PEYGAMBER EFENDİMİZİ VE MEDÎNE-İ MÜNEVVERE’Yİ ZİYARET

» PEYGAMBER EFENDİMİZİ VE MEDÎNE-İ MÜNEVVERE’Yİ ZİYARET



PEYGAMBER EFENDİMİZİ VE MEDÎNE-İ MÜNEVVERE’Yİ ZİYARET    

Peygamberimizi Ziyaret: Medine-i Münevvere’ye giden kimsenin niyyet ve maksadı tamamen Rasülullah efendimizi ziyâret etmek ve onun mübârek rûhâniyyeti ile müşerref olmak, onun mescidini de ziyâret edip, orada namaz kılmak olmalıdır.

Peygamber Efendimizi ziyâret etmek, gücü yetenler için vâcip derecesinde bir sünnettir. Vâcip diyenler de olmuştur. İmkânı olduğu halde Peygamber Efendimiz’i ziyâret etmemek büyük gaflettir.

Rasülüllah Efendimizi ziyârete giden kimse, yol boyu salâtü-selâmı çok söylemeli. Gittikçe azmi, aşkı, muhabbeti artmalı. Tevbe ve istiğfarla Rasülullâhın şefâatını ümit etmelidir.

قوله تعالى: وَلَوْ أَنَّهُمْ إذْ ظَلَمُوا أنْفُسَهُمْ جَاءُوكَ فَاسْتَغْفَرُوا اللَّهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولَ لَوَجَدُوا اللَّهَ تَواَّباً رَحِيمًا.

Meâli: Şâyet onlar kendilerine zulmettikleri vakit sana gelip Allah’tan mağfiret dileselerdi onlara peygamberde (sende) mağfiret isteyiverseydin elbette Allah’ı tevbelerini hakkıyla kabul edici çok bağışlayıcı bulacaklardı. (Nisâ s.,âyte.64)

Bu âyet-i kerîmede: Rasülullah (s.a.v) ın şefâatine mazhar olan günahkarların Allah tarafından ilâhi affa nâil olacaklarına ve tevbelerinin kabul olunacağına işâret vardır.

Büyük âlim İmâm-ı Kastalani şöyle söylemektedir; Rasül-ü Ekrem’in kabr-i şerifini ziyâret mânevi yakınlığa vesîle olan işlerin en büyüklerinden tâat ve ibâdetlerin en fazla ümit bahşedenlerinden, yüce derecelere erişmenin en uygun yollarındandır. Kim bunun aksine inanırsa, islâm bağından soyunmuş, Allah’a, Rasulüne ve âlimler topluluğuna muhâlefette bulunmuş olur.

Rasülüllah Efendimiz buyuruyorlarki:

مَنْ زَارَنِي بِالْمَدِينَةِ مُحْتَسِباً كُنْتُ لَهُ شَهِيدًا وَشَفِيعاً يَوْمَ الْقِياَمَةِ.

Manası: Kim (Allah’ın rızasını) umarak Medîne’de beni ziyâret ederse (mutî) olana kıyâmet günü şâhit, (âsi olana) şefâatçı olurum. (Feyz-ül Kadir c.6, s.140)

مَنْ زَارَنِي بَعْدَ مَوْتِي فَكَأَنَّماَ زَارَنِي فيِ حَياَتِي.

Manası: Kim beni vefâtımdan sonra ziyâret ederse, beni hayatımda iken ziyâret etmiş gibidir. (Neyl- ül Eftar c.5, s.95)

مَنْ زَارَ قَبْرِي وَجَبَتْ لَهُ شَفاَعَتِي

Manası: Kabrimi ziyâret edene şefâatim vâcip olur. (Keşf-ül Hafa c.2, s.250)

RASÜLULLÂH’I ZİYÂRETİN ÂDÂBI    

Ziyârete gidileceği zaman, mümkünse gusül abdesti alıp, en güzel elbiseleri giyerek ve koku sürünerek, bulunduğu yerden aşk ve muhabbetle çıkılıp, salât-ü selâma devam edilerek, kalbi ve kalıbı ile edebin en son haddine riâyet edilerek mütevâzî bir şekilde önüne ve ayaklarına bakarak yürünmelidir.

