سْــــــــــــــــــمِ ﷲِالرَّحْمَنِİlminfazileti islamic sciences-İslami İlimler

>
English (US) Deutsch Français Русский 中文(简体) Português Italiano 日本語 한국어 Español
LA TAHZEN İNNALLAHE MEANA


Allah Celle Celaluhu Her Şeye Kadirdir

Allah Celle Celaluhu Her Şeye Kadirdir |  görsel 1
Bir gün Gavs-ı Bilvânisî Seyyid Abdulhakim hazretlerini (k.s.) ziyaret için iki kişi geldi. Hz. Gavs (k.s.) bunlara memleketlerinin ismiyle hitap edip, iltifat etti. Birisi dedi:   -Efendim, bu benim kardeşimdir, hastadır. Biz bunu zincirle bağlarız, derdine tıbben bir çare bulamadık. En son doktor “Bu bizim işimiz değil, bunu ancak hocalar iyi edebilir” dedi. Biz de sizin isminizi duyduk ve geldik. Ben ömrümü gafletle geçirdim, yalnız dün gece bir rüya gördüm, rüyamda tanımadığım, iri vücutlu, siyah sakallı, cübbeli, sarıklı ve nurani bir zat odama girdi ve baş, şehadet ve orta parmaklarının üçünü birden kalbime vurarak, kalbimden yumurta büyüklüğünde simsiyah bir şey çıkardı. Kalbim hala ağrıyor, ama kalbimde bir iz yok. Gavs hazretleri (k.s.) bu sözleri dinledi tebessüm etti: “Allah (c.c.) şifalar versin, inşallah iyi olur.” buyurdu. Zincirlerden kurtulan hastayla Gavs (k.s.)’ın elini öperek çıktılar. Ağabey: “Rüyamda gördüğüm zat bu değildi. Burada başka şeyh var mıdır? diye sordu. Seyyid Muhammed Raşid (k.s.) gösterilince şaşırarak rüyada gördüğü zatın o olduğunu söyledi. Hemen gördüm ve kalbindeki yumurtayı siz çıkardınız” dedim. O da eliyle işaret ederek: “Sus Allah (c.c.) her şeye kadirdir. O’nun fazlı ihsanı çoktur.” deyip beni susturdu ve hastanıza Allah hayırlı şifalar versin.” deyip bizi uğurladı. Kaynak: Dr. A. Salahaddin Kınacı...

Zikir

Zikir |  görsel 1
  Hz. Peygamber’in (SAV) zevce–i muhteremeleri Hz. Safiyye (RA) kendisiyle ilgili şöyle bir tariften bahseder: “Birgün tesbih çekmekte kullandığım dört bin hurma çekirdeği önümde bulunduğu sırada Allah (CC) Resulü (SAV) yanıma girdi: ‘Ey Huyey’in kızı! Bunlar nedir?’ diye sordu. ‘Bunlarla tesbih çekerim.’ dedim. Bunun üzerine Resulullah (SAV): ‘Başına dikildiğim kadar kısa bir müddet içerisinde ancak sevapça bundan daha çok olan tesbihin yok mu? Onu sana öğreteyim mi?’ diye sordu. Ben de: ‘Öğret, Ya Resulallah (SAV).’ dedim. Bunun üzerine ►Sübhanellâhi ‘adede halkihî (Allah’ı CC. yarattıkları sayısınca tesbih ederim), de, buna devam et.’ buyurdu.” Şüphesiz Hz. Peygamber (SAV) kıymetli zevcelerini de zikrullah konusunda uyarır, daha bereketli virdlerle zikretmeleri için yakından takip ederdi. Nitekim Hz. Cüveyriye (RA) validemiz, birgün sabah namazını kıldıktan sonra namazgahında Allah’ı (CC) zikrederken Hz. Peygamber (SAV) onun yanına uğrayıp ayrılmıştı. Kaba kuşluk vaktinde dönüp Hz. Cüveyriye’nin (RA) yanına uğradığında onu hala namazgahı üzerinde Allah’ı (CC) zikrederken buldu. Hayret etti. Sevindi. “Sen hala yanından ayrıldığım sıradaki hal üzere mi bulunuyorsun!” diyerek taaccüplerini ifade etti. Çok hoş, bir eda ile, “Ama ben senden ayrıldıktan sonra üç dört kelime söyledim ki, sabahtan beri senin uğraştıklarınla tartılsa benimkisi ağır gelir. Gel, onları sana da öğreteyim sen de onlarla tesbih et.” diyerek devam etti. Hz. Cüveyriye’ye (RA): “Sübhanellâhi ‘adede halkihî, (Allah’ı CC. yarattıklarının sayısınca tesbih ederim); Sübhane...

Namaz - Ef’âl-i Mükellefîn

Namaz - Ef’âl-i Mükellefîn |  görsel 1
İslâm dîninin bildirdiği emrlere ve yasaklara “Ahkâm-ı şer’ıyye” veyâ “Ahkâm-ı islâmiyye” denir. Bunlara “Ef’âl-i mükellefîn” de denilmekdedir. Ef’âl-i mükellefin sekizdir: Farz, vâcib, sünnet, müstehab, mubâh, harâm, mekrûh ve müfsid. 1- FARZ: Allahü teâlânın, yapılmasını âyet-i kerîme ile açıkca ve kesin olarak emr etdiği şeylere farz denir. Farzları terketmek harâmdır. İnanmıyan ve yapılmasına ehemmiyyet vermeyen kâfir olur. Farz iki çeşiddir: Farz-ı Ayn: Her mükellef olan müslimânın bizzat kendisinin yapması lâzım olan farzdır. Îmân etmek, abdest almak, gusl etmek (ya’nî boy abdesti almak), beş vakt namâz kılmak, Ramezân ayında oruc tutmak, zengin olunca zekât vermek ve hacca gitmek, farz-ı ayndır. [Otuz iki farz ve elli dört farz meş-hûrdur.] Farz-ı Kifâye: Müslimânlardan bir kaçının veyâ sâdece biri nin yapması ile diğerlerinin sorumlulukdan kurtulduğu farzlardır. Verilen selâmın cevâbını söylemek, cenâzeyi gasl etmek [ya’nî yıkamak], cenâze namâzı kılmak, Kur’ân-ı kerîmin temâmını ezberleyip hâfız olmak, cihâd etmek, san’atına, ticâretine lâzım olandan fazla din ve fen bilgilerini öğrenmek gibi farzlar böyle-dir. 2-Vâcib Yapılması farz gibi kesin olan emrlere denir. Bu emrin Kur’ân-ı kerîmdeki delîli farz kadar açık değildir. Zannî (şübheli) olan bir delîl ile sâbitdir. Vitr namâzını ve Bayram na-mâzlarını kılmak, zengin olunca kurban kesmek, fitre (sadaka-i fıtr) vermek vâcibdir. Vâcibin hükmü farz gibidir. V...

