RUH SAĞLIĞINI BOZAN KÖTÜ ALIŞKANLIKLAR

>
English (US) Deutsch Français Русский 中文(简体) Português Italiano 日本語 한국어 Español
LA TAHZEN İNNALLAHE MEANA

» RUH SAĞLIĞINI BOZAN KÖTÜ ALIŞKANLIKLAR



Serveti bol, vücut yapısı sağlam ve her türlü konfora sahip olduğu halde, ruh sağlığı bozulmuş bulunan insanların bu duruma düşmelerinin sebebi, ruh ile beden muvazenesinin kurulamamasından, birbirinin, tamamlayıcısı bulunan maddi ve manevî unsurların ahenkli olarak çalışamamasından ileri gelmektedir.

Psikiyatri kliniklerinde uygulanan tedavi metodları gözden geçirildiği zaman, yüce dinimizin hakikatlerine doğru gelişen ilmî bir çalışmanın bulunduğu sevinçle görülmektedir. Zira maddî sahadaki ilimler inkişaf ettikçe dinimizin hakikatleri daha iyi anlaşılmış olacaktır. Ruhunda huzursuzluk fırtınası esen kimseler, İslam'a iltica ederek ruhî bir sükuna kavuşacaklardır.

İnsanların ruh sağlığını bozan, buhranlar içinde kıvrandıran ve çok kere de dönüşü olmayan felaketlerin uçurumlarına sürükleyen hadiselerin değişik amilleri vardır. Ruhen tedirgin bulunan her insanın huzursuzluk sebebi aynı olmayabilir. Fakat aşağıda sayılan hususlardan biri ile malul bulunacağı muhakkaktır. Bu sebepleri şöyle sıralayabiliriz.

 

a)      İNANÇSIZLIK:


 

İmanı olmayan veya inancı zayıflamış bulunan kimseler, kendilerini boşlukta kalmış bir cisim gibi hissederler. Bu gibi şahıslar, kendi nefislerine güven duyamazlar ve gönülleri ümitsizliğin karargâhı haline gelmiş olur. Böyle bir ruh haletine kendilerini kaptırınca korkaklaşırlar, herkese karşı kuşku duyarlar ve her türlü teşebbüs fikrinden mahrum kalırlar.

Bunlar için hayat, endişelerle yüklü bir kıpırdanış haline dönüşür. Izdıraplar içinde kıvranan ruhları, bir dayanak ve manevî bir sığınak arar. Heyhat ki, inançsızlıkları sebebiyle, kendilerine bir penâh bulamazlar. Geceleri kâbuslar; gündüzleri ise ruh çırpıntıları içinde geçer.

Küfür iki sınıftır:

 

* Biri, imanın aslını inkârdır. İşte bu imanın zıddıdır.

 

* Diğeri, İslam'ın teferruatından birini inkârdır. Bunu yapan, bu davranışı ile imanın aslından çıkmış olmaz

 

Bir kısım âlimlerimiz de  şöyle belirttiler ki : "Küfür dört çeşittir:

1) Küfr-i inkârî: Bu, Allah'ı hiç tanımamak, varlığını itiraf ve kabul etmemekle hâsıl olur.

2) Küfr-i cuhudî: Bu, Allah'ı bildiği halde inkârdır; tıpkı İblis'in küfrü gibi; kalben Allah'ı bildiği halde diliyle ikrar etmez.

3) Küfr-i inadî: Kalbiyle itiraf ettiği, diliyle de itiraf ve ikrarda bulunduğu halde, haset ve tuğyan sebebiyle imanın gereğini din olarak benimsemez. Ebu Cehl'in küfrü bu nev'e girer.

4) Küfr-i nifakî: Diliyle ikrar ettiği halde kalbiyle inanmayan insanın küfrüdür.

 

b) HASET:

 

Başkalarının elindeki nimeti ve evindeki saadeti çekemeyen hasetçi, onlardaki huzuru gördükçe, huzuru kaçar ve huysuzlaşır. «Bende olmadığı halde onda neden var?» sorusunu fikr-i sabit haline getirir ve Allah'ın takdir ve ihsanına isyankâr bir tavır takınır. Neticede, «Madem ki bende yok, onda da olmamalıdır» diyerek, o şahsı bu nimetlerden mahrum bırakmak için, her çareye baş vurur ve her çeşit ahlaksızlığı irtikâp eder. Ruhunu saran kıskançlığın tesiri ile huzursuzluğu her gün biraz daha artar. Onun huzursuzluğuna sebep olan şey'i teşhis edemeyen kimsenin kendisine acıyacağı tutar. Hâlbuki o, mazlum görünüşlü bir zalimdir.

İmam Gazali, İhyaü Ulûmid-dîn adlı eserinde, «Hasetçî gam ve kederden ebedî olarak kurtulamaz» demiştir. Onun içini saran kıskançlık hissinden daha büyük bir işkence yoktur. Çünkü o, nimet ve saadet içinde bulunan her kimi görse kıskanır ve onu bu nimetten mahrum bırakmak için her yola ve alçaltıcı teşebbüse başvurur. Bunda muvaffak olamadığı zaman, başını taşa vurmuşçasına, huzuru kaçar ve ruhen perişan hale gelir.