Bâb-ı Cibril ya da ona yakın bir kapıdan girilir. Rasülullah’ın ayak ucundan huzura varılıp, kerâhat vakti değilse tahiyyet-ül mescidden sonra, bu saâdete erişmesinden dolayı iki rek’at teşekkür namazı kılınır ve duâdan sonra salât-ü selam getirilerek ziyâret yapılır. En faziletli ve makbul ziyâret ayak ucundan yapılan ziyarettir. Peygamberimiz’e sağlığında nasıl saygı ve hürmet göstermek gerekirse, vefâtından sonra da aynı şekilde olması gerekir. Ravza-i Mutahhera’ya tam yaklaşınca selâm verilip, salâtü selâm okunur.

Bir fatiha on bir ihlâs okuyarak Rasülullah efendimizin ruh-u şeriflerine hediyye edilir. Kendisi, âile-efrâdı ve ümmet-i Muhammed için duâ eder. Sonrada Hz.Ebu Bekir ve Hz.Ömer radıyallahü anhüma hazretlerini selâmlar, ruhlarına bir fatiha on bir ihlâs okuyup, onları da vesile kılarak Hz.Allah’a duâ edilir.
Peygamberimizi ziyârette riâyet edilecek hususlar:

1. İnsanlara zahmet vermekten kaçınmak.

2. Mümkünse Hücre-i Saâdet ile arasındaki mesafe 2m olmalı.

İmâm-ı Rabbaâni Hazretleri buyuruyorki: “Ey ziyâretçi kardeş Rasülüllah Efendimizin yanına fazla yaklaşma! Zîra enbiya ve melâike-i kiram rasülüllahı ziyaret ediyor, seninle beraber dağlar, beldeler ziyaret ediyorlar.” (Mektubat-ı Şerife)

1. Sağa sola iltifattan uzak, boynu bükük, önüne bakar vaziyette bulunmak.

2. Yüksek sesle konuşmamak.

MESCİD-İ NEBEVΠ   

Mescid-i Nebevi: Peygamber efendimiz hicret ettikten sonra ilk olarak Mescid-i Kuba’yı daha sonra da Mescid-i Nebevî’yi inşâ ettiler. Mescid-i Nebevî yapılırken bizzat çalıştılar. Mescid-i Nebevi’nin şark tarafına Hz.Âişe Vâalidemizin hücresini, sonra da diğer vâlidelerimizin hücrelerini yaptılar.

 Mescid-i Nebevi’nin uzunluğu 35, eni 30m kadar idi. Hicretin yedinci senesinde Hayber’in fethinden sonra uzunluğu ve genişliği elli metre, dört köşe olarak genişletildi. Mescid-i Nebevi’nin bu kısmı, direklerde Hadd-i Mescid-i Nebevi levhâları ile gösterilmiştir.
Mescid-i Nebevî Peygamber Efendimiz zamanından günümüze kadar 11 defa genişletilmiştir. Kırkbir kapısı vardır. Yeni şekli ile yüzbin metrekare olup, dötyüzbin altta, ikiyüzbin de üstte olmak üzere bir anda altıyüzbin kişi namaz kılabiliyor.

صَلاَةٌ فِي مَسْجِدِي هَذَا أفْضَلُ مِنْ ألْفِ صَلاَةٍ فِيمَا سِواَهُ إلاَّ الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ.

Manası: Şu benim mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram müstesnâ olmak üzere, başka mescidlerde kılınan bin namazdan daha faziletlidir. (Müslim c.4,s.214)

مَنْ صَلَّى فيِ مَسْجِدِي أرْبَعِينَ صَلاَةً لاَ تَفُوتُهُ صَلاَةٌ كُتِبَتْ لَهُ بَرَاءَةٌ مِنَ النَّارِوَبَرَاءَةٌ مِنَ الْعَذَابِ وَبَرِأَ مِنَ النِّفاَقِ.
 

Manası: Kim benim mescidimde kırk vakit namaz kılar, hiçbir namazı geçirmez ise, ateşten ve azaptan birer berâet yazılır. Ve nifaktan uzak olur. (Et-terğîb ve-tterhîb c.2,s.214)

RAVZA-İ MUTAHHARA    

Ravza-i Mutahhara: Rasülullah efendimizin, kabr-i şerifleri ile minberi arasında bulunan mübarek yerdir. Takriben 15m uzunluğunda, 22m genişliğinde, 330 metrekare civarındadır.

ماَ بَيْنَ قَبْرِي وَمِنْبَرِي رَوْضَةٌ مِنْ رِياَضِ الْجَنَّةِ وَمِنْبَرِي عَلَى حَوْضِي.

