SARIK RİSÂLESİ

>
English (US) Deutsch Français Русский 中文(简体) Português Italiano 日本語 한국어 Español
LA TAHZEN İNNALLAHE MEANA

» SARIK RİSÂLESİ



hHz Yusuf As Sarığı

SARIK RİSÂLESİ
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
Molla Aliyyü’l-Kârî
Tercüme: HüseyinAVNİ
Rabbim, ey Kerîm olan Allah'ım ilmimi artır.
Bütün hamdler hâssaten ve 'âmmeten mahlûkâtı yaratan ve onları tam bir hüccet ile geniş (Şerîat) caddesine hidâyet eden Allah celle celâlühû'ya mahsûstur. Salât ve selâm da bulutlar ile gölgelenen ve O'na yardım etmek için sarıklar ile alâmetlendirilmiş melekler indirilen Resûlüne ve O'nun izzet ve kerâmet sâhibi âline ve arkadaşlarına olsun.
Bundan sonra…
Bârî olan Rabbinin affına sığınan Ali İbn-i Sultân Muhammed el-Kârî -Allah onun günahlarını affetsin, ayıblarını örtsün- der ki: Bu risâle, sarık ve ‘azebe’nin/sarkıtılan ucunun ne kadar ve nasıl olduğu hakkında yazılan bir risaledir.
Evvelâ, şunu bil ki, Allah teâlâ, Sevgili'sinin mertebesinin kemâlini göstermek için şöyle buyurdu:
“De ki (Ey Resûlüm!), siz, Allah'ı seviyorsanız, bana tâbi' olunuz ki, Allah da sizi sevsin.”[2]
Böylece O'na uymayı, kulun Allah celle celâlühû'yu sevmesinin sahîh olmasının şartı, Allah teâlâ'nın da kulu sevmesinin sebebi yaptı.
Allah teâlâ şöyle buyurdu:
“Şübhesiz ki sizin için, Allah'ı ve âhiret gününü umanlar için Resûlüllah'da güzel bir nümûne vardır.”[3]
Sonra… Bil ki, Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'in kendi isteyerek yaptığı ve uyulmaya elverişli olan işleri dört çeşittir: Mübah, müstehâb, vâcib ve farz.
Usûl âlimlerimizin açıkça ifâde ettiğine göre, biz Hanefîler topluluğunca sahîh olan,Efendimizsallallâhu aleyhi ve sellem'in (Farz, Vâcib, Sünnet ve Mübâh’dan) belli bir şekilde yapılmış olan fiillerine, -onları o şekilde yerine getirmek husûsunda, kendine hâs olduklarına dâir delîl bulunmadığı müddetçe- uyarız. Zikri geçen dört şekilden hangi şekil üzere olduğunu bilmediğimiz işlerini, onların en aşağı mertebesi olan mübahlık üzere yaptığını söyleriz. Bu makamda kısaca şöyle deriz: Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'in işi, ikindi namazının iki rekatında selâm vermek gibi sehven olduğu, yemek, içmek, ayağa kalkmak ve bunlardan başka tabî’at îcâbı, yâhud teheccüd, kuşluk, nikahta dörtten fazla kadın almak ve başkaları gibi kendine hâs olduğu bilinirse, bize, O’na ittibâ' lâzım gelmez.[4] Bunların dışındaki işler olursa, denilmiştir ki, Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'e bunları, mübahlık, mendûbluk ve vâciblik şekillerinden hangi şekil üzere işlediği ortaya çıkana kadar beklemek gerekir. Çünki uymak, fiilin sıfatının bilinmesinden önce gerçekleşmez. Denilmiştir ki; yasaklık delîli bulunmadıkça ona uymak vâcibtir. Çünki Allah teâlâ, Allah'a ve Resûlüne itaat ediniz,[5] buyurdu. İ'timâd edilen görüş, vâcibliği, veya mendûbluğu gösteren delil bulunmadıkça, O'nun hakkında kesinleşmesi sebebiyle mübahlığa i'tikâd etmektir. Allah celle celâlühû en iyisini bilir.
Sonra… Bil ki; haberlerde ve eserlerde Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'in sarık sardığı, neredeyse ma'nen mütevâtir olacak şekilde sâbit olmuştur. Kezâ, Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'in sarık sarmaya teşvik ettiği de birçok hadîsle sâbit olmuştur. Bunlar, zayıf yollarla gelmiş olsalar da, tamamından, onları hasenlik hatta sahîhlik mertebesine ulaştıracak ve sarığın müstehâblığını ifâde edecek bir kuvvet hâsıl olacaktır.
Sarığı Teşvîk Eden Hadîslerden Bir Takımı
Bir: اعتموا تزدادوا حلما   (رواه الطبرانى والحاكم عن ابن عباس رضى الله عنه مرفوعا)
Sarık sarınız ki hilminiz artsın.[6]
İki:  اعتموا خالفوا الامم قبلكم   (رواه البيهقى ن خالد ابن معدان مرسلا)
Sarık sarınız, sizden ِnceki ümmetlere muhâlefet ediniz.[7]
ـç: اعتموا تزدادوا  حلما والعمائم تيجان العرب (رواه ابن عدى والبيهقى عن اسامة ابن عمير رضى اللع عنه)
Sarık sarınız ki, hilminiz artsın. Sarıklar, Arabların tâclarıdır.[8]
Dِrt:   ان الله تعالى اكرم هذه الامة بالعمائم واللالوية. (رواه ابن وضاح عن خالد بن معدان مرسلا)
ھübhe yok ki, Allah teâlâ bu ümmete sarıklar ve sancaklarla ikrâmda bulundu.[9]
Be؛: لا تزال امتى عتى الفطرة ما لبسوا العمائم على القلنسوة. (واه الديلمى عن ر كانة)
Ümmetim takkeler üzerinde sarıkları giydiği müddetçe fıtrat (İslâm) üzere olmaya devam edeceklerdir.[10]
Altı: فرق ما بيننا وبين المشركين العمائم عتى القلانس. ( رواه ابو داود و الترمذى عن ركانة)
Bizimle mü؛rikler arasındaki fark, takkeler üzerindeki sarıklardır.[11]
Yedi: العمامة على القلنسوة فصل بيننا و بين المشركين يعطى المئؤمنين يوم القيامة بكل كرة يدورها على رأسه نورا.( رواه الباوردى عن ركانة)
Takke üzerindeki sarık bizimle müşrikler arasındaki ayırıcıdır. Mü'minlere, başlarına sardıkları her bir sarık dolamadan dolayı kıyâmet gününde bir nûr verilecektir.[12]
Başka bir rivâyette,  ومن اعتم فله بكل كورة حسنة فاذا حط فله بكل حطةٍ حطُ خطيئة.
Kim sarık sararsa her sardığı sarım için ona bir sevâb verilir. Onu çِzerken de onun için her bir çِzü؛te bir günâhın silinmesi vardır.
Bu hadîsin ؛iddetli zayıflığı olmasaydı sarıkların büyütülmesi için bir hüccet olacaktı.
