalarla doluydu.     Hz. Ömer güçlü bir hitabet kudretine sahipti ve konuşurken beliğ bir uslubla konuşurdu. Onun üstün kabiliyeti yazı için de geçerliydi. Valilerine yazmış olduğu talimatları ve mektupları Arap dili için bir numune addedilmekteydi. Hz. Ömer şiire de ilgi duyan ve şiir zevki olan sahabilerden birisidir. Çok sayıda Arap şairlerinin şiirlerini ezberlemiş, az da olsa şiir yazmıştır.     Hz. Ömer ibadet ederken bütün benliğiyle Rabbine yönelirdi. Halife olduktan sonra gündüz işlerinin yoğun olmasından dolayı nafile namazlarını gece kılar, ev halkını sabah namazına; "ve namazı ailene emret" (Tâhâ, 20/132) mealindeki ayeti okuyar...

HULAFAİ RASİDİN

HULAFAİ RASİDİN |  görsel 1
 Hz. EBU BEKİR ES SIDDÎK (r.a)    Hz. Muhammed (s.a.s.)'in İslâm'ı tebliğe başlamasından sonra ilk iman eden hür erkeklerin; raşit halifelerin, aşere-i mübeşşerenin ilki. Câmiu'l Kur'an, es-Sıddîk, el-Atik lakaplarıyla bilinen büyük sahabi.     Kur'ân-ı Kerim'de hicret sırasında Rasûlullah'la beraber olmasından dolayı, "...mağarada bulunan iki kişiden biri..." (et-Tevbe, 9/40) şeklinde ondan bahsedilmektedir. Asıl adı Abdülkâbe olup, İslâm'dan sonra Rasûlullah (s.a.s.)'in ona Abdullah adını verdiği kaydedilir. Azaptan azad edilmiş mânâsına "atik"; dürüst, sadık, emin ve iffetli olduğundan dolayı da "sıddik" lâkabıyla anılmıştır. "Deve yavrusunun babası" manasına gelen Ebû Bekir adıyla meşhur olmuştur. Teym oğulları kabilesinden olan Ebû Bekir'in nesebi Mürre b. Kâ'b'da Rasûlullah'la birleşir. Anasının adı Ümmü'l-Hayr Selma, babasının ki Ebû Kuhafe Osman'dır. Künyesi Abdullah b. Osman b. Amir b. Amir... b. Murra ...et-Teymî'dir. Bedir savaşına kadar müşrik kalan oğlu Abdurrahman dışında bütün ailesi müslüman olmuştur. Babası Ebû Kuhafe, Ebû Bekir'in halifeliğini ve ölümünü görmüştür. Hz. Ebû Bekir'in Rasûlullah (s.a.s.)'den bir veya üç yaş küçük olduğu zikredilmiştir. İslâm'dan önce de saygın, dürüst, kişilikli, putlara tapmayan ve evinde put bulundurmayan "hanif" bir tacir olan Ebû Bekir, ölümüne kadar Hz. Peygamber'den hiç ayrılmamıştır. Bütün servetini, kazancını İslâm için harcamış, kendisi sade bir şekilde yaşamıştır.     Hz...

İslam Dininde Dini İşaretler

İslam Dininde Dini İşaretler |  görsel 1
Şiar, Allah'a kulluk etmeye vesile olan, saygı gösterilmesi ve korunması gereken belli ibadet, işaret ve semboller anlamında bir terimdir. Sözlükte "bilmek, hissetmek" anlamındaki şi'r (şa'r) kökünden türeyen şiar (şaî-re, çoğulu şeâir) "ayırıcı özellik, nişan, alâmet, sembol" manasına gelir. Şiâre ve meş'ar kelimeleri de aynı anlamdadır. Bu çerçevede bayrak ve sancak gibi temsil özelliği taşıyan şeylere veya askerlikte kullanılan parolalara da şiar adı verilmiştir. Dinî terminolojide Allah tarafından vazedilen, O'na kulluk etmeye vesile olan, saygı gösterilmesi ve korunması gereken belli ibadet, işaret ve semboller şiar kabul edilmiştir. Kur'ân-ı Kerîm'de şiar kelimesi geçmemekle birlikte "dinin gerçekleştirilmesini emrettiği hususlar"anlamındaki şaîrenin çoğulu olan şeâir hac ibadetinin konu edildiği dört yerde Allah kelimesine muzaf olarak zikredilir. Bu âyetlerde hac veya umre münasebetiyle aralarında yürünen Safa ve Merve ile kurban edilecek hayvanların Allah'ın koyduğu dinî simgelerden olduğu (Bakara 2/158; el-Hac 22/36), söz konususimgelere saygısızlık edilmemesi gerektiği ve bunları yüceltmenin Allah'a bağlılıktan kaynaklandığı(Mâide 5/2; Hac 22/32) belirtilmektedir. Başka bir âyette hacıların Arafat'tan sonra gittikleri mekâna (Müzdelife) "meş'arü'l-harâm" (ibadet yeri) denilerek burada Allah'ın çokça anılması istenmektedir. (Bakara 2/198) Hadislerde, Câhiliye döneminde uygulandığı için ashaptan bazılarının önceleri Safa ile Merve arasında sa'y etmekte tereddüt gösterdikleri, ancak Bakara sûresinin 158. âyeti indikten sonra bunu yerine getirdikleri ...