Manası: Benim kabrimle minberim arası, cennet bahçelerinden bir bahçedir. Minberim havzımın üzerindedir.
(Sahih-i Buhârî 1888)

Cennet bahçelerinden bir bahçe olması; Ravzada işlenen amel, kişiyi cennete vasıl kılar, bu dünyada ravzaya girenler âhirette de cennete girecektir. Burada ibâdet kişiyi cennete götürür.

Ravza-i Mutahhera içerisindeki mühim yerlerden bir kısmı şunlardır; 1- minber 2- Hannâne direği 3- Hz.Âişe - hacet direği 4- Ebu Lübâbe - tevbe direği 5- Serir direği 6- Hars direği 7-Vüfud direği.

Minber;

Rasülüllah Efendimizin minberi, ahirette Havz-ul Kevser’in yanında bulunacak ve Onu herkes görecektir.
Minberin yanında işlenecek güzel ameller, Havz-ul Kevser’den içmeyi vâcip kılar.

Mescid-i şerifin önceleri minberi yoktu. Peygamber efendimiz ayakta zahmet çekiyordu. Sonra bir hurma kütüğü bulunarak hutbe okunan yere dikildi. Rasülullah bu hurma kütüğüne dayanarak hutbe îrâd ediyordu. Daha sonra üç basamaklı bir minber yapıldı ve Peygamber Efendimiz hutbe için bu minbere çıktılar.

إنَّ مِنْبَرِي عَلَى تَرَعَةٍ مِنْ تَرَعِ الْجَنَّةِ .

Manası: Benim minberim cennet kapılarından bir kapı üzerindedir. (Müsned-i Ahmed c.5,s.339)

Hicri 997 tarihinde Sultan Murat Han tarafından çok güzel bir minber gönderilmiştir. Bu minber bu gün hâlâ mevcut olup, yeni yapılmış gibidir.
Hannâne Direği – Ağlayan Hurma Kütüğü: Peygamber efendimizin üzerine dayanarak hutbe okudukları hurma kütüğüdür. Müslümanlar çoğalınca Rasülullah efendimiz yeni minbere çıktıtılar.

Daha önce Rasülullah efendimizin dayandığı hurma kütüğü yavrusunu yitirmiş deve gibi feryat edip inlemeye başladı. Peygamber efendimiz elini üzerine koyunca sükûn buldu.

Peygamberimiz (s.a.v) efendimiz, “Ey hurma ağacı! Kesildiğin bahçeye mi, yoksa Firdevs bahçesine mi girmek istersin? Seni bu iki emirden birini seçmekte muhayyer kıldım. Eğer eski yerini istersen oraya döndüreyim, eskiden olduğu gibi neşvü nemâ bulup meyve verirsin. Şâyet cennet bahçesini istersen Firdevs-i Âlâya dikeyim tâ ki, cennet ırmaklarının tesiriyle her an tâze meyve verip Allah dostlarını nimetlendiresin” buyurdular ve gülerek, “evet isterim” dedikten sonra yeni minberin altına bir görüş üzerine sol tarafında bir yere gömdüler.

Ashab-ı Kiram “evet isterim” buyurmalarının sebebini sual ettiklerinde, “O ağaç cenneti istediler. Ben de onun isteğini vadettim” cevabını aldılar. (Mir’âtü-l Haremeyn c.2,s.407)

Hazreti Âişe – Hâcet Direği: Hazreti Âişe Vâlidemizin duâsının kabul olunduğu mahaldir. Hz.Aişe “insanlar orada namaz kılmanın faziletini bilselerdi yarışırlardı.” buyurmuştur. (Ahbâr-ı Medine-i Rasül s.91)

Peygamber efendimiz: “Mescidimde bir yer vardır. İnsanlar bilseler ancak kur’a atarak orada namaz kılarlar.” Buyurmuştur. Hazreti Âişe vâlidemiz bunun bu direk olduğuna işâret etmiştir.
Ebu Lübâbe - Tevbe Direği: Peygamber efendimiz bu direğe yönelerek namaz kılmış, kıbleye dönerek buna dayanmıştır. Bunun yanında îtikafta bulunmuştur.