Sekiz: ركعتان بعمامة خير من سبعين ركعة بلا عمامة. (روا الديلمى فى مسند الفردوس عن جابر رضى الله عنه)
Sarıkla kılınan iki rek’at, sarıksız kılınan yetmi؛ rek’attan daha hayırlıdır.[13]
Dokuz: صلوة تطوع او فريضة بعمامة تعدل خمسا و عشرين صلوة بلا عمامة و جمعة بعمامة تعدل  سبعين جمعة بلا عمامة. (رواه ابن عساكر رضى الله عنهما)
Sarıkla kılınan bir nâfile yâhud farz namaz, sarıksız kılınan yirmibe؛ namaza denktir. Sarıkla kılınan bir Cum'a namazı, sarıksız kılınan yetmi؛ cumaya muâdildir/denktir..[14]
On: ان الله ومليئكته يستغفر للابس العمائم يوم الجمعة. (كذا رواه بعضهم)
Hiç ؛üphesiz ki Allah ve melekleri Cum'a günü sarık takanlar için istiğfar eder.[15]
On bir: ان الله تعالى و مليئكته يصلون على اصحاب العمائم يوم الجمعة.       (كذا رواه بعضهم)
Hiç ؛üphesiz ki, Allah ve melekleri Cum'a günü sarıklı olanlara salât ederler.[16]
On iki: العمائم وقار المؤمن وعز للعرب فاذا وضعت العرب عمائمهم وضعت عزها. (ديلمى عمران ابن الحصين رضى الله عنه)
Sarıklar mü'minin vekârı, ‘Arab’ın ‘izzetidir. ‘Arablar sarıklarını çıkarınca ‘izzetlerini atmı؛ olurlar.[17]
Onüç: العمائم تيجان العرب...(رواه القضاعى والديلمى عن عتى المرتضى رضى الله عنه)
Sarıklar Arabların tâclarıdır….[18]
Ondِrt: العمائم تيجان المسلمين (رواه ابن عدى عن عتى رضى الله عنه)
Sarıklar Müslümanların tâclarıdır.[19]
On Be؛: (Nebîmiz Efendimiz) sallallâhu aleyhi ve sellem, harbte beyaza mâil kulaklı yemâni takkeler giyerdi. Bazen takkesini çıkarır ve ِnünde sütre yapardı.[20]
"Yehûdîlere muhalefet ediniz, bu yüzden sar‎k sarmay‎n‎z, zîrâ sar‎klar‎n muhkem baًlanmas‎ Ehl-i Kitâb’‎n k‎yâfetindendir" ve "Saً‎r olan sar‎ktan Allah'a s‎ً‎n‎r‎m" sِzlerine gelince… Haf‎z Süyûtî bu iki rivâyetin asl‎n‎n olmad‎ً‎n‎ sِylemi‏tir.
Sar‎ً‎n Uzunluًu Ne Kadard‎r?
Hâf‎zlardan bir topluluk ‏ِyle demi‏lerdir:
Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem'in sar‎ً‎n‎n uzunluًu ve geni‏liًi hakk‎nda elimizde bir bilgi yoktur. ف‏te bundan dolay‎ bu husûs Hâf‎z Abdülًanî'ye sorulunca, bu hususta bir ‏ey gِstermemi‏tir.
Hâf‎z Abdülًanî, ‏ِyle demi‏tir:
Sonradan gelen hadîs hâf‎zlar‎ndan birisi ‏ِyle demi‏tir: Hazreti 'آi‏e rad‎yallâhu anhâ'ya ‏u sِzü nisbet edeni gِrdüm: Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'in sar‎ً‎ yolculukta beyaz, yolcu deًilken kara ve yünden, geni‏liًi yedi zirâ'/ar‏‎n, ucu yolculukta sar‎ktan ayr‎, yolcu deًilken de sar‎ktan bir parça idi. [‘آi‏e anam‎z‎n sِzü bitti.]Bu bilmediًimiz bir ‏eydir. (Hâf‎z ‘Abdülًanî’nin sِzü son buldu).
Sar‎ً‎n Rengi Nas‎ld‎r?
Bu nakledilen ibâreden ortaya ç‎km‎‏t‎r ki; -her ne kadar Medhal sâhibi onu (‘آi‏e rad‎yallâhu anhâ’dan ‏u naklî yapan‎) taklîd ettiyse de- Hazreti 'آi‏e rad‎yallâhu anhâ'dan yap‎lan rivayetin asl‎ yoktur. Zîrâ, seferde beyaz, hazerde de siyah (sar‎k giyilmesi) mevzû’un ters yüz edilmesi, tabiat îcâb‎ olan‎n aksi ve قerîat’ta bilinenin z‎dd‎d‎r. Zîrâ, haberde gelmi‏tir ki; Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem Mekke'nin fethi senesinde Mekke'ye ba‏‎nda kara sar‎k olduًu halde girmi‏tir. Denilmi‏tir ki, bu hakîkati üzeredir. Ve yine denilmi‏tir ki, bununla anlat‎lmak istenen, miًferden karard‎ً‎d‎r. اünki, bir rivâyete gِre sar‎k miًferin üzerindeydi. Yine bir ba‏ka rivayet sebebiyle denilmi‏tir ki; bu karal‎k kirden, tozlardan yâhud saçlar‎n yaًlar‎ndan dolay‎ idi.[21]
آlimlerimizden olan Zeylâî’nin Kenz قerhi’nde, hakk‎nda hadîs bulunduًundan dolay‎ kara giyilmesi(nin câizliًi) vard‎r. Ondan ba‏ka âlimler de, -beyaz giymek efdal olsa da- bu hadîsle kara giymenin câizliًine delîl getirmi‏lerdir. اünki, sahîh hadîste sâbit olmu‏tur ki, elbiselerimizin en hay‎rl‎s‎ beyazd‎r. Demi‏lerdir ki; Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem karay‎, câizliًini gِstermek için giymi‏tir. Nitekim bunu فmâm Nevevî, Müslim قerhi’nde zikretmi‏tir. Nevevî, Er-Ravda isimli kitabda, Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'in Mekke'nin fethi gününden ba‏ka bir günde kara giymediًini zikretmi‏tir.
Sar‎ً‎n Uzunluًu Ve Geni‏liًi Ne Kadard‎r?
Muhaddis Seyyîd Cemâleddîn'in Ravdatü'l-Ahbâb isimli kitab‎nda aç‎kça ifâde ettiًine gِre ne hadîslerden, ne de siyerden bu hususta bir ‏ey bilinmemektedir. Lâkin, baz‎ Hanefî âlimleri daima giyilen sar‎ً‎n yedi, cum'a ve bayram günleri giyilecek sar‎ً‎n da on iki zirâ' olduًunu sِylemi‏lerdir. فmâm Cezerî'nin el-Mesâbih tashîhinde zikretmi‏ olduًu ‏u sِz de bunu te'yîd etmektedir: Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'in sar‎ً‎n‎n ne kadar olduًuna vâk‎f olmak için kitâblar‎ tetebbu' ettim/okudum, siyer ve târîh kitâblar‎n‎ ara‏t‎rd‎m; hiçbir ‏eye vâk‎f olamad‎m. Nihâyet kendisine güveneceًim birisi قeyh Muhyiddîn en-Nevevî'nin kelâm‎nda bir ‏eye vâk‎f olduًunu haber verdi. Onda Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'in, bir k‎sa, bir de uzun sar‎ً‎n‎n olduًunu, k‎san‎n yedi zirâ', uzunun da on iki zirâ' olduًunu anlatt‎. Allah celle celâlühû en iyisini bilir.
Bِylece kesinlikle bilinmi‏ oldu ki, sar‎ً‎n uzunluًu ve geni‏liًi hakk‎nda i'timâd edilebilecek bir ‏ey gelmemi‏tir. Bu yüzden, insan bulunmu‏ olduًu yerde sakin olan emsallerinin çoًunluًunun âdetlerini gِzeterek kendine lây‎k olacak olan ile yetinsin. K‎saca, ortaya ç‎km‎‏t‎r ki; Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'in sar‎ً‎ arkada‏lar‎m‎z‎n hâlinde gِrüldüًü gibi ta‏‎nmas‎ eziyet verecek, ki‏iyi zay‎f b‎rakacak ve onu afetlere hedef yapacak ‏ekilde büyük ve ba‏‎ s‎caktan ve soًuktan koruyamayacak kadar da küçük olmay‎p ikisinin aras‎nda idi.