İslamda Kardeşlik Ve Kardeşler Arası Hukuk

İslamda Kardeşlik Ve Kardeşler Arası Hukuk |  görsel 1
İslamda Kardeşlik Ve Kardeşler Arası Hukuk Allah Tealaya insanı yaklaştıran birçok yol ve vesileler vardır Bu yolların içinde en karlı ve kısa olanı muhabbet ve sevgi yoludur Hadisi Kutside يَقُولُ اللّهُ تَبَارَكَ وَتَعالى: وَجَبَتْ مَحَبَّتِي لِلْمُتَحَابِّينَ فِيَّ، وَلِلْمُتَجَالِسِينَ فِيَّ، وَلِلمُتَزَاوِرِينَ فِيَّ، وَلِلْمُتَبَاذِلِينَ فِيَّ  Ebû İdrîs el-Havlanî, Mu'âz İbnu Cebel (radıyallâhu anh)'den naklediyor: "Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Tebâreke ve Teâlâ Hazretleri şöyle hükmetti: "Benim rızam için birbirlerini sevenlere, benim için bir araya gelenlere, benim için birbirlerini ziyaret edenlere ve benim için birbirlerine harcayanlara sevgim vacip olmuştur."[1]Buyruldu. Kişi Müslüman kardeşinin yardımında olduğu sürece Allah da onun yardımındadır Kardeşlerinin kusurlarını örtmede gece gibi, derdiyle dertlenmede bir bedenin azaları gibi, sevincini paylaşmada ana gibi olursa işte İslam kardeşliğinin gereğini yerine getirmiş olur Kardeşinin can ve malını korur, emniyet telkin etmek ona zarar vermez ve onun gıyabında ırz, namus, şeref ve haysiyetini zedeleyecek hal ve davranıştan kaçınır Cenaze gibi sıkıntılı günlerinde yanında olur.Bayram gibi sevinçli günlerini paylaşır Yardıma ihtiyacı olduğu vakit madden manen yardımcı olur. Her sistem gibi İslâm da kendi cemiyetini belli esaslar üzerine kurmuştur İnançta tevhid’i; cemiyette de uhuvvet’i yani kardeşliği esas almıştır. Dolayısıyla İslâm toplumu, sınırları İslâm imanıyla çizilmiş kardeşler topluluğudur. Bu topluluk ve kardeşliğe imandan başka hiç bir şey, mesela ne ırk, ne renk ne de coğrafya sınır çizemez. İslâm kardeşliğinin yegane belirleyici ön şartı لا إِلهَ إِلاَّ اللَّه مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللهِ ...