Ebu Lübâbe direği denmesi: Ebu Lübâbe Hazretleri ensardan olup Evs Kabilesindendir. Beni Kurayza savaşında yahudilere, teslim oldukları takdirde öldürüleceklerini işaret etmiş olduğundan kendini mesciddeki bu direğin bulunduğu yere bağlattı. Tevbesi kabul edilmeden çözülmeyeceğine dâir yemin etti. Peygamber efendimiz bu hâli öğrenince: “Eğer bana gelmiş olsaydı, kendisi için istiğfar ederdim. Mademki böyle yapmıştır Allah-ü Teâlâ katında tevbesi kabul edilmedikçe serbest bırakmam” buyurdu.

Ebu Lübâbe Hz. 15 gün kadar kaldı. Nihâyet affına dâir müjde geldi. Rasülullah efendimiz mübarek elleriyle iplerini çözdü. (İslam Tarihi c.3,s.263)
Serir Direği: Peygamber efendimiz itikaf için yatağını bu direğin bulunduğu yere koyardı.

Muharres Direği: Rasülullah Efendimizi düşmanlardan korumak maksadı ile nöbetçilerin beklediği direktir. Hz.Ali (r.a) bunun yanında namaz kılıp oturduğundan dolayı Hz.Ali direği de denilmiştir.

قوله تعالى: وَاللَّهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِ .

Manası: “Allah seni insanlardan koruyacaktır.” (Mâide Suresi,âyet 67)

Bu ayet nâzil olduktan sonra muhafızlık vazifesi de son bulmuştur.

Vufud Direği: Rasülullah Efendimiz, sahâbelerin ileri gelenleri ile buluşmak ve maksatlarını yerine getirmek için bu direğin yanında otururlardı.

MEDÎNE-İ MÜNEVVERE    

Medine-i Münevvere Rasülüllah Efendimizin hicret vatanıdır, Başkaları yardım elini çekerken, yardım elini uzatan şehirdir, İslam devletinin ilk başşehridir, Dinî mübîni İslamı tebliğ için yabancı ülkelere elçiler göndererek onları İslama davet ettiği şehirdir, Mekke-i Mükerreme’den sonra en mübarek şehirdir, Kuran-ı Kerim’in yarıdan fazlasının indirildiği yerdir.

O nurlu şehir ki Hâtemül Enbiya orada, Rasülüllah’ın dünya ve âhiret arkadaşları Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer orada, âhirete açılan dünya penceresi, cennet bahçesi (Mescid-i Nebeviî) orada. Başta Hz. Osman (r.a.) olmak üzere 10 bin sahâbinin medfun bulunduğu cennetü-l Bakî orada, başlarında Hz. Hamza’nın bulunduğu 70 şehitle kendisine bakan gözleri nurlandıracak Uhud dağı orada. Kıblemizin değiştiği Mescid-i Kıbleteyn, Takva üzerine binâ edilen Mescid-i Kubâ ve Yedi Mescidler orada. Nasıl Gözyaşı dökülmez ve gaflet edilir burada.

Eski ismi Yesrip olan bu şehir, Rasülullah’ın bu şehri nurlandırması ile Medinetün-Nebi veya Medine-i Münevvere olmuştur.
Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere’nin bütün beldelerden üstün olduğu üzerine ittifak vardır.

Peygamber Efendimiz buyuruyorlarki:

اَلْمَدِينَةُ قُبَّةُ الْإسْلاَمِ وَدَارُ الْإيمَانِ وَأرْضُ الْهِجْرَةِ وَمَثْوَى الْحَلاَلِ وَالْحَرَامِ .

Manası: Medine, İslâm’ın kubbesi, îmân’ın yurdu, hicret mahalli, helâl ve haramın açıklandığı makamdır. (Terğîb 2/228)

مَنِ اسْتَطاَعَ أنْ يَمُوتَ بِالْمَدِينَةِ فَلْيَمُتْ بِهاَ فَإنِّي أشْفَعُ لِمَنْ يَمُوتُ بِهاَ .

Manası: Kimin Medine’de ölmeye gücü yeterse orada vefât etsin, muhakkak ben, burada vefât edenlere şefâat edeceğim. (Terğîb 2/223)

Medine-i Münevvere’ye saygı ve hürmet gerekir. Burada yapılan ibâdetlerin gerek füyûzâtında gerekse neticede ihsan olunan sevaplarda üstünlük ve fazlalık vardır. Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere’de ikâmet etmek, nefsine güvenip oranın haklarına ve edeblerine riâyet edemeyecekler için mekruhtur. (Lübab Şerhi s. 351)

İmam-ı Mâlik Medine’ye girdiği zaman, binmesi için katır getirdiklerinde yürüyemez durumda mâzereti olduğu halde, “Rasülullah efendimizin mübârek ayaklarıyla bastığı bir yeri katırın ayakları ile çiğnemek bana münâsip değildir.” diyerek katıra binmeyi reddetmiş ve Rasülüllâh’ın huzuruna zorlukla ulaşmıştır.