Allah’ın Cilaladığı Ayna Gibiyim

Allah’ın Cilaladığı Ayna Gibiyim |  görsel 1
Allah’ın Cilaladığı Ayna Gibiyim Ebû Cehil bir gün Hz. Peygamber’e [sallallahu aleyhi vesellem] dedi ki: - Hâşimoğulları sülalesinde senden daha çirkin suratlı biri gelmemiştir. Resûlullah Efendimiz buyurdu ki: - Haddini aştın ama yine de doğru söyledin. Biraz sonra Hz. Ebû Bekir [radıyallahu anh] Peygamber Efendimiz’in yanına gelince, - Ey güneş yüzlü resûl! Senden daha güzel, daha parlak bir yüz görmedim, dedi. Resûl-i Ekrem Efendimiz bunun üzerine, - Ey aziz dost, ey değersiz dünya kaydından kurtulan, doğru söyledin, dedi. Orada bulunanlar, - Ey yüce Peygamber! Bu ikisi birbirine zıt şeyler söylediler, sen her ikisine de, “Doğru söyledin” buyurdun. Bunun sebebi nedir, diye sordular. Hz. Peygamber [sallallahu aleyhi vesellem], ►- Ben Allah’ın cilaladığı bir ayna gibiyim, bana bakan kendini görür, buyurdu. “Herkesin hareketi bulunduğu yerdendir, herkesi kendi varlık çemberinden görür. Mavi cam, güneşi mavi gösterir ve kırmızı cam kımızı gösterir. Camlar renklerden arınırsa beyaz olur. Bütün diğer camlardan daha doğru söyler ve mihenk olur.” Kaynak: ►Mevlana, Mesnevî’de Geçen Hikâyeler

Allah'ın Renk Sanatı - Renkli bir Dünya

Allahın Renk Sanatı - Renkli bir Dünya |  görsel 1
Hiçbir rengin olmadığı, kapkaranlık bir dünyada yaşamak nasıl olurdu, hiç düşündünüz mü? Bir an için tüm ön yargılarınızdan kurtularak, şimdiye kadar öğrendiğiniz her şeyi bir kenara bırakarak düşünün. Bedeninizin, çevrenizdeki insanların, denizlerin, gökyüzünün, ağaçların, çiçeklerin, kısacası her şeyin kapkara olduğunu gözünüzde canlandırmaya çalışın. Etrafınızda hiçbir rengin olmadığını düşünün. Çevrenizdeki insanların, kedilerin, köpeklerin, kuşların, kelebeklerin, meyvelerin hiç rengi olmasaydı neler hissederdiniz kafanızda canlandırmaya çalışın. Böyle bir dünyada yaşamayı hiç istemezdiniz öyle değil mi? Çoğu insan, şimdiye kadar ne kadar renkli bir dünyada yaşadığını, nasıl olup da çevresinde böyle bir renk çeşitliliğinin olduğunu hiç düşünmemiş olabilir. Renklerin olmadığı bir dünyanın nasıl olabileceği de hiç aklına gelmemiş olabilir. Çünkü gözleri gören herkes gözünü açtığı andan itibaren renkli bir dünyayla karşılaşmıştır. Oysa kapkaranlık, renksiz bir yeryüzü modeli imkansız değildir, aksine asıl şaşırtıcı olan şu anda ışıl ışıl ve rengarenk bir dünyada yaşıyor olmamızdır. Her an böylesine renkli bir dünya görürüz Üstteki ve alttaki resimler karşılaştırıldığında, etrafımızda sürekli renkli bir dünya görmemizin ne kadar rahatlatıcı olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Renkler insana dünyada Allah'ın verdiği en büyük nimetlerden biridir. Renksiz bir dünya denildiğinde akla siyahın, beyazın ve grinin tonlarının olduğu bir yer gelebilir. Oysa siyah, beyaz ve gri de birer re...

Zilhicce Ayının İlk On Günü, Kurban ve Teşrîk Tekbirleri

Zilhicce Ayının İlk On Günü, Kurban ve Teşrîk Tekbirleri |  görsel 1
    Resûl-i Ekrem (s.a.v) zilhicce ayının ilk on günü hakkında şöyle buyurmuştur: “Günlerden hiçbiri yoktur ki onlarda yapılan bir amel, bu ‘on günde’ yapılan amelden daha faziletli ve Allah’a daha sevgili olsun.” Ashap sordu: “Allah yolunda cihaddan da faziletli mi?” Peygamber Efendimiz (s.a.v) cevap verdi: “Allah yolunda cihaddan da daha faziletlidir. Ancak malıyla ve canıyla Allah yolunda cihad edip onlardan hiçbir şey ile geri dönmeyen (malını ve canını da bu cihada veren) hariç (Sadece bu kişinin yaptığı amel, zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha üstün olabilir).” (Ebû Davud, Savm, 61) Zilhicce ayının onuncu günü kurban bayramıdır. Bayram günü ve ondan önceki dokuz günün fazileti konusunda bütün İslâm âlimleri ittifak etmişlerdir. Bu günler, hayırlı amellerin daha düzenli ve daha fazla yapılmasının hadislerle tavsiye edildiği özel ikram günleridir. Arefe Günü Oruç Tutmak Hz. Peygamber (s.a.v), şöyle buyurmuştur: “Arefe günü tutulan orucun, geçen yılın ve gelecek yılın günahlarına kefâret olacağına, Allah’ın rahmetinden ümidim vardır.”(Müslim, Sıyâm, 36; Ebû Davud, Savm, 53; İbn Mâce, Sıyâm, 40; Tirmizî, Savm, 46) Teşrîk Tekbirleri “Allahüekber Allahüekber lâ ilâhe illellâhü vellâhü ekber, Allahüekber ve lillâhi’l-hamd.” Arefe günü sabah namazının farzından sonra bu tekbirin getirilmesi, Hanefî âlimlerin çoğuna göre vâciptir.  Teşrik tekbirleri, Şâfiî ve Hanbelî mezhebine göre sünnet, Mâlikî mezhebine göre ise menduptur...

İslâm Ahlâkı - Küfr (Küfür)

İslâm Ahlâkı - Küfr (Küfür) |  görsel 1
Kötülüklerin en kötüsü, Allahü teâlâya inanmamak, ateist olmakdır. Muhammed aleyhisselâma inanmamak (küfr) [Allaha düsmanlık] olur. Meleklerin, insanların ve cinnin îmân etmeleri, inanmaları emr olundu. Muhammed aleyhisselâmın, Allahü teâlâdan getirip bildirdigi seylerin hepsine kalb ile inanıp, dil ile de ikrâr etmege, söylemege (Îmân) denir. Îmânın yeri (Kalb)dir. Kalb, yürek dedigimiz et parçasında bulunan bir kuvvetdir. Bu kuvvete (gönül) de denir. Îmânı söylemege mâni’ bulundugu zemân, söylememek afv olur. Meselâ korkutuldugu, hasta, dilsiz oldugu, Ksöyleyecek vakt bulamadan öldügü zemân, söylemek îcâb etmez. Anlamadan, taklîd ederek inanmak da, îmân olur. Allahü teâlânın var oldugunu anlamamak, düsünmemek günâh olur. Bildirilenlerden birine inanmamak, hepsine inanmamak olur. Herbirini bilmeden, hepsine inandım demek de, îmân olur. Îmân hâsıl olmak için, islâmiyyetin küfr alâmeti dedigi seylerden sakınmak da lâzımdır. Islâmiyyetin ahkâmından ya’nî emr ve yasaklarından birini hafîf görmek, Kur’ân-ı kerîm ile, melek ile, Peygamberlerden biri ile “aleyhimüssalevâtü vetteslîmât” alay etmek, küfr alâmetlerindendir. Inkâr etmek, ya’nî isitdikden sonra inanmamak, tasdîk etmemek demekdir. Sübhe etmek de, inkâr olur. Küfr üç nev’dir: Cehlî, cühûdî [inâdî] ve hükmî. 1-) Küfr oldugunu herkesin bildigi bir seyi, isitmedigi, düsünmedigi için kâfir olanların küfrü (K&...