Haset, dinimizde haram kılınmış olan kötü hasletlerden biridir. Kitap ve Sünnet’te bu hususa işaret eden pek çok nas vardır. Hasedin haram kılınması ve kötü karşılanmasının sebebi, hasetçinin itirazının ve muhalefetinin gerçekte Allah’a karşı olmasındandır. Çünkü insana her türlü nimeti, mevki ve makamı, üstünlüğü ve hayrı veren Allah’tır. O halde bir kimsenin sahip olduğu nimetlere karşı haset etmek, kıskançlık beslemek, Allah’ın iradesine müdahale anlamına gelir. Bunun zararı da hasetçiden başkasına değildir. Peygamber Efendimiz, imanla hasetin kulun kalbinde bir arada bulunamayacağını söylemiştir (Nesâi, Cihad 8). Buna göre haset, gerçek müminlerin vasfı olamaz. Kalb böyle bir manevi hastalıkla, kirlilikle malül olunca başka iyiliklerin ve hayırlı amellerin de kıymeti ve sevabı noksanlaşır veya yok olur. Nitekim Efendimiz şöyle buyurmuştur:

 

إيَّاكُمْ وَالحَسَدَ، فإنَّهُ يَأْكُلُ الحَسَنَاتِ كَمَا تَأكُلُ النَّارُ الحَطَبَ

«Haset, ateşin odunu yediği gibi, iyilikleri yer (ve tüketir)»  (Feyz'ül-kadir, c.3, s.413) hadis-i şerifi gereğince, ne amel defterinde sevap, ne de dizlerinde Takat ve kuvvet kalır. O, hem mahrum ve hem de mahzun bir hal ile baş başa kalmış olur.

 

C) KİN VE İNTİKAM HİSSİ:

 

İnsanlarla iyi geçim yolu tutmak, iyi bir müslüman olmanın ayrılmaz bir lazımı olmaktadır. Halk ile uyum sağlayamayan ve geçimsizlik yapanlar, intikam hissini tahrik etmiş olurlar. Bu gibi şahıslar, kindarlıklarını son hadde vardırınca, düşman bellediği şahıstan intikam alma yolunu tutarlar. Kindarlık ile dindarlık, birbiri ile barışmayan iki zıt huydur.

Bu kimsenin kin beslediği şahıs, nefsini müdafaa zaruretini duyarak, karşı tedbire başvurur, intikam hissine kendini kaptıran bir kimse, zarar yapsa da, zarara uğrasa da sonunda perişan olur.Resulullah (sav)

أَنَّ رَسُولَ للّهِ صَلَّي اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَضَى أنْ َ ضَرَرَ وََ ضِرَارَ.فِي الزوائد

"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm şöyle hükmetmiştir: "Zarara sokmak ve zarara karşı zarar vermek yoktur."Eğer zarar verme mantığından hareket ederse Felaketler, devamlı olarak onun kapısında nöbet tutar ve müsait bir vasat doğunca bela okunun hedefi olmaktan kurtulamaz.

İntikam hissi ile kendini ruhî sarsıntılara kaptıran kimsenin gözü, hakkı görmez; kulağı, nasihat dinlemez olur. Onun hayatı ya bir hastanede veya bir hapishanede son bulur. Ruhu rahat, vücudu istirahat ve kalbi sükûnetten mahrum olarak yaşar. Allah Resulüne:

قِيلَ لِرَسُولِ للّهِ صَلَّي اللّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أيُّ النَّاسِ أفْضَلُ؟ قَالَ: كُلُّ مَخْمُومِ الْقَلْبِ صَدُوقِ اللِّسَانِ. قَالُوا: صَدُوقُ اللِّسَانِ نَعْرِفُهُ. فَمَا مَخْمُومُ الْقلْبِ؟ قَالَ هُوَ التَّقِيُّ النَّقِيُّ. َ إثْمَ فِيهِ وََ بَغْيَ وََ غِلَّ وََ حَسَدَ.فِي الزوائد: هَذَا إسناد صحيح. رِجَالُهُ ثقات

 

"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a: "En Efdal insan kimdir?" diye sorulmuştu. "Kalbi mahmûm (pak), dili doğru sözlü olan herkes" buyurdular. Ashap: "Doğru sözlülüğün ne demek olduğunu biliyoruz. Mahmûmu'l-kalb ne demektir?" ye sordu.

"(Mahmûm kalb), Allah'tan korkan tertemiz kalptir, içinde günah yoktur, zulüm yoktur, kin yoktur, hased yoktur" buyurdular."

 
D) ÖFKE:

Akl-ı selim sahibi bir mü'min, azami derecede öfkelenmemeye gayret göstermelidir. Zira kendini gadaba kaptıran bir kimse, isabetli karar verme kabiliyetini zayi eder. Delinin hareketleri ile aklını iyi kullanamayan bir şahsın davranışları arasında büyük benzerlikler müşahede olunmaktadır. Çünkü öfkenin karar ettiği kafadan akıl firar eder. Akıl, vücut şehrinin valisi durumundadır. Onun emri altında hareket eden uzuvlar, aklın kontrolünden kurtulacak olursa her zarara temayül eder.