Şâir Nâbi bir heyetle beraber hacca gider. Medine-i Münevvere’ye yaklaştıkları zaman heyetteki bir paşanın ayağını uzatıp yattığını görür ve seslice şu beyti okur:

Sakın! Terk-i edebden gûyi mahbub-i hüdâdır bu.
Nazargâh-ı ilâhîdir makamı-ı Mustafâ’dır bu.
Habib-i Kibriyâ’nın hâbgâhı’dır fazilette.
Tefevvügu kerde-i arş-ı cenâb-ı kibriya’dır bu.
Murââtı edeb şartıyla Nâbi gir bu dergâhâ.
Metâf-ı kudsiyân’dır, Bûsegâh-ı enbiyâ’dır bu.

Manâsı:

Peygamberimizin beldesine girerken edebsizlikden sakın.
Çünki burası Nazargâh-ı İlâhîdir,Makâm-ı Mustafâdır.
Bu makam Habîb-i Kibriyânın istirahat ettiği yerdir.
Fazilet bakımından Arş-ı Â’lânın dahî üstündedir.
Ey Nâbi,bu dergâha edebe riâyetle gir. Çünki burası;
Enbiyânın yüz sürdüğü, rûhâniyetin tavâf ettiği yerdir.

Sabah olunca müezzinlerin minârelerden bu beyitleri söylediklerini görünce sorarlar: Siz bu beyitleri kimden öğrendiniz? Cevap verirler: “ Bu gece efendimiz bize bu beyitleri tâlim ettirdi ve minârelerden söylememizi emir buyurdular” derler.

Ecdâdımız bu mubârek beldeye çok saygı göstermişler: Abdülhamit Han Hazretleri Hicaz Demir Yolunun yapımı sırasında demir yolunu yapan ekibe (hürmet ve tâzim ifâdesi olarak) şu tâlimatı vermiş: “Medine-i Münevvere’ye yaklaştığınız zamaz mümkin olan âletlerin üzerine keçeler sarınız ki, fazla gürültü olmasın. Ehl-i beytin ve burada yaşayanların ruhları rahatsız olmasın.”

MESCİD-İ KUBA    

Kuba Mescidi: Rasülullah (s.a.v) efendimiz Mekke’den Medine’ye hicretleri esnasında Medine’ye yaya bir saatlik mesâfede bulunan Kuba’ya ulaştı. 14 gün müsafir kaldı. Bu sure içerisinde İslam’da ilk mescid bizzat kendileri de çalışarak bina edildi. Burada namaz kıldı.

Kuba Mescidi, mescid-i Haram, Mescid-i Nebi ve Mescid-i Aksâ’dan sonra en faziletli mesciddir. Ziyaret etmek müstehaptır. Cumartesi günü ziyâret daha faziletlidir.

قوله تعالى:لَمَسْجِدٌ أُسِّسَ عَلَى التَّقْوَى مِنْ أوَّلِ يَوْمٍ أحَقُّ أنْ تَقُومَ فِيه.فِيهِ رِجاَلٌ يُحِبُّونَ أنْ يَتَطَهَّرُوا وَاللَّهُ يُحِبُّ الْمُطَّهِّرِينَ.

Meâli: Tâ ilk günden takva üzere tesîs edilen mescid içinde namaz kılman elbette daha layıktır. Onun içinde çok temizlenmeyi sevenler vardır. Allah’ta çokça temizlenenleri sever. (Tevbe Suresi, Âyet 108)

Rasülüllah Efendimiz (s.a.v.) buyuruyorlarki:

Kim evinde güzelce temizlenip abdest aldıktan sonra başka maksatla değil, sade namaz kılmak için Kuba Mescidine giderse bir umre yapmış gibi sevap kazanır. (Tecrid c.4 s.212)

Rasülullah (s.a.v) her cumartesi günü binekli veyâ yürüyerek muhakkak Kuba Mescid’ine gelirdi.

CUMA MESCİDİ

Peygamber (s.a.v) efendimiz 14 gün Kuba’da kaldıktan sonra bir Cuma günü Medine’ye hareket etti. Yaklaşık 500m sonra Ranuna vadisine vardıklarında öğle vakti olmuştu. İlk cuma namazını burada kıldırdı ve hutbe okudu, Peygamber efendimiz tarafından Cuma namazı kıldırılan bu yerde şimdi Mescid-i Cuma bulunmaktadır.