Göz ve Kulaktaki Teknoloji

Göz ve Kulaktaki Teknoloji |  görsel 1
►Evrim teorisinin kesinlikle açıklama getiremeyeceği bir diğer konu ise göz ve kulaktaki üstün algılama kalitesidir. Gözle ilgili konuya geçmeden önce "Nasıl görürüz?" sorusuna kısaca cevap verelim. Bir cisimden gelen ışınlar, gözde retinaya ters olarak düşer. Bu ışınlar, buradaki hücreler tarafından elektrik sinyallerine dönüştürülür ve beynin arka kısmındaki görme merkezi denilen küçücük bir noktaya ulaşır. Bu elektrik sinyalleri bir dizi işlemden sonra beyindeki bu merkezde görüntü olarak algılanır. Bu bilgiden sonra şimdi düşünelim: ►Beyin ışığa kapalıdır. Yani beynin içi kapkaranlıktır, ışık beynin bulunduğu yere kadar giremez. Görüntü merkezi denilen yer kapkaranlık, ışığın asla ulaşmadığı, belki de hiç karşılaşmadığınız kadar karanlık bir yerdir. Ancak siz bu zifiri karanlıkta ışıklı, pırıl pırıl bir dünyayı seyretmektesiniz. Üstelik bu o kadar net ve kaliteli bir görüntüdür ki ►21. yüzyıl teknolojisi bile her türlü imkana rağmen bu netliği sağlayamamıştır. Örneğin şu anda okuduğunuz kitaba, kitabı tutan ellerinize bakın, sonra başınızı kaldırın ve çevrenize bakın. Şu anda gördüğünüz netlik ve kalitedeki bu görüntüyü başka bir yerde gördünüz mü? Bu kadar net bir görüntüyü size dünyanın bir numaralı televizyon şirketinin ürettiği en gelişmiş televizyon ekranı dahi veremez. ►100 yıldır binlerce mühendis bu netliğe ulaşmaya çalışmaktadır. Bunun için fabrikalar, dev tesisler kurulmakta, araştırmalar yapılmakta, planlar ve tasarımlar geliştirilmektedir. Yine bir TV ekranına bakın, bir de şu anda elinizde tuttuğunuz bu kitaba. Arada büyük bir netlik ve kalite farkı olduğunu göre...

Cuma ve Cumartesi günü oruç tutmak

Cuma ve Cumartesi günü oruç tutmak |  görsel 1
Ebu Hüreyre Radiyallâhu Anh anlatıyor: Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem buyurdular ki:   “Sizden hiç kimse, Cuma günü oruç tutmasın. Ancak bir gün önceden veya sonradan oruç tutarsa, bu takdirde Cuma günü de oruç tutabilir.” Müslim’in bir rivayeti de şöyledir:   “Cuma gecesini diğer geceler arasında gece namazına tahsis etmeyin, Cuma gününü de diğer günler arasında oruç günü olarak tayin etmeyin, ancak birinizin tutmakta olduğu oruç arasına denk gelirse o başka.” (Buhari, Savm: 63; Müslim, Sıyâm: 147, 148; Ebu Dâvud, Savm: 50; Tirmizî, Savm: 42) Abdullah ibni Büsr es-Sülemi, kız kardeşi es-Sammâ Radiyallâhu Anhadan naklediyor: Resulullah Sallallâhu Aleyhi Vesellem buyurdular ki:   “Cumartesi günü oruç tutmayın, ancak Allah’ın size farz ettiği şeyde o gün oruç tutarsınız. Biriniz yiyecek bir şey bulamaz da sadece üzüm (asması) kabuğu veya bir ağaç çöpü bulacak olsa, onu ağzında çiğnesin (ve yine de Cumartesi günü oruçlu olmasın).” (Ebu Dâvud, Savm: 51; Tirmizî, Savm: 43; İbni Mâce, Sıyâm: 38) Selam ve dua ile......

Gerçek Hazine

Gerçek Hazine |  görsel 1
►İbrahim b. Edhem (k.s) bir gün bir su kuyusunun yanına geldi. Namaz vakti girdiğinde su çıkarmak için kovayı kuyuya sarkıttı. Yukarı çektiğinde tamamen altınla doluydu. Kovanın içindekilerini kuyuya boşalttı, tekrar sarkıttı. Bu sefer de kova çeşitli mücevherlerle doluydu. Yine geri döktü ve şöyle niyaz etti: - Ey Allahım, bana hazinenden sunarsın. Fakat bana abdest için su lazım. Yeniden kovayı sarkıttı, bu defa kova suyla dolu çıktı. Ab-dest alıp, namazını kıldı. ►Kaynak: Ferîdüddin Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ

Şeytanın Sapkın ve Esrarengiz Mantığı

Şeytanın Sapkın ve Esrarengiz Mantığı |  görsel 1
Kuran'daki şeytan kıssasında, İblisin Allah'a isyanının sebebi şöyle bildirilir: ►(Allah) Dedi: "Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?" (İblis) Dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın." (Araf Suresi, 12) İblis büyük bir akılsızlık göstererek kendisinin daha üstün bir varlık olduğunu öne sürerek, insana secde etmeyi reddeder. Ancak isyanını dayandırdığı temel oldukça zahiri ve çürüktür. Kendisinin ateşten, insanın çamurdan yaratıldığını belirtir ve ateşin çamura göre daha üstün bir madde olduğunu öne sürer. Yani kibirlenmesinin bütün nedeni, iki madde arasındaki fiziksel yapı farkıdır. Ancak yapıları ister çamur ister ateş olsun, İblisi de insanı da Allah yaratmıştır. Yaratılmış bir varlığın, kendisini Yaratan'ın emrine, yaratıldığı maddeyi öne sürerek isyan etmesi, hem büyük bir akılsızlık, hem de büyük bir nankörlüktür. Ancak İblisin insana karşı duyduğu kıskançlık ve içindeki büyüklük hissi bunu kavramasını engeller, fiziksel bir farklılığa takılır ve kendisini yaratan Allah'ın emrine isyan eder. İblisin şuurunun, kendisini üstün ve farklı gördüğü için, kapandığı Kuran'da bildirilen diğer ifadelerinden de anlaşılır: Dedi ki: "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattığın beşere secde etmek için var değilim." (Hicr Suresi, 33) İblis kendisini Allah'ın yarattığını inkar etmez. İsyanının nedeni bu değildir. Aksine kendisini yaratanın Allah olduğunu bizzat söyler. Ancak "ben ondan daha hayırlıyım, beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın" diyerek son derece çarpık bir mantık ortaya koyar. Bu akılalmaz isyanın hiçbir mantığ...