Sar‎k Sarman‎n Fazîletinin Delîli Nedir, Sar‎ks‎z Olmaz m‎?
Sonra… Sar‎k giyinmek hakk‎nda gelen fazîletler, Allah Teâlâ'n‎n, her secde an‎nda zînetlerinizi tak‎n‎n‎z[22] âyeti celîlesinden al‎nmad‎r. Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'in baz‎ zamanlar takke ile yetindiًine dâir gelen rivâyete gelince bu, harâret ve benzeri zarûretlere ve evindeki istirahata, yâhud ashâb‎ aras‎nda bunun câizliًini aç‎klamak için oturmas‎na, yâhud namaz‎n d‎‏‎ndaki hale, yâhud da nafile namazdaki hale yorulur. Bu فmâm Gazâlî'nin, namazdan ِnce s‎cakl‎ktan dolay‎ sar‎ً‎n ç‎kar‎lmas‎nda bir beis yoktur ‏eklindeki sِzünün k‎sa ifâdesidir.
Zaman‎m‎z‎n fakihlerinin tutunduklar‎ mescide büyük sar‎kla gelip, sonra da onu küçük bir bezin içerisine koymalar‎ ve sar‎ks‎z k‎lmalar‎na gelince… Bu son derece mekrûh bir ‏eydir. Ke‏ke onlar boyun baًlar‎yla sar‎k sarsalard‎. Zîrâ, -her ne kadar ضrf-i 'Amm'da mu'teber deًilse de- zâhir olan odur ki; bununla (da) lugat‎n gerektirdiًine ve قerîat‎n zâhirine gِre sar‎k sarman‎n asl‎n‎n sevab‎, hâs‎l olur. Sonra… فmâm‎n قerhu قir'ati'l-فslâm'da, cemaat namaz‎n‎n sar‎kla k‎l‎nmas‎ bugün müstehâbt‎r ‏eklindeki sِzünü gِrdüm.
Vâs‎le فbn-i Eska' Resûlüllah sallallâhu aleyhi ve sellem'in ‏ِyle buyurduًunu rivâyet etmi‏tir: "قübhe yok ki melekler Cum'a gününde sar‎kl‎lara salât ederler."
Hadîs-i ‏erîfte ‏ِyle gelmi‏tir:
“Sar‎kla k‎l‎nan bir Cum'a sar‎ks‎z k‎l‎nan yetmi‏ namazdan daha efdaldir.”
Eًer, s‎cakl‎k ki‏iyi daraltt‎ysa, namazdan ِnce ve sonra onun ç‎karmas‎nda beis yoktur. Fakat, ne evinden Cum'a’ya gidene kadar yürümek, ne de namaz vaktinde, ne imâm minbere ç‎karken ve ne de hutbe halinde ç‎karmaz.
فmâm Tirmizî, Ebû Keb‏e el-Enmârî'den ‏ِyle rivâyet etmi‏tir:
كانت كمام اصحاب النبى صلى الله عليه و سلم بطحاء (رواه الترمذى عن ابي كبشة الانمارى)
Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem'in Ashâb‎n‎n takkeleri (sivri olmay‎p ba‏lar‎na yap‎‏‎k ve a‏‎r‎ olmayan bir) geni‏(likte) idi.[23]
Ba‏ka bir rivayette,
Yani onlar, takkeler dikili ve sivri deًil, geni‏liًine yay‎l‎yd‎.
Hazreti 'آi‏e rad‎yallâhu teâlâ anhâ’dan ‏ِyle rivâyet edilmi‏tir:
كانت له كمة بيضاء.(رواه الدارقطني)
O’nun beyaz bir takkesi vardı.[24]
Bazısının vehmettiği gibi kümâm, Ekumm’un cem’i değildir. Bu sebeble kimi Yemen âlimlerinin uzun külahları seçmesi ve çok kere onlarla iktifâ etmesi yerle؛ik Sünnet’e ve devamlı olan yola terstir. Bazılarının bunu Ka'be ِrtüsünden yapması da ne ؛a؛ırtıcı bir çirkinliktir. Zîrâ bu, ipekten olduğundan sِz birliğiyle haramdır. Bununla berâber mülk edinilmesinde (âlimlerce) anla؛mazlık vardır.
Kıyâfetin ve ؛eklin güzelle؛tirilmesi
Kıyâfetin ve ؛eklin güzelle؛tirilmesi, bedende ve elbisede süslenmektir.
Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem Ashâb’ının yanına çıkmak istediği zaman suya bakar, sarığını ve saçlarını düzeltir, 'آi؛e ona sen bunu yapar mısın, deyince de evet, hiç ؛übesiz ki Allah kulun, yanlarına çıktığında karda؛ları için süslenmesini sever.
Sahîh hadîsde gelmi؛tir ki,
ان الله جميل يحب الجمال(رواه مسلم والترمذى والطبرانى والحاكم عن ابن عمر رضى الله عنهما)
Allah güzeldir; güzel(le؛mey)i sever. [25]
Ba؛ka bir hadîste de,
ان الله نظيف يحب النظافة (رواه....)
Allah temizdir; temizliği sever, buyrulmaktadır.
Câbir radıyallâhu anh hadîsinde ؛ِyle vardır: (Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem veya Câbir) üzerinde kirli elbiseler olan birini gِrdü de, bu adam ؛u kirleri yıkayacak ؛ey bulmamı؛tı, dedi. [26]
Sünen’de ؛ِyle bir hadîs vardır:
ان الله يحب ان يرى اثر نعمته عتى عبده (السنن.رواه الترمذى والحاكم عن ابن عمر ابن العاص رضى الله عنه و قال الترمذى حسن)
Allah ni’metinin eserini kulları üzerinde gِrmeyi sever.[27]
İnsanların çoğu süslenmek ve çileli hayat sürmekde ifrât ve tefrîtin iki ucunda bulunmaktadırlar.
Akâid, hâller ve diğer amellerin bütün hâllerinde de mu'teber olduğu gibi ِvülen orta ve mu’tedîl olandır. Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’e uymaya muvâfık olan da budur.
Tirmizî ve Hâkim Muaz b. Enes radıyallâhu anh’dan merfû' olarak rivâyet etmi؛tir:
من ترك الباس تواضعا لله تعالى وهو يقدر عليه دعاه الله تعالى يوم القيامة عتى رؤس الخلا ئق حتى يخيره من اى حلل الايماان شاء يلبسها (رواه الترمذى والحاكم عن معاذ ابن انس رضى الله عنه مرفوعا)
Kim Allah için tevâzû’ îcâb‎, gücü yettiًi halde (güzel) giyinmeyi terk ederse, Allah onu k‎yâmet gününde mahlûkât‎n ba‏‎nda çaً‎racakt‎r. Nihâyet onu îmân elbiselerinden dilediًini giymekte serbest b‎rakacakt‎r.[28]
قِyle bir hadîs gelmi‏tir:
احذروا شهرتين الصوف والخز (رواه ابو عبد الرحمن السلمى فى سنن الصوفية والديلمى فى مسند الفردوس عن عائشة رضى الله عنها)
İki ؛ِhret elbisesi olan yünden ve ipekten[29] (deniz koyunu isimli bir yabânî mahlûkun yahud tav؛anın yününden yapılma elbiseden) sakının.[30]
Ebû Hanîfe,dِrtyüz dinara bir ridâ giymi؛tir. Talebelerine, size hakaret gِzüyle bakılmaması için güzel giyinin, derdi. Fakat bu sِz, insanlara ve bu arada bilhassa fakirlere/dervi؛lere ve sâlihlere kar؛ı bِbürlenmek ve büyüklenmeye değil. Güzelle؛mek ve insanlardan müstağni olmak, ilme hürmet, ehl-i dünya olanlardan kibirlenenlere kibirli gibi gِzükmek, zâlimlerden uzakla؛mak ve onlar gِzünde zillete dü؛mekten uzakla؛mak maksadına yorulur. ھu halde i؛in aslı niyyeti güzel yapmak, maksadı süslemektir.