Hastalık ve Sıkıntılar için Dua

Hastalık ve Sıkıntılar için Dua |  görsel 1
     Hadisi şerifte buyuruldu ki: Henüz eceli gelmeyen bir hastayı ziyaret eden kişi, yedi kere Es'elullâhel-azime Rabbel arşil azimi en yeşfike derse mutlaka Allah onu bu hastalıktan iyileştirir. Ramuz-ul Ehadis Es'elullâhel-azime Rabbel arşil azimi Es'elullâhel-azime Rabbel arşil azimi Es'elullâhel-azime Rabbel arşil azimi Es'elullâhel-azime Rabbel arşil azimi Es'elullâhel-azime Rabbel arşil azimi Es'elullâhel-azime Rabbel arşil azimi Es'elullâhel-azime Rabbel arşil azimi 2 rekat Allah rızası için namaz kılınıyor,   1. rekatta subhaneke- besmele ile fatiha ve besmele okumadan direk 3 ihlas suresi okunacak 2. rekatta besmele ve fatiha ile başlanıp yine besmelesiz 3 ihlas okunacak namaz bitince kimseyle konuşmadan ve seccadeden kalkmadan   tam 1000 kez Aşağıdaki Tesbih Zikir Edilecek. ''Ya Bedial Acaibi, Bil Ĥayrir Hamni İla Yevmiddin (1000)''   Duanın arapça okunuşu :   يَابَدِ يعَ الْعَجَاءِبِ، بِالْجَيْرِ ارْحَمْنِي أِلَي يَوْ مِ الدِّينِ     ANLAMI; Ey Acayip İşleri Eşsiz Olan Allah! Ceza Gününe Kadar Bana Hayırla Rahmet Et Tesbih Bitince Hasta Kendisine Veya Namaz Hangi Hasta’nın Niyeti İçin Kılınmışsa Onun İçin Dua Edilecek   Ey Rabbimiz! Senden gelecek her hayra muhtacız, Her şeyde hayır görecek bir göz, Her hayrı göğüsleyecek bir gönül ver bize. (amin) (Üçer defa okumalı) 1-(Bismillâhi erkîke min külli şey'in yü'zîke ve min şerri külli nefsin ev aynin hâsidin Allâhü yeşfike). Manası: "Seni rahatsız eden herşeyin şerrinden Allah adıyla sığınırım. Her nefsin kötülüğünden her hasetçi ...

La İlahe İllallah

La İlahe İllallah |  görsel 1
İman, yetmiş küsür derecedir. En üstünü “Lâ ilâhe illallah (Allah’tan başka ilah yoktur)” sözüdür, http://www.facebook.com/ilminfazileti

Kanser hastalığının manevi tedavi yöntemi

Kanser hastalığının manevi tedavi yöntemi |  görsel 1
Kanser hastalığının manevi tedavi yöntemi: 1) Mü’min sûresi kanser hastalarının ismi azamıdır yani kanser hastalığına yakalanan kimselerin bu illetten kurtulmak için mutlak surette bu sureyi her gün okumaları veya Arapça bilmiyorlar ise her gün baştan sona bu sureyi dinlemeleri elzem bir husustur. (Bu sure sitemizde yayınlanmaktadır. Sitemizden dinleyebilirsiniz.) Kanser hastalığının en etkili manevi tedavi yöntemi hiç şüphesiz budur. 2) Kanser tedavisinde en etkili ikinci tedavi yöntemi ise; Allah-ü Teâlâ’nın 99 mübarek isminden biri olan “Ya Şekür celle celalühü” zikrinin her gün 99 kere muntazaman okunmasıdır. Bu, tedavi sürecinde asla terk edilmemesi gereken çok önemli bir husustur. 3) Kanser tedavisinde üçüncü en etkili manevi tedavi yöntemi ise; her gün şifa ayetlerinin ve Eyüp (a.s.)’ı hastalıktan şifaya kavuşturan duanın 33’er kere okunmasıdır.   Şifa ayetleri: 1.şifa ayeti: Tevbe suresi 14. Ayet  “Ve yeşfî sudûra kavmi’m-mü’minîne ve yüzhib ğayza kulûbihim.” Meâl: (Allah mü’minler topluluğunun gönüllerini ferahlandırsın, şifâ versin ve kalplerindeki ıztırabı gidersin.)   2.şifa ayeti: Yunus suresi 57.ayet     “Yâ eyyühe’n-nâsü kad câet küm mev’ızatun min Rabbikum ve şifâü’l-limâ fi’s-sudûri ve hüden ve rahmetün li’l-mü’minîn.” Meâl: (Ey insanlar! Size Rabb’inizden bir öğüt, gönüllerin derdine şifâ, mü’minlere bir hidâyet ve rahmet gelmiştir.)   3.şifa ayeti: Nahl suresi 69. Ayet &...