Şirk Tehlikesi

Şirk Tehlikesi |  görsel 1
  Bu konuda Kuran'da verilen en belirgin örnek Firavun'un kavmidir. Zira bu kavim, büyük bir gaflete kapılarak başlarında bulunan kişiyi yani kendi yöneticilerini sahte ilah edinmiştir. Firavun'un yakın çevresinin ve kavminin oluşturduğu şirk sistemi ve bu sistemin özellikleri aslında her çağda, her toplumda görülebilecek evrensel bir modeldir. Firavun, kavmi içinde ilahlığını ilan etmiş (Allah'ı tenzih ederiz), kavmi de kendisine boyun eğmiştir. Firavun'un sözde ilahlığını dile getirdiği sapkın bir ifadeyi, Allah Kuran'da şöyle bildirmektedir: Sonunda (yardımcı güçlerini) topladı, seslendi; Dedi ki: "Sizin en yüce Rabbiniz benim." (Naziat Suresi, 23-24) Firavun'a öncelikle tabi olan ve onu destekleyenler kendi yakın çevresiydi. "Firavun dedi ki: Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum..." (Kasas Suresi, 38) ayetinden de anlaşıldığı gibi Firavun, kavminin önde gelenleri üzerinde bir hakimiyet kurmuş ve sözde ilahlık iddiasını onlara kabul ettirmişti. Onlar da halk üzerinde imtiyaz sahibi oldukları için bu sapkın sistemin kendileri için karlı olacağını düşünmüşlerdi ve Firavun'dan menfaat ummuşlardı. Bu nedenle onun ilahlık iddia ettiği (Allah'ı tenzih ederiz) sapkın bir düzeni benimsemişlerdi. Ancak bu tutumları onları helaka sürükledi. Kendilerini dünyada yakalayan ve ahirette de sonsuza dek bırakmayacak korkunç bir azaba mahkum oldular. Kuran'da Firavun'un emrine uyan önde gelenlerin durumu ve akıbetleri şöyle anlatılır: Firavun'a ve onun önde gelen çevresine. Onlar Firavun'un emrine uymuşlardı. Oysa Firavun'un emri doğruya-götürücü (irşad edici) değildi. O, kıyamet günü kavminin önderliğine ge&cced...

Kıyamet Günü - Kıyamet Muhakkak Gelecektir! Bunda Hiç şüphe yokt

►Ay karardığı. Güneş ve Ay birleştiği zaman. İnsan o gün: "Kaçış nereye?" der. Hayır, sığınacak herhangi bir yer yok. O gün, 'sonunda varılıp karar kılınacak yer yalnızca Rabbinin Katıdır. (Kıyamet Suresi, 8-12) Yaşamınızı yönlendiren kişilere, olaylara şöyle bir göz atın. Bir yerlere ulaşmak için uğraşıyor, hayatın içinde bir yer almaya çalışıyorsunuz. Hayatınızdaki pek çok şeye yoğun bir dikkat veriyor, bu konular üzerinde derin derin düşünüyorsunuz. Ama yaşamınız boyunca tereddüt etmeden düşünmekten kaçındığınız konular da var. Üstelik, çevrenizdeki pek çok kişi de sizinle aynı fikirdedir. Konuşulmaması ve üzerinde düşünülmemesi gereken konuları çok iyi biliyorlar. Ölüm bunlardan bir tanesi, belki de en önemlisi. Ölüm çözüm getiremedikleri bir "son"dur onlara göre. Tıpkı ölüm gibi, kainatın ölümünü getirecek olan kıyamet de insanlar tarafından çok uzak bir kavram olarak değerlendirilir. Kıyamet gününde gerçekleşecek olan olaylar, insanlar tarafından az çok bilinmekte, ama bunları düşünmek onları korkutmaktadır. Korku duymaktansa, böyle bir konuyu unutmak daha makuldur ve bu şekilde yaşamakta bir sakınca görmezler. İnsanlar en çok, kıyamet gününün canlı, cansız her varlık için "son gün" olmasından etkilenirler. Kıyamet günü, dünya hayatının hatta tüm kainatın son günüdür, ama aynı zamanda da ahiretteki sonsuz yaşamın başlangıcıdır. O gün, insanların tümü yeni bir diriliş ile dirilecekler ve dünyadaki yaşamlarında Allah'a ve karşılaşacakları bu güne inanmış olanlar cennette ağırlanırken, inkar edenler cehenneme sevk edileceklerdir. Dolayısıyla ...

Yürüme Mucizesi

Yürüme Mucizesi |  görsel 1
İnsan vücudunu gelişmiş bir bilgisayara benzetebiliriz. İçinde son derece karmaşık devreler barındıran bir bilgisayar. Eğer bu devreyi oluşturan elemanlardan bir teki eksik olsaydı ya da yanlış kullanılsaydı bilgisayar çalışmazdı. İnsanın yürüyüşü ve hareket sisteminde bu bilgisayardaki tek bir devre gibidir. Tek başına bu devreyi incelememiz bile insan vücudunun ne kadar büyük bir mucize olduğunu anlamak için yeterlidir. Yürümek, daha çok küçük yaşlardan itibaren, hepimizin hiç zorlanmadan yaptığı bir eylemdir. İnsanın hayatta ilk öğrendiği şeylerden biri yürümektir. Yürümeye başlamadan önce hiçbir zaman kendimize "acaba adımımı hangi açıyla atmalıyım", "şöyle basarsam dengemi kaybeder miyim", "şu engeli aşmak için ayağımı ne kadar yukarı kaldırmalıyım", "çok kaldırırsam düşer miyim" gibi sorular sormamışızdır. Yürümek bizim için her zaman çok basit bir işlem olmuştur. Yürümenin ilk şartı vücudu taşıyan özel bir sistemin var olmasıdır. Vücudumuzdaki taşıyıcı sistem diğer organları taşıyabildiği gibi ekstra yükleri ve zorlanmaları da kaldırabilir: Örneğin; uyluk kemiği, dikey durumda bir ton ağırlığı kaldırabilecek kapasitededir. İskelet sisteminin vücudumuzdaki temel özelliklerine kısaca göz atalım: Kemiklerin ana görevi vücudu taşımaktır. İnsan vücudunun ağırlığının yaklaşık %20'sini kemikler oluşturur. Yani 16 kilogram ağırlığında kemik, 80 kilo ağırlığında bir insan bedenini taşır. Atılan her adımda bu kemiğimize, vücut ağırlığımızın üç katı kadar bir yük binmektedir. Hatta sırıkla yüksek atlama yapan bir atlet yere inerken kalça kemiğinin her santimetrekaresi 1400 kiloluk bir basınca maruz kalır. Peki, bu yapıy...