Hadîslerde gelmi؛tir:
ھübhesiz ki, Allah sizin sûretlerinize ve amellerinize bakmaz. Aksine kalblerinize ve niyetlerinize bakar.”[31] “Ameller ancak niyyetlerledir.”[32] “Müminin niyyeti amelinden daha hay‎rl‎d‎r.[33]
آlimlerimizin büyüklerinden birinin eseri olan قir'atü'l-فslâm’da ‏ِyle denilmektedir:
قübhesiz ki فslâm’‎n sünnetlerinden biri de eski, y‎rt‎lm‎‏, kal‎n ve sert elbise giymektir.”                                                  
Hadîsde  ‏ِyle gelmi‏tir.
 (.من رق ثوبه رق د ينه (رواه.
Elbisesi ince olanın, dîni de ince olur.[34]
Denilmi؛tir ki, “ضmer radıyallâhu anh bir adamın üzerinde iki ince elbise gِrünce kuru hurma dalıyla üzerine çıkar(ve onu dِver)dı ve onu kadınlara bırakın, derdi.
Evet, Avârif’de yazıldığına gِre, bunda zühdü iltizâm etmeyen ve ھerîat’ın ruhsatı üzerinde duracak kimse için ruhsat verilmi؛tir.
Rivâyet edildiğine gِre, Abdullah b. آmir bir bürde içinde Ebû Zerr’e gelip O’na zühd hakk‎nda sorduًu zaman, avucuna yellenmeًe ba‏lad‎ ve ona s‎rt‎n‎ çevirerek onunla konu‏mad‎. فbn-i آmir k‎zd‎ ve bunu فbn-i ضmer’e ‏ikayet etti. فbn-i ضmer de ona, Ebû Zerr’e ‏u elbiseler içinde gidiyorsun ve ona zühd hakk‎nda süâl soruyorsun. Oysa onlar ince elbiselerin, fâs‎klar‎n elbiseleri olduًunu sِylüyorlar. قerhu’l-Hatîb’de bِyle vard‎r.
Yumu‏ak giymeye gelince... Bu ancak, hâlini bilen, nefsinin s‎fatlar‎n‎ çok iyi gِren nefsin isteklerini gizli bir ara‏t‎r‎c‎ olan bir kimse için elveri‏li olur. Bu hususta niyyet ettiًi üzere, Allah’a hüsn-i niyyet ile kavu‏ur. Bu husûstaki hüsn-i niyyetin birçok ‏ekli vard‎r ki onlar‎n anlat‎lmas‎ uzun zaman al‎r. قeyh Ebû’n-Necîb es-Sühreverdî giyimin belli bir ‏ekli ile baًlamazd‎. Aksine (bazen) on dinarl‎k bir sar‎k, (bazen de) bir dinarl‎k bir sar‎k giyerdi. Me‏ây‎hdan i‏ittiًime gِre, Cüneyd günlerden birinde parlakl‎ً‎n son noktas‎nda, letâfetin de nihâyetinde pek pahal‎ ye‏il yün giydiًinde O’na ‏u husûsta (k‎nay‎c‎) sِz sِylendi. O da bunun üzerine, dur, ey Allah’‎n kulu! ف'tibâr Allah celle celâlühû’dan korkup deh‏ete dü‏mektedir, h‎rkaya deًil, dedi.
Hâs‎l‎, i‏in ba‏‎ndaki kimseye en münâsib olan, yenilen, içilen, giyeceًi, meskeni ve bunlar‎n benzeri dünya i‏lerinden en a‏aً‎ mertebede olan‎ seçmesidir. Müntehî için de en fazîletli olan‎n bِyle olmas‎d‎r. اünki bunda (Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem, sahabe rad‎yallâhu anhüm ve selef rahimehumullah’a) uymak vard‎r. Ancak ki‏i için güzel bir niyyet varsa bu ayr‎…
Taylesâna gelince…
Süyûtî’nin Tayyu’l-Lisân an Zemmi’t-Taylesân ismini verdiًi risâlesinde aç‎klad‎ً‎na gِre, Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem onu kullanm‎‏t‎r. Lâkin, Kâmus sâhibi’nin es-S‎ratu’l-Mustakîm’de de zikrettiًi gibi, baz‎lar‎ onu zarûret hallerine hamletmi‏tir.
فbnu’l-Kayyim ‏ِyle demi‏tir:
قu heybeler gibi geni‏ ve uzun takkelere ve kale burçlar‎ gibi olan sar‎klara gelince… Onlar‎ ne Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem, ne de Ashâb’‎ giymemi‏tir. قunlar (O’nun) Sünnet’ine tersdirler. Câiz olmalar‎ da sِz kald‎r‎r. Zîrâ bunlar bِbürlenme cinsindendirler.
Medhal sâhibi ‏ِyle demi‏tir:
Basîret sâhibine gizli kalmaz ki, bugün ilme nisbet edilen kimselerden kiminin takkesinde yasaklanm‎‏ olan mal zayi etme vard‎r. اünki ‏u takkeden (küm) ba‏kas‎ için bir elbise artar. Kastalânî ‏ِyle demi‏tir: Onlar‎n uzun yap‎lmas‎na dâir insanlar için yeni ‎st‎lâh ortaya ç‎kt‎ ve her nev'i insan için îfâ edecekleri bir ‏iâr ortaya ç‎kt‎. Bunlardan hangisi her ne zaman bِbürlenme yolu üzere olursa onun haraml‎ً‎nda hiçbir ‏ekk yoktur. Ancak âdet yolu üzere olanlara gelince, yasaklanan etek sürümeye varmad‎kça onda haraml‎k yoktur.(Son buldu)
El-hâs‎l, Sünnet mikdâr‎ndan fazlas‎ ya tahrîmen veya tenzîhen mekrûhdur. ضyleyse, nefse uymaktan ve (Sünnet’e) mukaddes uymay‎ terk etmekten son derece sak‎n‎ls‎n.
فbn-i Hacer, Erbaîn ‏erhinde garîb bir sِz sِyledi: “takkeleringeni‏letilmesi husûsunda âlimler ihtilâf ettiler. Kimileri bunu mekrûh, kimileri de sünnet sayd‎lar.”( Son )
Sen bilmi‏tin ki, aleyhissalâtü vesselâm’‎n ve Ashâb‎n‎n takkelerigeni‏ yapt‎ً‎ sâbit deًildir. ضyleyse doًrusu “Baz‎lar‎ da onu mübah kabûl ettiler” demektir.
‘Azebe hadisine gelince…
Bir:رايت النبي صلى الله عليه وسلم على المنبر وعليه عمامة سوداء قد ارخى طرفيها بين كتفيه (رواه مسلم و ابو دود عن عمر بن حريث)
Amr b. Hureys’den ؛ِyle sِylediği rivâyet edildi.
Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’i minberin üzerinde gِrdüm. Ba؛ında kara bir sarık vardı. İki ucunu iki omuzu arasına sarkıtmı؛tı.[35]
Müslim’in çoğu nüshalarında tarefeyha/iki ucunu ؛eklinde tesniye olarak, bazılarında da müfred olarak tarefeha/bir ucunu sarkıttı ؛eklinde gelmi؛tir. Kadı İyad, me؛hûr ve ma'rûf olan/bilinen budur, dedi.
Kastalânî ؛ِyle demi؛tir:
Müslim’in bir rivâyetinde, (ucunu) sarkıtmayı zikretmeden, Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem Mekke’ye siyah bir sarıkla girmi؛tir, denilmektedir.. Bu da gِsteriyor ki, O, her zaman sarkıtmazdı.
İki: كان النبي  صلى الله وسلم اذا اعتم سدل عمامته بين كتفيه قال نافع وكان ابن عمر يفعل ذلك      (رواه الترمذي فى الشمائل عن ابن عمر)
İbn-i ضmer radıyallâhu anhuma’dan rivâyet edildiğine gِre O, ؛ِyle sِyledi: Sallallâhu aleyhi ve sellem sarık sardığında sarığını(n ucunu) iki omuzu arasına sarkıtırdı. Nafi, İbn-i ضmer bunu yapardı, dedi.[36]
ـç:عممنى رسول ا لله صلى الله عليه و سلم ف سدتها بين يدى و من خلفى (ابو داود عن عبد الرحمن ابن عوف)
Abdurrahman b. Avf’dan ؛ِyle dediği rivâyet edildi: Resûlüllâh sallallâhu aleyhi ve sellem bana sar‎k sard‎ ve onu(n ucunu) ِnümden ve ard‎mdan sark‎tt‎.[37]
Dِrt:عمم النبى صلى الله عليه و ستم عندالرحمن ابن عوف و ارخى اربع اصابع (طبرانى فى الاوسط عن شيخه مقدام ابن داود وهو ضعيف)
'آi؛e’den ؛ِyle dediği rivâyet edildi:
Sallallâhu aleyhi ve sellem Abdurrahman İbn-i Avf’a sarık sardı ve dِrt parmak sarkıttı.[38]
Be؛:كان اذا اعتم ارخى عمامته بين يديه و من خلفه (طبرانى فى الاوسط عن ثوبان)
Sevbân rad‎yallâhu anhu’dan rivâyet edildiًine gِre, Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem sar‎k sard‎ً‎ zaman sar‎ً‎n‎ ِnünden ve ard‎ndan sark‎t‎rd‎.[39]
Alt‎:ان النبى صلى الله عليه و سلم عمم عبد الرحمن بن عوف فارسل من خلفه اربع اصابع و نحوها ثم قال هكذا فاعتم فانه اعرب و احسن (طبرانى فى الاوسط عن ابن عمر واسناده حسن)
İbn-i ضmer radıyallâhu anhma’dan, ؛ِyle rivâyet edildi: Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem Abdurrahman b. Avf’a sarık sardı ve arkasından dِrt parmak ve o kadar sarkıttı ve sonra bِyle sarık sar. Zîrâ buen güzeldir.[40]
Bunda ‘azebeli sarığın en güzel olduğunun anla؛tırılması vardır; bu da ‘azebesiz sarığın güzel olduğunu gِstermektedir. Bِylece onda ‘azebesiz sarığın mekrûh olduًuna hükmedenlere bir cevâb vard‎r.
Yedi:عن ابى عبد السلا قال قلت لابن عمر كيف كان رسول الله يعتم قال كان يدير كور العمامةعتى راسه و يغرزها من ورائه ويرسلها بين كتفيه (رواه الطبرانى فى الكبيرعن ابي عبد السلام عن ابن عمر. و اسناده على شرط الصحيح الا ابي عبد السلام وهو ثقة)
Ebû Abdisselâm’dan ؛ِyle sِylediği rivâyet edildi:
İbn-i ضmer radıyallâhu anhumâ’ya, Resûlüllâh sallallâhu aleyhi ve sellem nas‎l sar‎k sarard‎, dediًimde ‏ِyle dedi:
O, sar‎ً‎ ba‏‎na dolar ve arkas‎na sokar, iki omuzu aras‎ndan sark‎t‎rd‎.[41]
Sekiz: عن ابي موسى ان جبريل نزل على النبي عليهما السلام وعمامته سوداء قد ارخى ذؤابتها من ورائه (طبرانى فى الكبير وفيه عبد الله ابن عامر وهو ضعيف)  
Ebû Mûsâ rad‎yallâhu anh’dan rivâyet edildiًine gِre Cebrâil sar‎ً‎ kara olduًu ve ucunu arkas‎ndan sark‎tt‎ً‎ haldeyken Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’e indi.[42]
Dokuz:عن السائب ابن يزبد قال رايت عمربن الخطاب قد ارخى عمامته من خلفه
Saib b. Yezîd’den rivâyet edildiًine gِre O ‏ِyle demi‏tir:
“ضmer b. Hattab’‎ sar‎ً‎n‎(n ucunu) ard‎ndan sark‎tm‎‏ olduًu haldeyken gِrdüm.”[43]
Bunda (sark‎tman‎n emîru’l-mü'minînlere) hâs olduًuna îmâ ve i‏âret vard‎r.
On:عن ابي امامة انه قال كان النبي صلى الله عليه و سلم لا يولى واليا حتى يعمم و يرخى له من جانب الايمن نحو الاذان (الطبرانى فى الكبير عن ابي امامة)
Ebû Umâme rad‎yallâhu anhu’dan, ‏ِyle dediًi rivâyet edildi: (Nebîmiz Efendimiz) sallallâhu aleyhi ve sellem her ne zaman vali ta'yîn ederse, onun ba‏‎na sar‎k sarar ve (ucunu) saً yan‎ndan kulaklar‎na doًru sark‎t‎rd‎.[44]
Bunda, bu sar‎klar‎n, avâmdan ayr‎lmalar‎ için ümmetin emîrlerine hâs olduًuna i‏âret vard‎r.
Onbir:بعث رسول الله صلى الله عليه و سلم عليا رضى الله عنه الى خيبر فعممه بعمامة سوداء ثم ارسلها من ورائه او قال على كتفيه (الطبرانى فى الكبيرو اسناده حسن)
Abdullah(b. Mes'ûd)’dan rivâyet edildiًine gِre O, ‏ِyle dedi: Resûlüllâh sallallâhu aleyhi ve sellem Ali rad‎yallâhu anh’‎ Hayber’e gِnderdi ve ona sar‎k sararak (ucunu) arkas‎ndan veya omuzlar‎ üzerine sark‎tt‎.[45]
On فki:عمم رسول الله صلى الله عتيه و سلم عبد الرحمن ابن عوف بفناء بيتي هذا وترك من عمامته مثت ورق العشرثم قال رايت اكثر المليئكة معتمين (ابن عساكرعن عائشة رضى الله عنها)  
Hazreti 'آi؛e’den ؛ِyle dediği rivâyet edilmi؛tir:
Resûlüllâh sallallâhu aleyhi ve sellem Abdurrahman b. Avf’a ؛u evimin bo؛luğunda (ِnünde) sarık sardı ve sarıkdan ağaç yaprağı mislini bıraktı. Sonra da meleklerin çoğunu sarık sarmı؛ olarak gِrdüm.[46]
On ـç: كان النبى صلى الله عليه و سلم يدير كور العمامة على رأسه و يغربها من ورائه و يرخى لها  ذؤابة بين كتفيه (رواه....عن ابن عمررضى الله عنه )
İbn-i ضmer radıyallâhu anhumâ’dan ؛ِyle dediği rivâyet edildi:Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem sarık sarardı. Sarığı ba؛ına sarar, onu arkasından uzatır ve ucunu iki omuzu arasından sarkıtırdı.[47]
Vâsile ve İbn-i Zübeyr’den, sarığın ucunu arkalarından bir ar؛ın  mikdârı sarkıttıkları (rivayeti) gelmi؛tir.[48]
Hadîs hâfızlarından biri, (sarkıtılanın) uzunluğu hakında gelen en az mikdar dِrt parmak, en çok mikdâr bir zirâ’, bunların arasında da bir karı؛ veya oturma yeri veya sırtın yarısıdır ki râzı olunan orta haldir. Bu da rivâyet edilenlerin tamamıdır.