Hürmetine diye dua etmek

Hürmetine diye dua etmek |  görsel 1
Sual: Enbiya, evliya hürmetine veya yağan yağmur hürmetine, günahsız bebekler hürmetine, şu eşyanın hürmetine diye dua etmek caiz midir? CEVAP Hepsi de caizdir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir: (Sözlerine kulak asılmayan nice kimseler görürsünüz ki, bunlar, bir şey için yemin etseler, Allahü teâlâ bu sevgili kullarının hatırı için, o şeyi hemen yaratır.) [Müslim] Bu hadis-i şerif, tasavvuf ilminin ve rehberin gönlünü kazanmaya çalışmanın doğruluğunu göstermektedir. Bu hadis-i şerifin açıklamasında buyuruluyor ki: (Ya Rabbi! Şu Peygamberin, ölü veya diri, salih, veli, âlim kulunun hürmeti, senin ona ihsan ettiğin kıymeti hürmetine senden istiyorum) demenin caiz olduğu, Bezzaziyye fetvasında yazılıdır. Birçok ârifler, talebesine, (Allahü teâlâdan bir şey isteyeceğiniz zaman, benden isteyin! Allahü teâlâ ile aranızda, şimdi ben vasıtayım) demişlerdir. Ebül-Abbas-ı Mürsi hazretleri de, (Allahü teâlâdan bir şey isteyeceğiniz zaman, İmam-ı Gazali’nin hürmeti için isteyin!) buyururdu. (Hadika, Berika, Hısn-ül-hasin) Resulullah efendimiz, satın aldığı gömleği, dilenen bir köre verdi. Gömlekten misk gibi güzel koku geliyordu. Bunu Resulullahın verdiğini anlayıp, (Ya Rabbi! Bu gömlek hürmetine, gözlerimi aç!) diye dua edince, iki gözü hemen açıldı. (Zad-ül Mukvin) Resulullah efendimiz, gazalarda ve sıkıntılı zamanlarda, muhacirlerin fakirleri hürmetine dua ederdi. (Tergib, Taberani, Ebu Nuaym) Resulullah efendimizi vesile ederek Allahü teâlâya yapılan dualar kabul olduğu için Müslümanların halifesi hazret-i Ömer, Medine’de kıtlık...

Kehf Suresi 11:Beyindeki İşitme Merkezi

Kehf Suresi 11:Beyindeki İşitme Merkezi |  görsel 1
Kehf suresi, Kuranın on sekizinci suresidir. Bin beş yüz yetmiş yedi kelime ve altı bin üç yüz altmış harften oluşmaktadır. içinde söz konusu edilen ve "mağara arkadaşları" anlamına gelen "Ashâb-ı Kehf" den almıştır ve Hızır ile Musanın karşılaşmasını, Zülkarneyn, Yecüc ve Mecüc konuları anlatılmaktadır. Ashab-ı Kehf, bir mağarada yıllarca uyuduktan sonra tekrar uyanan bir topluluktur. Putperest imparatorun baskısından bir mağaraya sığınan bu topluluk, orada yıllarca uyku hâlinde kalmıştır. Ashab-ı Kehf'in hikâyesi, öldükten sonra tekrar dirilişe örnek olarak anlatılmıştır. Kehf sûresi 110 ayettir. Mekke'de nâzil olmuştur. 28, 83, 101. ayetlerinin Medine'de nâzil olduğuna ilişkin rivayet vardır. Kehf Suresi 11:Kulakların Üstüne Vurmak-Beyindeki İşitme Merkezi 10:82 Allah, hakikati kelimeleri ile gerçekleştirecektir. Kehf 11. ayette, mağaraya sığınan Eshab-ı Kehf’in yıllarca dış dünya ile bağlantılarını kesmek için “uyutmak” yerine, “kulaklarının üstüne” vurulmasından bahsetmesi ilginçtir. Kulak uyurken de aktif olan bir organdır. Zaten istediğimiz saatte uyanmak için çalarsaat kurmamızın sebebi de budur. Bu konuda asıl dikkat çekilmesi gereken nokta, bağlantı fonksiyonunu etkisiz hale getirmek için kulaklara değil, kulakların “üst” bölgesine vurulmasından bahsedilmesidir. Ayrıca bu ayette, Kuran' da geçtiği cümlenin bağlamına göre farklı anlamlara gelebilen “daraba” fiilinin kullanılması, kulak üst bölgesinde yapılan bir ameliyeyi daha da güçlendirmektedir. Aynı surenin 57. ayetinde de kulağın duymaması ile ilgili bir anlatım var. Ancak o ayette “ala” (üstünde) deyimi geçmez ve farklı bir duymama ...

Allahım Senin Adınla

Allahım Senin Adınla |  görsel 1
Osman ibni Affân radıyallahu anh’ten rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Kim her sabah ve her akşam üç defa Bismillâhillezî lâ yedurru mea’smihî şey’ün fi’l-ardı velâ fi’s-semâ’ ve hüve’s-semîu’l-alîm" İsmi sayesinde yerde ve gökte hiçbir şeyin zarar veremeyeceği Allah’ın adıyla. O her şeyi duyar ve bilir.’ derse, ona hiçbir şey zarar vermez. (Ebû Dâvûd Edeb 101; Tirmizî, Daavât 13.) http://www.facebook.com/ilminfazileti


islami forum



Bilx.net
Get  our toolbar!

Kabeden Canlı Yayın