Allah'ın Hz. Musa (a.s.) İle Konuşması

Allah'ın Hz. Musa (a.s.) İle Konuşması |  görsel 1
►Hz. Musa (as) Tur Dağı'ndaki ateşin yanına vardığında, çok büyük bir mucizeyle karşılaştı. Allah, Hz. Musa (as)'a bir çalıdan seslendi ve ona vahiyde bulundu.► Allah Hz. Musa (as)'a bu ilk vahyi Kuran'da şöyle haber verir: Derken oraya geldiğinde, o kutlu yerdeki vadinin sağ yanında olan bir ağaçtan: "Ey Musa, Alemlerin Rabbi olan Allah Benim;" diye seslenildi. (Kasas Suresi, 30)  Nitekim ona gidince, kendisine seslenildi: "Ey Musa." "Gerçekten Ben, Ben senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva'dasın." "Ben seni seçmiş bulunuyorum; bundan böyle vahyolunanı dinle." "Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Ben'den başka ilah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl." (Taha Suresi, 11-14) Bu, Hz. Musa (as)'ın aldığı ilk vahiydir. Allah onu elçi olarak seçtiğini bildirmiştir. Allah ona bir ağaçtan seslenmiştir ve insanın dünyada ulaşabileceği en şerefli makamla şereflendirmiştir. Tur'da gerçekleşen bu olayda dikkat edilmesi gereken önemli bir husus vardır: Allah'ın Hz. Musa (as) ile konuşması. Allah bir ağaçtan Hz. Musa (as)'a seslenmiştir. Allah, Hz. Musa (as)'a konuşacak kadar yakındır. Aslında Allah herkese konuşacak kadar yakındır. Mesela siz bu yazıları okurken de Allah size en yakındır. Sizinle konuşacak, sizin sesinizi duyacak ve size de sesini duyuracak kadar yakındır. Allah bizim her konuşmamızı duyacak kadar yakındır. Hatta biz fısıldasak bile O bizi duyar. Bu gerçeği Allah Kuran'da, "...Biz ona şah damarından daha yakınız." (Kaf Suresi, 16) ayetiyle haber verir. Allah, Hz. Musa (as)'a Kendisi'ni tanıtıp Rabbimiz olduğunu söyledikten sonra ona asasını sorar: "Sağ elindeki nedir ey Musa?" Dedi ...

Ahirzaman - Hazreti Zülkarneyn (as) ve Çin Seddi

Ahirzaman - Hazreti Zülkarneyn (as) ve Çin Seddi |  görsel 1
Ahirzaman - Hazreti Zülkarneyn (as) ve Çin Seddi |  görsel 2
  Fıkıh Köşesi - Ahirzaman - Hazreti Zülkarneyn (as) ve Çin Seddi Hazret-i Zülkarneyn (as), Kur’ân’da ismiyle zikredilen sâlihlerdendir. Kimliği konusunda açık bir nass olmadığı için nebî mi olduğu, velî mi olduğu, sâlih bir padişah mı olduğu hep tartışma konusu olmuştur. Bazı müfessirler, Kur’ân’da Allah’ın “Yâ Ze’l-karneyn” 1 şeklinde hitap ettiğinin bildirilmesini nazara alarak nebî olduğunu; bazıları da veli olduğunu iddiâ ederler. Bu konudaki ihtilâfa Üstad Bedîüzzaman (ra) son noktayı koyar: Zülkarneyn, Allah’ın kendisini husûsî güç ve kuvvetle te’yid ettiği 2 Yemen Padişahlarından bir şahıstır ki, Hazret-i İbrahim (as) zamanında yaşamış ve Hazret-i Hızır’dan ders almıştır.3 Fahrüddin Razi gibi, Zülkarneyn’in, “Yunanlı İskender” olduğunu iddia eden kimi âlimler de olmuştur. Fakat Milâttan yaklaşık üç yüz sene önce yaşamış ve Aristo’dan ders almış olan Yunanlı İskender’in tarihî süreç açısından Zülkarneyn olamayacağında müfessirlerin çoğunluğu birleşmişlerdir.4 Bedîüzzaman da (ra) Zülkarneyn’in, Yunanlı İskender olmadığını kaydetmiştir.5 Hazret-i Zülkarneyn’in, Ye’cüc ve Me’cüc denilen bozguncu, fitne ve fesatçı, mütecâviz, vahşî, saldırgan, yağmacı, yıkıcı ve zâlim iki kabilenin şerrinden ve saldırılarından medenî ve mazlûm kavimleri korumak için bir sed binâ ettiğini, yine Kur’ân beyan ediyor.6 Kur’ân, bu seddin nerede inşâ edildiğini ise açıkça bildirmiyor. Dolayısıyla esasen bu konuyu bize kapatıyor. Kimi müfessirler bunun Çin Seddi olduğunu, kim...

Çocuksuz aileler ve kimsesiz çocuklar

Çocuksuz aileler ve kimsesiz çocuklar |  görsel 1
Fıkıh Köşesi - Aile Hakkında Bilgiler - Çocuksuz aileler ve kimsesiz çocuklar İnsanın yaratılışı tamamen beşer kudretinin dışında; Hâlık-ı Kerîm’in hilkatiyle ve Fâtır-ı Kadîr’in kudretiyle ve takdiriyle ilgili bir alandır. Cenâb-ı Hakk’ın takdir buyurduğu çocuk ana rahmine bir çekirdek olarak düşer, beslenir, gelişir, âzâsı teşekkül eder, ruh verilir; yani halk edilir. Bütün bu süreçlere bizim beşer olarak hiçbir müdahalemiz yoktur. Tamamen Allah’ın iradesi, ilmi ve emri esastır ve hâkimdir. Çocuğu olmayan anne-babaların, tedaviyi gerektiren bir problemleri varsa, tedavi olmaları meşrûdur. Gerekli sebeplere başvurmaktan çekinmemeliler ve Allah’tan ümit kesmemeliler. Bununla beraber, çocuğun tamamen Allah’ın takdirinde olduğunu unutmamalılar ve bunu hüzün ve keder konusu yapmamalılar. Çünkü çocuk, Hâlık-ı Zîşân verirse, emanet alınacak bir varlıktır. Ve hiç şüphesiz Allah’ın vermesinde de, vermemesinde de bir hayır ve hikmet bulunduğu akıldan uzak tutulmamalıdır. Bu konuda rehberimiz ve teselli kaynağımız şu âyettir: “Umulur ki, sizin hoşlanmadığınız bir tecellide sizin için hayır vardır. Allah bilir; siz bilmezsiniz.” 1 Çocuk, Allah’ın takdirinde ve hibesinde bulunduğuna ve bu meşîet ve takdirden-–istediğimiz biçimde tecelli etsin etmesin—hayır ummak bizim imanımızın gerektirdiği bir edep ve kulluğumuzun iktiza ettiği bir terbiye olduğuna göre; bu hayrın kendisi bizzat “müjde” kabul edilmelidir. Bediüzzaman’ın ifadesiyle hayır, Allah’ın tercih ettiği şeydedir. Allah’ın verdiğine de, vermediğine de “razı olmak” vesilesiyle, İlâhî rızaya nâil olmak İnş&acir...