Ondِrt:عممنى رسول الله صلى الله عليه و سلم يوم غديرخم بعمامة فسدلها خلفى وفى لفظ فسدل طرفها على منكبي و قال ان الله امدنى يوم البدر و يوم حنين بمليئكة معتمين هذه العمة وقال ان العمامة حاجزة بين الكفر والايمان وفى لفظ بين المسلمين والمشركين (ابن ابي شيبة , بيهقى و الطيالسى عن على رضى الله عنه)
Hazreti Ali radıyallâhu anh’dan ؛ِyle dediği rivâyet edilmi؛tir: Resûlüllâh sallallâhu aleyhi ve sellem Bedir (Hum) gününde bana sar‎k sard‎ ve onu arkamdan sark‎tt‎.
Ba‏ka bir laf‎zda denilmektedir:cunu omuzum üzerine sark‎tt‎ ve hiç ‏übheniz olmas‎n ki Allah Bedir ve Huneyn gününde, ‏u sar‎klar‎ saran meleklerle bana yard‎m etti” buyurdu. Ve “Sar‎k küfür ile îmân aras‎nda” ba‏ka bir laf‎zda da “Müslümanlarla mü‏rikler aras‎nda bir perdedir” denilmi‏tir.[49]
On Be‏: عليكم بالعمائم فانها سيماء المليئكة و ارخو لها خلف ظهوركم (الطبرانى والبيهقى عبادة رضى الله عنه)
İbn-i ضmer radıyallâhu anh’dan ؛ِyle dediği rivâyet edilmi؛tir. Sarıklara yapı؛ın (sarıksız durmayın). Zîrâ sarık, meleklerin sîmâsıdır. Onların ucunu da arkanızdan sarkıtın.[50]
On Altı: عن عبد اللاعلى ابن عبدى (؟) ان رسول الله صلى الله عليه و سلم دعى عليا فعممه و ارخى عذبة العمامة من خلفه ثم قال هكذا فاعتموا فان العمامة سيماء الاسلام و هى حاجزة بين المسلمين والمشركين (ديلمى)
Abdü’l-A’lâ’dan ؛ِyle rivâyet edilmi؛tir:
Resûlüllâh sallallâhu aleyhi ve sellem Ali’yi çaً‎rd‎, ona sar‎k sard‎ ve sar‎ً‎n ucunu arkas‎ndan sark‎tt‎ ve sonra ‏ِyle buyurdu: “ف‏te bِyle sar‎k sar‎n. Zîrâ sar‎k فslâm sîmâs‎d‎r. Bu Müslümanlarla mü‏rikler aras‎nda bir perdedir.[51]
Onyedi:عن على رضى الله عنه ان النبي صلى الله عليه وسلم عممه بيده فذنب العمامة من ورائه ومن بين يديه ثم قال له النبي صلى الله عليه و سلم ادبر فادبر ثم قال له اقبل فاقبل ثم اقبل النبي صلى الله عليه و سلم على اصحابه فقال هكذا تيجان المليئكة (ابن شادان فى مشيخته)    
Hazreti Ali radıyallâhu anh’dan ؛ِyle rivâyet edilmi؛tir:
Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem ona sarık sardı ve arkasından ve ِnünden sarığa bir uç yaptı. Sonra Neb(îmiz Efendimiz) sallallâhu aleyhi ve sellem O’na, arkaya dِn buyurdu. O da ona doğru dِndü. Sonra Nebî(miz Efendimiz) sallallâhu aleyhi ve sellem hemen ashabına dِnerek ؛ِyle buyurdu:
Meleklerin tâcları i؛te bِyledir.[52]
Ba؛ka bir rivâyette de Resûlüllâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in sehâb/bulut diye isimlendirilen bir sar‎ً‎ vard‎. Onu O’na(Ali’ye) giydirdi ve ucunu sark‎tt‎.[53]
فbnü Ebî Rezîn’den ‏ِyle dediًi rivâyet edilmi‏tir:
Bir bayram günü Ali’yi sar‎k sarm‎‏ ve ucunu arkas‎ndan sark‎tm‎‏ olarak gِrdüm.[54]
Bu rivayette, iki taraftan sar‎k ucu sark‎tman‎n emirliًe ve harb hâline münâsib olduًuna, arkadan sark‎tman‎n/büyük mahfelerde, büyük âlimlere ve insanlar‎n hatiblerine hâs olduًuna dâir i‏âret var. ضnceki rivayette de Meleklerin Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’e yard‎m etmek için indikleri zamandaki ‏iârlar‎na i‏âret vard‎r. Nitekim Allah teâlâ, size Rabbiniz, musevvimler ( tan‎nmalar‎ için kendilerini veya atlar‎n‎ i‏âretlemi‏) olarak be‏bin melekle meded eder…[55] ayetiyle bunu haber vermi‏tir. Müsevvem, yani muallem/i‏âretlenmi‏… Melekler alaca atlar üzerindeydiler. Ba‏lar‎nda omuzlar‎ üzerine sarkan sar‎ sar‎klar vard‎. فbn-i Abbâs’‎n yapt‎ً‎ bir rivâyete gِre kara, Ebû Hureyre’nin yapt‎ً‎ bir rivâyete gِre de beyaz sar‎klar vard‎.
Sehâvî, Taberânî’nin Mu’cem-i Kebîr’inden hasen bir senedle yap‎lm‎‏ ‏ِyle bir rivâyet nakletti: “Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem Ali’yi Hayber’e gِnderdi ve ona siyah bir sar‎k sar‎p (ucunu) arkas‎ndan sark‎tt‎.” “sol omuz arkas‎ üzerine” dedi ve bunda tereddüt etti. Bazen de sol omuz arkas‎ üzerine ibaresini kesin ifâde etti.[56]
Hâf‎z Süyûtî, geçen hadîslerin bir k‎sm‎n‎ zikrettikten sonra ‏ِyle dedi: Bunlar ‏u anda akl‎mda olan ‘azebe hakk‎nda olan hadîslerdir. O halde قeyh Mecduddîn’in Resûlüllâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in ‘azebesi vard‎ sِzü doًrudur. Uzundu sِzünü ise (rivayetlerde) gِrmedim. Lâkin bunun, iki omuzu aras‎ndan sark‎t‎lmas‎ rivâyetlerinden al‎nm‎‏ olmas‎ mümkindir. فki omuzu aras‎nda sِzü doًrudur. Nitekim geçti. Bazen omuzu üzerine sِzünü, (Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in) kendi giyinmesinden olarak gِrmedim; ancak giydirmesi vard‎r. Nitekim Ali veya Abdurrahman b. Avf rad‎yallâhu teâlâ anhümâ’ya sar‎k giydirmesi mes’elesinde geçti. Azebe’den hiç ayr‎lmad‎, sِzünü ise hiçbir hadîsde gِrmedim. Aksine Hedy sahibi, O’nun bazen ‘azebe ile bazen de ‘azebesiz sar‎k sard‎ً‎n‎ zikretti. (Süyûtî’nin sِzü son buldu.)