Öfkelenmiş olması sebebiyle muhakemesi zayıflayan bir kimse, ani bir çıkışla, sonunun nereye varacağı evvelden bilinmeyen hareketlere teşebbüs ediverir. «Öfke ile kalkan zarar ile oturur» atasözü'nün doğruluğunu, tehevvüre kapılarak işlediği yanlış hareketler ile teyit etmiş olur. Zinde bir ruh ve huzur içinde yaşamak arzusunu duyanlar, İslama ters düşen hareketlerin çıkmaz sokaklarında dolaşmamalı; Allahu Teâlâ:

 

الَّذِينَ يُنفِقُونَ فِي السَّرَّاء وَالضَّرَّاء وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ

 

Öfkelerini yenerler, insanları bağışlarlar. Allah iyilik edenleri sever.”( Âl-i İmrân sûresi (3), 134)Allah resulü de:

 

قَالَ رَسُولُ اللّهِ: مَا تَعُدُّونَ الصُّرْعَةَ فِىكُمْ؟ قَالُوا: الَّذِى َ تُصْرِعُهُ الرِّجَالُ. قَالَ: َ. وَلكِنَّهُ الَّذِى يَملِكُ نَفْسَهُ عِنْدَ الْغَضَبِ

 

Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) (bir gün):

"Siz aranızda kimi pehlivan addedersiniz?" diye sordu. Ashab (radıyallahu anhum):

"Erkeklerin yenmeye muvaffak olamadığı kimseyi!" dediler. Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm):

"Hayır,  dedi, gerçek pehlivan öfkelendiği zaman nefsine hakim olabilen kimsedir." [Müslim, Birr 106, (2608); ]

E) MAKAM VE MEVKİ HIRSI:

Arzuladığı işe ehliyeti olup olmadığını düşünmeksizin, bir mevki elde etme hırsı içine düşenler, heveslendiği makamı hayatının gayesi haline getirirler. Bu yanlış noktadan hareketle yola çıkanlar, arzuladığı makama ulaşmak için şeref ve haysiyetini rencide edecek hareketlerden çekinmezler. Bu gibi hırsa kendini kaptıranlar ruhu, başka türlü huzura ermez. Her işin mevki ile çözüme kavuşacağına inananlar, makam için her türlü alçaklığı sineye çekerler.

Ayağının altında tutulması gereken makamı başına taç edenler, merkebin sırtına binecek iken onu sırtında taşıyan bir şahıs gibi, güç ve gülünç duruma düşerler. Mevki için öpmedik el, çalmadık kapı bırakmazlar. Basit bir makama oturabilmek için, alçalmanın en çirkin örneklerini sergileyip, insanlık şerefini ayaklar altında çiğnetirler. Allah Resulü (sav)

قال : قال رسول اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم : « مَاذِئْبَان جَائعَانِ أُرْسِلا في غَنَم بأَفْسَدَ لَهَا مِنْ حِرْصِ المَرْءِ على المالِ وَالشـَّرفِ لِدِينهِ »

 

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Bir koyun sürüsünün içine salıverilmiş iki aç kurdun o sürüye verdiği zarar, mala ve mevkiye düşkün bir adamın dinine verdiği zarardan daha büyük değildir.” (Tirmizî, Zühd 43 )

 

Mala mülke, servete ve zenginliğe, dünyalık mevki ve makama düşkün ve hırslı olan, bunları elde edebilmek ve onlara kavuşmak için her çareye başvurmayı göze alan bir insanın, hiçbir mânevî ve ahlâkî değer ölçüsü tanımayacağı ortadadır. Böyle bir kimse gözünü hırs bürüyen en yırtıcı bir hayvandan daha zararlı hale gelebilir. Çünkü hayvan, aklı ve idraki ile değil, içgüdüleriyle hareket eder. Gözünü dünya hırsı kaplamış, gönlüne dünyalık sevgisi hâkim olmuş bir kimse, sanki birtakım insânî niteliklerinden soyutlanmış gibidir. Bu sebeple İslâm âlimleri ve özellikle meşhur sûfîler, dünya hırsını bütün kötü huyların kaynağı kabul ederler.

Ruhun sağlığını bozan şeylerden Dile getirdiğimiz hususlar, ruh sağlığını menfi yönde etkileyen amillerden ancak bir kaçıdır. Hangi davranış ruhumuzun huzurunu kaçırıyor ise ondan uzak durmalı. Rahat bir hayat sürmek isteyenler haset, kin, hırs ve intikam gibi hislerden; mal ve makama aşırı heves duymaktan uzak durmalıdırlar. Yunus Emre ne hoş ifade etmektedir:
Mal sahibi, mülk sahibi;

Hani bunun ilk sahibi?

Mal da yalan, mülk de yalan,

Var biraz da sen oyalan!

http://www.facebook.com/groups/islamilimleri/




islami forum



Bilx.net
Get  our toolbar!

Kabeden Canlı Yayın