FOKLARA MÜHÜR Adorable seal orphans released into North Sea

  Foto: Ingo Wagner / AFP / Getty Images Peek-a-boo mühür Lisa adında bir liman mühür öncesinde Kuzey Denizi'ndeki Almanya Juist Adası'ndaki bir plaj üzerine serbest bırakılması için 4 Eki onu hasır taşıma sepeti dışarı peeks.   Lisa ve diğer üç öksüz fokların Norddeich kıyı anakara kasabasında bir mühür araştırma istasyonunda kaldırıldıktan sonra vahşi dönüyor.   ***    Foto: Ingo Wagner / AFP / Getty Images Eve gidiyorum Küçük liman mühürler bir grup Nordeich Seal İstasyonu personeli parçasıdır Lene Kemper, Tim Fetting ve Peter Lienau tarafından Juist Adası üzerine serbest bırakılır.   50 ve 100 arası mühürler her yıl Norddeich istasyonunda yükseltilmiş veya rehabilite edilir. Mühürler teslim edilmek üzere hazır olduğunuzda, personel vahşi mühürler için popüler bir mekandır Juist Adası, onları taşınırlar.   ***    Foto: Ingo Wagner / AFP / Getty Images Doğada Liman mühürler bir çift Juist adasında, onların ilk bağımsız baskını bir plajda sörf Wade Kaynak: http://www.mnn.com/   Peek-a-boo seal A harbor seal named Lisa peeks out of her wicker transport basket on Oct. 4 prior to being released onto a beach on Germany's Juist Island in the North Sea.   Lisa and three other orphaned seals are returning to the wild after being raised at a seal research station in the coastal mainland town of Norddeich. Going home A group of young harbor seals are released onto Juist Island by Lene Kemper, Tim Fetting and Peter Lienau, who are part of the staff at the Nordeich Seal Station.   ...

Yaşamak için en zehirli yerlerden

Yaşamak için en zehirli yerlerden |  görsel 1
Citarum Nehri, Endonezya Citarum dünyanın en kirli nehri adı olmuştur.  5 milyon  kişi civarında nehir havzasında yaşıyor ve bunların çoğu kendilerine su temini için onun akışına güveniyor.

Namaz ve Vaaz

Namaz ve Vaaz |  görsel 1
Bir gün Muhammed b. Yusuf Fergânî hazretleri (k.s), Hâtim-i Esam hazretlerini (k.s) vaaz ederken gördü ve kendisine, - Ey Hâtim, görüyorum ki halka nasihat ediyorsun. Peki, sen güzel namaz kılabiliyor musun, diye sordu. Hâtim-i Esam (k.s), - Evet, kılabiliyorum, diye cevap verdi. - Nasıl kılıyorsun, diye sorunca da, - Namaz vakti girince güzel bir şekilde abdest alırım. Namaz kılmak istediğim yere gelir ve bütün âzalarımla namaza hazır oluncaya kadar orada bir süre otururum. Allah Teâlâ’nın emrini yerine getirmek için kalkarım. İlâhî heybeti düşünerek namaza girmeye hazırlanırım. Kâbe’yi iki kaşımın arasında, sırat köprüsünü ayaklarımın altında, cenneti sağımda, cehennemi solumda, ölüm meleği Azrâil’i [aleyhisselâm] farzederim. Kıldığım namazın son namazım olduğu düşüncesiyle, korku ile ümit arası bir halde tekbir alırım. Usulüne uygun olarak tane tane ve manasını düşünerek Kur’an’ı okurum. Huşû ile rükûya eğilir, tevazu ile secdeye giderim. Tam bir sükûnet içinde teşehhüde otururum. Sünnete uygun selâm verir, kıldığım namazı Rabbim’e arzederim. Yaşadığım sürece namazı güzel bir şekilde kılmaya gayret gösteririm. (Namazı hakkıyla eda edemediği için) nefsimi kınarım. Kabul edilmeyeceğinden endişe eder, korku ve ümit arası bir halde kabul edilmesini ümit ederim. Namazı bana öğretene teşekkür eder ve bana soran kimselere de onu öğretirim. Beni hidayete ulaştırdığı için Rabbim’e hamdederim, dedi. Bu sözler üzerine Muhammed b. Yusuf (k.s) şöyle dedi: - Senin gibi olan kimseler halka nasihat etmeye daha uygundur. Kaynak: Hal Dili, Semerkand Yayınları. ...

Hazreti İbrahim Halilullah

Hazreti İbrahim Halilullah |  görsel 1
İbrahim aleyhisselâm Allahü Teâlâ'ya aşırı muhabbeti ve O'nun rızâ ve muhabbetini celbeden ibâdetler ve taâtlerde bulunması sebebiyle, bu peygamberini halis bir dost ittihaz ederek kendisine ilâhî sırlarını vâkıf kılarak ikram buyurmuştur, işte bu sebepten dolayı Hazreti ibrahim'e «Halîlullah = Allah'ın dostu» unvanı ihsan edilmiştir. Hazreti ibrahim bir defasında ölüm Meleği Azrail aleyhisselâm ile karşılaştığında: — Rabbim beni niçin halîl ve dost edindi? diye sordu da Melekül Mevt: — Sen insanlara ihsanda bulunursan da onlardan bir şey istemezsin! şeklinde cevap vermiştir. Hazreti ibrahim'in, nesebi,Nuh aleyhisselâmın oğlu Şam'a dayanır. Babasının asıl ismi de Târih idi. Nemrud tarafından puthânesine nâar tayin edildiği zaman Târih adını Âzer'e çevirmiştir ki, Azer puthânesindeki putlardan birisinin adı idi. Nuh aleyhisselâmın vefatı ile Hazreti ibrahim arasında Peygamber olarak Hazreti Hûd ile Hazreti Salih vardır. Bu arada fasıla da bin yüz kırk üç senedir. Hazreti Hûd ile Hazreti ibrahim arasında da altı yüz otuz yıllık bir fasıla olduğu bildirilmiştir. Hazreti ibrahim'in doğumu Nemrud İbni Kenan'ın hükümdarlığı zamanına rastlar ki, doğum yeri de sonradan ateşe atıldığı ve Nemrud'un saltanat merkezi olan Bâbil şehridir. Hazreti ibrahim'in künyesi «Ebü'l-Edyâf = Konuklar babası» dır. Çünkü ibrahim aleyhisselâmın evi yol uğrağı bir yerde bulunduğundan her gelen misafire ikram edilirmiş. Bu sebeple kendisine bu künye verilmiştir. İbrahim aleyhisselâm seksen yaşında olduğu halde Şam mülhakatında Kaddum köyünde kendi kendini sünnet etmiştir. Hazreti ibrahim sünnet ol...