فbn-i Hacer(-i Heytemî) de, (sِzü, as‎l sâhibi olan Süyûtî’ye) dayand‎rmadan O’na (Süyûtî’ye) uydu ve bu da merdûddur sِzüyle (قeyh Mecdüddîn hakk‎nda) kِtü konu‏tu.
Ben (Aliyyu’l-Kârî) derim ki; lâkin Mecd’den yap‎lan bu nakilde (onu hemen kabûl etmeden) bak‎p iyi dü‏ünmek lâz‎md‎r. Zîrâ ‏u (nakil, Mecdüddîn’in) es-S‎râtü’l-Müstakim diye isimlendirilen kitâb‎nda zikredilene uymamaktad‎r. (Mecdüddîn) orada ‏ِyle dedi: (Nebîmiz Efendimiz) sallallâhu aleyhi ve sellem sar‎ً‎n‎n ucunu baz‎ zamanlar omuzlar‎ aras‎nda sark‎t‎r, bazen de sar‎ً‎ ‘azebesiz giyer, bazen tahnik eder, bazen sar‎ً‎ takkesiz, bazen takkeyle giyerdi. Bazen de sar‎ks‎z takke giyerdi. Ekserî hallerde sar‎ً‎n‎n ucunu iki omuzu aras‎nda sark‎t‎rd‎. (S‎rat-‎ Müstakîm’den nakil bitti.)
ضyleyse sar‎ً‎ hiçbir zaman ‘azebesiz yapmazd‎, sِzü, (sar‎ً‎n ucunu sark‎tmaktaki) devâml‎l‎ًa dâir bir mübâlaًaya, veya çoًun bütün yerine konulmas‎na yorulur. قu ifâde, 'آi‏e rad‎yallâhu anha’n‎n rivayetindeki Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem قa’bân ay‎n‎n tamam‎nda oruç tutard‎, ‏eklindeki sِze benzemektedir.
فmâm Nevevî, قerh-i Mühezzeb’de ‏ِyle dedi: Sar‎ً‎, ucunu sark‎tarak da sark‎tmayarak da giymek câizdir. Bunlardan hiçbirinde kerâhet yoktur. Elbisenin sark‎t‎lmamas‎n‎n yasakland‎ً‎na dâir sahîh bir ‏ey yoktur. (Elbisenin sark‎t‎lmas‎) bِbürlenme îcâb‎ haram, bِbürlenmesiz de mekrûh olur.
اünki, فbn-i ضmer rad‎yallâhu anhuma’n‎n hadîsinde, Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem ‏ِyle buyurmaktad‎r:
الاسبال فى الازار والقميص والعمامة من جر منها شيأ خيلاء لم ينظر الله اليه يوم القيامة (رواه ابو داود والنسائى وابن ماجة باسناد صحيح)
Elbise sarkıtmak izarda, entaride ve sarıkta olur. Kim ؛unlardan bir ؛ey sürürse Allah ona kıyâmet gününde bakmayacaktır.[57]
Ancak ki؛i sarığın ucunu sarkıtma i؛inde Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’e uyar da bundan dolayı ona bِbürlenme gelirse onun ilacı ona (bِbürlenmeye) sırt dِnmek ve nefsini o bِbürlenmeyi terk etmede tedavi etmektir. Bu, ‘azebeyi terk etmeyi îcâb ettirmez. Eğer o kibir ancak ‘azebeyi terk etmeyle yok olacaksa, olması için onu bir müddet terk etsin. اünki ‘azebeyi terk etmek mekrûh deًildir. Bِbürlenmeyi yok etmek ise vacib(farz)dir. (Nevevînin sِzü son buldu)
فbn-i Hacer ‏ِyle dedi:
O’na (Nevevî’ye), riyâdan korktuًu bir farz veya nâfileyi de ayni ‏ekilde bir müddet terk etmesi lâz‎m gelir. Ancak bunda durup dü‏ünmek lâz‎md‎r. (فbn-i Hacer’in sِzü bitti.)
فbn-i Hacer, (o halde) Ona farz‎ terk etmek lâz‎m demekle, doًrudan uzakla‏t‎. Halbuki sِz, ne bir farz ne de bir sünnet hakk‎nda deًil, aksine terki mekrûh olmayan bir ibâdet hakk‎ndad‎r.
Sonra… فbnü Ebî قerîf, Nevevî’yi ‏u ‏ekilde tenkîd etti: Nevevî’nin sِzünün aç‎ً‎ iki yan‎ denk olan mübah cinsinden olduًunu gِstermektedir. Oysa bِyle deًildir. Aksine sark‎tmak müstehâb, sark‎tmamak da evlâ olan‎n hilâf‎d‎r. Hattâb bunu bِylece anlatt‎. Lâkin bunu, (فbnu Ebî قerîf’in i'tirâz‎n‎ hemen kabûl etmeyip) ara‏t‎rmak lâz‎md‎r. اünki, sar‎ً‎n ucunun sark‎t‎lmas‎ ve sark‎t‎lmamas‎nda hiçbir mekrûhluk yoktur sِzü, sark‎tmamay‎ yasaklayan bir delîl olmad‎ً‎ esas‎na dayanmaktad‎r. Bu da sark‎tman‎n müstehâb, sark‎tmaman‎n da hilâf-‎ evlâ olduًuna ters deًildir.
Bizim Hanefî âlimlerimiz de sar‎ً‎n ucunu sark‎tman‎n müstehâb olduًunu aç‎kça ifâde ettiler. Müstehâb‎ da, (Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem efendimiz’in) kimi zamanlar yapt‎ً‎, kimi zamanlar da terk ettiًi ameldir, diye ta'rîf ettiler. Sünnet bunun hilâf‎nad‎r. Zîrâ, sünnet nâdiren terk edilmekle berâber devaml‎ yap‎lmakt‎r. ضnceden de geçmi‏ti ki, Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem kimi zamanlar sar‎ً‎n ucunu sark‎t‎r, baz‎ vakitler de sark‎tmazd‎.
Mir(ِk) قah’‎n قemâil قerhi’nde ‏ِyle denilmektedir:
“Sünnet’te sahîh rivâyetlerle sâbit olmu‏tur ki, Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem, sar‎ً‎n ucunu baz‎ zamanlar iki omuzu aras‎nda sark‎t‎r, baz‎ vakitlerde de sar‎ً‎, sarkan ucu olmaks‎z‎n giyerdi. Bِylece bilindi ki, bunlardan birini yapmak sünnettir.”(Son)
Sark‎tmamay‎ yasaklamayagelince…
Bu, hiçbir hadîs isnâd‎nda gelmedi.
Hanbelîlerden olan قeyh Abdülkadir Ceylî’nin, sark‎tman‎n sünnet, bir ucunu çene alt‎na koymaman‎n da kerâhet olduًunu el-ذunye kitâb‎nda aç‎kça ifâde etmesi, bir hüccet deًildir. ـstelik, sarkan ucu bulunan sar‎klar hakk‎ndaki hadîslerden bir k‎sm‎n‎n aç‎k(ma'nâs)‎ ‏udur:  Bu ucu sarkan sar‎klar emirler ve benzerlerine hast‎r. Bu da onlar‎n akranlar‎ndan ayr‎lmalar‎ içindir. Belki de bu, mür‏îd/manevî rehber olan me‏ây‎ha ve müfîd/halka faydal‎ âlimlere en münâsib oland‎r.