Büyücülüğün Tarihi ve Büyü Yapmak, Yaptırmak

Büyücülüğün Tarihi ve Büyü Yapmak, Yaptırmak |  görsel 1
Kur'an-ı Kerim’e göre melekler, Rablerini hamd ile tespih ederler ve yeryüzünde yaşayanlar için bağışlanma dilerler.[1] Onlar Allah katında değerli kullardır.[2] Bu kullarından ikisiyle ilgili aşağıda mealini vereceğimiz ayete meal verme biçimi, onlar hakkındaki bilgilerimizi boşa çıkaracak türdendir. Harut ve Marut adındaki iki melek ile ilgili ayetin yaygın çevirisi şöyledir: “Süleyman’ın hükümranlığı hakkında onlar (Yahudiler), şeytanların uydurup söylediklerine tabi oldular. Halbuki Süleyman büyü yapıp kafir olmadı. Lakin şeytanlar kafir oldular. Çünkü insanlara sihri ve Babil’de Harut ile Marut isimli iki meleğe indirileni öğretiyorlardı. Halbuki o iki melek, herkese: “Biz ancak imtihan için gönderildik, sakın yanlış inanıp da kafir olmayasınız, demeden hiç kimseye (sihri) öğretmezlerdi. Onlar o iki melekten, karı ile koca arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı. Oysa büyücüler, Allah’ın izni olmadan hiç kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine fayda vereni değil de zarar vereni öğrenirler. Sihri satın alanların ahiretten bir nasibi olmadığını çok iyi bilmektedirler. Karşılığında kendilerini sattıkları şey ne kötüdür. Keşke bunu anlasalardı.”[3] Bu ayetin meali Türkiye Diyanet Vakfı tarafından hazırlanan mealden alınmıştır. Ayeti bu tarz çevirme çok az farklılıklarla –hiçbirisi melekleri büyü öğretmekten tenzih etmemiştir- Ali Bulaç, Y. Nuri Öztürk, Ahmet Davudoğlu, Muhammed Esed ve Ömer Rıza Doğrul’un meallerinde de tekrar edilmiştir. Bu ayet mealinde iki meleğin imtihan için bile olsa sihri öğrettikleri şeklindeki çeviri tercih edilmiştir. Ancak bu tercüme tarzı Kur'an bütünlüğüne u...

Hürmet ve Nezaket

Hz. Şa‘bî [rahmetullahi aleyh] anlatıyor: “Bir gün Zeyd b. Sâbit [radıyallahu anh] ile bir cenaze namazı kıldıktan sonra, binmesi için bineğini yaklaştırdım. O sırada Abdullah b. Abbas [radıyallahu anh] gelerek binmesi için üzengiyi tuttu. Bunu gören Zeyd b. Sâbit [radıyallahu anh], - Ey Resûlullah’ın amcaoğlu, üzengiyi bırak lütfen, dedi. İbn Abbas [radıyallahu anh], - Biz, âlimlere ve büyüklerimize bu şekilde muamele etmekle emrolunduk, dedi. Bunun üzerine Zeyd b. Sabit, İbn Abbas’ın elini öptü ve, - Biz de Resûlullah’ın [sallallahu aleyhi vesellem] Ehl-i beyt’ine karşı böyle davranmakla emrolunduk, diye karşılık verdi.” Kaynak: Gazâlî, İhyâ.  

ESKİTME YAZI HZ MUHAMMED SAV

ESKİTME YAZI HZ MUHAMMED SAV |  görsel 1
ESKİTME YAZI HZ MUHAMMED SAV

Engellilerimiz camilerimizden yararlanmak istiyor

Engellilerimiz camilerimizden yararlanmak istiyor |  görsel 1
Engellilerimiz camilerimizden yararlanmak istiyor İzmir’den Haktan Özünver: “Camilerimizde engelliler için tedbirler yok. Bu yüzden engelliler camilere giremiyorlar. Oysa camilerimizde engelli rampası ve sair tedbirler alınarak engellilerin de cemaatle namaz kılmaları sağlanamaz mı? Bunu sağlamak için ne yapılabilir? Ben Avrupa’da bulundum. Engelli aracımla, bir program vesilesiyle, kilisenin ön kısmına kadar rahatlıkla girebildim. Bu tedbiri almışlar onlar. Camilerimizde bu tedbirleri almaya mani bir şer’î hüküm mü var?” Günümüzde hemen her hizmet sektöründe, değerinin geç de olsa anlaşıldığını sevinçle gördüğümüz bir alan, engelli vatandaşlarımıza hizmet alanıdır. Ve medeniyetin engellilere hizmetle ölçülüyor oluşu sevindirici bir gelişmedir. Bakıyorsunuz kaldırımlar, otobüsler, metrolar, okullar, iş kurumları engellilerin rahatça hizmet almaları için türlü türlü tedbirler alıyorlar. Güzel bir gelişme! Açıkça ifade edeyim ki, engellilerle düzgün ve saygın biçimde iletişim kurmak, onlara sosyal bünye içerisinde yer vermek ve ihtiyaç duydukları hizmeti onlara götürmek doğrudan Allah’ın emridir. Günümüzde çoğu hizmet sektörü, bir kalite anlayışıyla hizmetlerinden engelli vatandaşların da yararlanabileceği şekilde tedbirler alıyor. Bu tedbirleri camilerimizin de almasına elbette şer’î bir mani yoktur. Bilâkis bu, Allah’ın rızasını celp edecek makbul bir davranış olur. Kur’ân’ı açtığımızda görüyoruz ki, Allah (cc) bir görme engelli kulu için, kendi resûlünü—tâbir caizse—azarlamıştır. Abese Sûresi böyle bir olay üzerine nâzil ...

En Büyük Zevk ve Nimet

En Büyük Zevk ve Nimet |  görsel 1
  Bir gün Bâyezid-i Bistâmî hazretleri [kuddise sırruhû] yanındakilere: - Allah Teâlâ razı olduğu kimseleri cennete koyuyor değil mi, diye sordu. “Evet öyle” diye cevap alınca dedi ki: - Allah bir kulundan razı olunca o kimse cenneti ne yapacak! Kalbin Cenâb-ı Hakk’ın rıza ve cemâlinden aldığı bir zerre haz, firdevs-i âlâdaki bin köşkten daha iyidir. (Kaynak: Ferîdüddin Attâr, Tezkiretü’l-Evliyâ)   Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Cennetlikler cennete girince Allah Teâlâ onlara: – Size vermemi istediğiniz bir şey var mı? diye soracak. Onlar: – Yâ Rabbî! Yüzlerimizi ak etmedin mi? Bizi cennete koyup cehennemden kurtarmadın mı, daha ne isteyelim, diyecekler. İşte o zaman Allah Teâlâ perdeyi kaldıracak. Onlara verilen en güzel ve en değerli şey Rablerine bakmak olacaktır. ” (Müslim; Tirmizî) Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah Teâlâ cennetliklere: – Ey cennet sâkinleri! diye seslenir. Onlar da: – Buyur Rabbimiz! Emret! Bütün hayır ve iyilikler senin elindedir, derler. Allah Teâlâ: – Halinizden memnun musunuz? diye sorar. Onlar: – Nasıl razı olmayalım, Rabbimiz. Sen bize, hiç kimseye vermediğin bunca nimetler ihsan ettin, derler. Allah Teâlâ: – Size bunlardan daha değerlisini vereyim mi? buyurur. Cennetlikler: – Bunlardan daha değerlisi ne olabilir, Rabbimiz! derler. Bunun üzerine Cenâb–ı Hak: – Üzerinize rızâmı indiriyorum; bundan sonra size hiç gazap etmeyeceğim, buyurur.” (Buhârî; Müslim) Sehl İbni Sa’d radıyallahu anh’den rivayet edildiğine ...

Yağmur ve Kör Adam

Yağmur ve Kör Adam |  görsel 1
Yağmur ve Kör Adam ►Hz. Peygamber s.a.v.’in huzuruna bir kimse geldi, o sıralarda hüküm süren şiddetli kuraklıktan şikayet edip yağmur için Allah’a dua etmesini istedi. Bunun üzerine Hz. Rasulullah s.a.v. minbere çıkıp dua etti, hemen sonra yağmur yağdı. Fakat bir müddet sonra bir grup, Rasulullah s.a.v.’in huzuruna gelip yağmurun haddinden fazla yağdığını, sıkıntıya düştüklerini, neredeyse helak olacaklarını söylediler. Yağmurun durması için dua etmesini talep ettiler. Hz. Peygamber s.a.v. dua etti, yağmur bulutları hemen açılarak şehrin etrafına doğru yayıldı. Bu durum karşısında Rasul-i Ekrem s.a.v. tebessüm etti ve: – Hey Ebu Talip! Şimdi burada olsaydı çok sevinirdi. Onun söylediği şiiri bize kim söyleyebilir, diye sordu. ►Hz. Ali r.a. ayağa kalkarak: – Bana öyle geliyor ki siz şu şiiri kastediyorsunuz: “Hürmetine bulutlardan yağmur beklenilen bir zat terkedilir mi hiç? / O öyle bir iyiliksever ki, yetimler eline bakar, dullar ona güvenir.” Hz. Ali r.a. bu şiirden birkaç beyit daha okuduktan sonra Kinâne kabilesinden biri kalktı ve şu beyitle başlayan bir şiir okudu: – İlâhî! Hamdolsun ki Nebiyy-i Ekrem’in yüzü suyu hürmetine bize yağmur verdin. Rasulullah s.a.v. okunan şiiri çok beğendiğini söyledi. Abdullah b. Ömer r.a.’ın da Ebu Talib’in yukarıdaki şiirini sık sık tekrarladığı ve Rasulullah s.a.v. yağmur duası için minbere çıktığında bir sahabinin de bu şiiri devamlı okuduğu nakledilir. (Aynî, Umdetu’l-Kârî, VI/12) ►Osman b. Huneyf r.a. da bir rivayetinde şunları anlatmıştır: Gözleri görmeyen bir adam Hz. Peygamber s.a.v.’e geldi ve: – Ya Rasulallah, dua edin de gözlerim iyi olsun, dedi. Bunun üzer...

PEYGAMBER EFENDİMİZ SAV İLE GÖRÜŞMEYİ ARZU EDENLER !

PEYGAMBER EFENDİMİZ SAV İLE GÖRÜŞMEYİ ARZU EDENLER ! |  görsel 1
Peygamberimiz Sav rüyada görmek için dua

AVM’lerde Mescit İstiyoruz…

AVM’lerde Mescit İstiyoruz… |  görsel 1
Sevda Türk'üsev yazar@haberpolitik.net       ►AVM’lerde Mescit İstiyoruz…   Artık hayat tarzı haline gelen Avm’ler yani Alışveriş merkezleri halkın tamamına ne kadar hitap ediyor?   Bu AVM’ler de aradığımız her şeyi bulabiliyoruz, açıkçası gezmek için de güzel ve modern yaşam tarzının bir parçası oldular. Bundan şikayetçi değiliz ama şöyle bir eksikliği de söylemeden geçemeyeceğim.   Bu mekanlar da istediğimiz her şeyi bulabildiğimiz gibi çay içmek, kahve içmek, yemek yemek, spor yapmak dahi her bir etkinlik var. Ama bu büyük merkezlerin çoğunda ve bir çok mekanda mescit yok… Yani namaz kılan insanlar için bu ibadetlerini yapacak bir yer yok… Namaz kılmak her Müslüman için farz bir ibadettir ve kılan kılmayan herkes birbirine saygılı olmak zorundadır. Fakat bizler sosyal hayatın içinde var olduğumuz sürece namazımızı kılabileceğimiz yerlerin bizler için tahsis edilmesi lazım…   Aksi takdirde demokratik haklarımız ihlal edilmiş oluyor…   Namaz kılmak için kendimize yer aramak zorunda kalıyoruz…   Kimi zaman bir mağazanın soyunma odasında kıldığımızı da biliyoruz...   Kimi zaman bir mekanın balkonunda ıslak zemin üzerinde kıldığımızı da biliyoruz…   Veya rica edip oturduğumuz mekanın ofis odasında kıldığımız da oluyor…   Şimdi birileri çıkıp “sende kazaya bırak evinde kıl, gitme öyle yerlere veya mescit olan yerlere git” derse işte o zaman olmaz…   ►Neden vakit namazımızı kazaya bırakacakmışız?   Neden sosyal hayatımızı kısıt...

Dört Halife’nin İzinde

Dört Halife’nin İzinde |  görsel 1
  ►“Size Cenâb-ı Hakk’a karşı saygılı olup takva dairesinde yaşamanızı, başınızdaki Habeşistanlı bir köle dahi olsa dinleyip itaat etmenizi tavsiye ediyorum; zîrâ benden sonra yaşayanlar birçok anlaşmazlık ve ihtilaflar göreceklerdir. Bu sebeple, benim Sünnet’ime uyunuz, hak ve hidayet üzere devam eden raşit halifelerin de sünnetinden/yol ve yönteminden ayrılmayınız. Bunlara azı dişlerinizle sımsıkı sarılınız ve sakın ola, Kur’ân ve Sünnet’te aslı-esası olmayan uydurulmuş şeylere yaklaşmayasınız; çünkü aslı-esası olmayan uydurulmuş her şey bidattir ve her bidat de bir dalâlettir.” ►(Ebû Dâvud, Sünnet 6;Tirmizî, İlim 16, İbni Mace, Mukaddime 6) ►Fahr-i Kainat Efendimiz s.a.v., üsve-i hasene yani en güzel örnek olarak önümüzde dururken, O’nun yolunun dışındaki adımlarımız ömrümüzden heder ettiğimiz anlardır. İmanımızdan ibadetimize, sevgimizden nefretimize, kardeşliğimizden komşuluğumuza, ticaretimizden aile hayatımıza peşinden yürümemiz gereken rehber, Efendimiz s.a.v.’dir. O’nun adımlarını takip edenler Cenab-ı Hak tarafından övülmüş, nicesi insanlık semasının güzide yıldızları olarak isim ve hatıralarıyla çağlara kılavuzluk etmiştir. Bu hususta en büyük onur elbette Ashab-ı Kiram efendilerimize aittir. Onlar Allah Rasulü s.a.v.’den devraldıkları ilim, irfan ve ahlâk sancağını büyük bir liyakat ve dirayetle taşıyarak vazifelerini ifa etmişlerdir. ►Ashab-ı Kiram’ın her biri en üst seviyede hürmete layıktır. Fakat onları anarken hem tarihî rolleri bakımından hem de Efendimiz’e yakınlıkları sebebiyle Hulafa-i Raşidin’in ayrı bir yeri vardır. Her birinin ahlâkından, öne çıkan özelliklerinde...


islami forum



Bilx.net
Get  our toolbar!

Kabeden Canlı Yayın