Mâlikîlerden olan Medhal sâhibinin, azebesiz ve tahniksiz sar‎k mekrûh bir bid'att‎r; ikisini yaparsa bu en kâmil oland‎r; birini yaparsa bununla mekrûhdan ç‎km‎‏ olur meâlindeki sِzü, kusurlu bir sِzdür. اünki, Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in (bazen) sar‎k sark‎tmamas‎na raًmen, sark‎tmaman‎n bid'at olduًu nas‎l dü‏ünülebilir; sark‎tmamay‎ yasaklama bulunmamas‎na raًmen de nas‎l mekrûh say‎labilir. Bununla berâber, Kâmûs sâhibinin zikrettiًinin d‎‏‎ndaki hadîslerde tahnik’den sِz edilmemi‏tir. Bunun bِyle olmas‎, tahnîkin O’nun taraf‎ndan nâdiren i‏lendiًini gِsterir.
Mevâhib sâhibi(Kastalânî)’nin Mâlikîlerden olan Abdu’l-Hak el-E‏bilî’den naklettiًi Sar‎ً‎n sar‎lmas‎ndan sonraki sünneti, ucunun sark‎t‎lmas‎ ve onunla tahnik yap‎lmas‎d‎r. Sar‎ً‎n sarkan ucu yoksa ve tahnik yap‎lmam‎‏sa, bu Mâlikî âlimlerine gِre mekrûh olur!.. dediًine, sonra da, “Mekrûhluًun ‏eklinde ve îzâh‎nda ihtilâf edildi. Denilmi‏tir ki, sünnete ters dü‏mesi yüzünden, ve yine denilmi‏tir ki, ‏eytân‎n sar‎klar‎ olduًu için” (Kastalânînin sِzü bitti) demesine gelince…[58] فki sebeb bildirmekde de (onlar‎ hemen kabûl etmeyip) nazar/iyice bakmak gerekir. اünki, ikincisi sâbit deًildir. Bunu inkâr husûsunda âlimlerden birisi eser yazd‎. Birincisine gelince… Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem’in sark‎tmad‎ً‎na dâir fiili sabittir; o yüzden terk edilmesi Sünnet’e ters olmaz.
فbnü Ebî قerîf ‏ِyle dedi:
Burada bir tenbîh vard‎r; o da, azebe’nin art‎k Sûfiyyenin efendilerinin ve büyük âlimlerin ‏iâr‎ hâline geldiًidir. Herhangi bir âlim veya sûfî, ba‏kas‎na üstünlük taslamak için onlar‎n aç‎k ‏iârlar‎na bürünürse, bu maksadla ‘azebe edinmekle/sar‎ً‎n‎n ucunu sark‎tmakla günahkâr olur. O, sark‎tsa da, sark‎tmasa da, (sark‎tt‎ً‎ uç) uzun olsa da olmasa da günâha girer. (فbnü Ebî قerîf’in sِzü bitti.)
Bu sِzün k‎sa ifâdesi ‏udur: Büyüklenme maksad‎ her bak‎mdan k‎nanan bir ‏eydir. Bu(nun bِyle olmas‎) da, bu (büyüklenme) maksad‎(n‎)n doًduًu sark‎tman‎n terk edilmesiyle yap‎lacak tedâvîyi ortadan kald‎rmaz. Bununla berâber onda (sark‎tmakta bazen) gِsteri‏, duysunlar, kendine verilmeyenle doymu‏ gِrünmek, yalan elbisesine bürünmek, yapmad‎ً‎yla ًِünmek ve benzerleri bulunur. اoًu memleketlerde âlimlerin ve sâlihlerinin ekserîsinin sark‎tmay‎ terk edi‏lerinin hikmeti ve îzâh‎ belki de budur.
Zerke‏î ‏ِyle demi‏tir:
Sâlih olmayan bir kimsenin, sâlih olduًunu zannedip ba‏kas‎n‎, kendisine (bir ‏eyler) vermesi için aldatmak maksad‎ bulunduًu zaman, sâlih bir ki‏inin k‎l‎ً‎na bürünmesinin haram olmas‎ gerekir.
فbnü Abdisselâm’‎n “fitneden korkmad‎ً‎ müddetçe salâh elbisesi giymek, salâha zarar verir” sِzü de bunu te'yîd etmektedir. ف‏te bundan dolay‎d‎r ki, içlerinden birisi ذazâlî olan âlimlerden bir topluluk aç‎kça ‏ِyle dediler: Her kime, kendisinde var olduًu zannedilen bir s‎fâttan dolay‎ bir ‏ey verilirse, bu verilen ‏ey gizli olmad‎kça bunu kabûl etmek o kimseye câiz deًildir. (Son)
Bütün bunlardan ‏u netice ç‎kmaktad‎r: Sefihler(câhil beyinsizler)den olan ve onun d‎‏‎nda babalar‎ndan biri âlimlerden olan kimsenin fakihlerin sar‎ً‎n‎ takmaya haklar‎ yoktur.
فbn-i Hacer ‏ِyle dedi:
فki omuz aras‎nda ve saً taraftan sar‎k sark‎tmak sâbittir. Birincisi daha iyidir. اünki hadîsleri daha sahîhdir. Sol taraftan sark‎t‎lmas‎ ise sünnet deًildir. ف‏te bundan dolay‎ kalb taraf‎ olduًu, Rabbinden ba‏kas‎n‎ kalbden bo‏altmaya bakarak bunu tercih etmelerinde sûfîlere i'tirâz edildi. ف‏te bu yüzden sûfîlere kalb taraf‎ olduًuna ve rabbinden ba‏kas‎n‎ ondan (kalbden) bo‏altmay‎ kendisine hat‎rlatmas‎na bak‎p gelen(rivâyet)lere bakmamalar‎ husûsunda i'tirâz edildi. Ancak bu gelen rivâyetlerin onlara ula‏mam‎‏ olduًu ile onlar içün ِzür aranmas‎ ayr‎ bir ‏eydir.
Ben (Aliyyü’l-Kârî) ‏ِyle derim:
Sehâvî’nin naklettiًi gibi, Taberânî’nin el-Mu’cemu’l-Kebîr’inde rivâyet ettiًine gِre, Ali rad‎yallâhu anhu hadîsinde Nebîmiz Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem sar‎ً‎n ucunu sol arka omuzu üzerinde sark‎tt‎ً‎ gelmi‏tir. Belki de onlar, kendilerine zuhûr eden nükte ve hikmet sebebiyle bu rivâyeti seçtiler. Bununla berâber bu ‏ekil onlar‎n çoًu kat‎nda bilinen bir ‏ey deًildir ve kitâblar‎nda zikredilmemi‏tir. ضyleyse, mutlakolarak/s‎n‎rlama getirmeden  kullan‎lm‎‏ olan sûfîyye ifadesi, baz‎lar‎ ‏eklinde anla‏‎lmal‎d‎r… [59]
Bütün hamdler, sâlih amellerin, ni’metiyle tamamland‎ً‎ Allah’a aittir. Risâle(nin ‏u nüshas‎n‎n yaz‎l‎‏‎) 1125 senesi Cumade’l-آhira’da son buldu.[60]

[1]      Aliyyu’l-Kârî’nin yazma olarak bulduًumuz El-Makâletü'l-‘Azbe Fi’l-‘فmâmeti ve'l-‘Azebe isimli risâlesi, esâsen iyi bir ilmî tahkîk’a muhtâcd‎r. Bulunacak deًi‏ik nüshalar‎n kar‏‎la‏t‎r‎lmas‎, nakillerin sahiblerine nisbet edilip eserlerinden yerlerinin gِsterilmesi ve hadîslerinin esasl‎ bir tahrîci ile hayli bir hizmet be




islami forum



Bilx.net
Get  our toolbar!

Kabeden Canlı Yayın