MESCİD-İ KIBLETEYN    

İslamiyet’in ilk yıllarında kıble, Kudüs’teki Mescid-i Aksâ idi. Peygamber efendimiz ve ona îman edenler Mescid-i Aksâ istikametine dönerek namazlarını edâ ediyorlardı. Fakat Rasülullah (s.a.v) efendimizin içinde hep Kabe-i Muazzama’ya yönelmek arzusu vardı. Bu hususta duâ ediyor ve vahyin gelmesini arzu ediyordu.

Hicretten 18 ay kadar sonra Şaban ayının 15’inci günü Rasülullah (s.a.v) Seleme Oğulları yurdunda öğle namazının iki rek’atı edâ edilmişti ki kıblenin çevrilmesi ile alâkalı aşağıdaki âyet-i kerîme nâzil oldu. Peygamber efendimiz yönünü Beyt-i Makdis’ten Kâbe-i Muazzama’ya çevirdi. Cemâatte safları ile birlikte döndüler ve son iki rek’atı Kâbe’ye doğru kıldılar. Bundan dolayı bu mescide  “Mescid-i Kıbleteyn” (iki kıbleli mescid) denilmiştir.

قوله تعالى: قَدْ نَرَى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فيِ السَّماَءِ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضَاهَافَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُ.

Manası: Yüzünün gökyüzüne çevrilmekte olduğunu görüyoruz. Seni elbette hoşlanacağın kıbleye döndüreceğiz. O halde yüzünü hemen Mescid-i Haram’a doğru çevir. Ey Mü’minler yüzlerinizi onun yönüne çevirin. (Bakara S. Âyet 144)

HENDEK HARBİNİN YAPILDIĞI YER (YEDİ MESCİDLER)    

Hicretin 5’inci yılında Müslümanlarla Mekke müşrikleri ve müttefikleri arasında yapılan Hendek Harbinin yapıldığı mahalde bir arada küçük küçük yedi mescid bulunmaktadır. Bu mescidlerden bir tanesi Rasülullah Efendimizin çadırının kurulu olduğu yerde bulunan “Fetih Mescidi” dir.

 Fetih mescidinin bulunduğu yerde Peygamber Efendimiz pazartesiden çarşamba gününe kadar “Ahzab Duâsı” ile ilticâda bulundu. Duâsının kabul olduğu bildirildi. Akşama doğru çok şiddetli bir rüzgâr çıktı. Kısa sürede fırtınaya dönüştü. Fırtına müşrik ordusunu Medine çevresinden atıncaya kadar devam etti. Sabah olunca hiç bir düşman kalmamış fırtına da dinmişti.

Peygamberimiz 3000 civarında ashabı ile Seli dağı eteğinde ikamet ederek Selman-ı Farisinin teklifi üzere hendek kazmayı kararlaştırıp, bir rivayete göre eni boyu 2,5m bazı eserlerde ifade ettiğine göre de derinliği 4,5 veya 5 eni de 9m olmak üzere Eshab-ı Kiram’ın gayreti ile 6 günde veya 24 günde kazılmıştır. Kazılan hendeğin uzunluğu yaklaşık 6000m bazılarına göre 2700m olduğunu söylemişlerdir. Müşrikler bir aya yakın muhasarada bulunmuşlar ise de sonunda hezimete uğrayarak dönüp gitmişler.

Hendek kazılırken bazı mucizeler zuhur etmiştir, bunlardan biri büyük bir kaya çıkmıştı bütün uğraşmalara rağmen onu kimse kıramıyordu durumu peygamberimize haber verdiler. Peygamberimiz bizzat inerek balyozu eline aldı, “Bismillah” deyip kayaya vurdu Allahü Ekber Şamın Kırmızı Saraylarını, Kisranın Beyaz Sarayını ve Sananın Kale Kapılarını görüyorum buyurarak ileride oraların Fetih müjdesini veriyordu.

 Hz. Cabir Resulüllahın karnına taş bağladığını görünce evine gitmiş hanımına neyimiz var biraz arpa ile bir oğlak var dedi. Oğlağı kesip çömlek içinde tandıra, arpayı da öğüterek ekmek yapmak üzere fırına koydu. Ya Resulüllah bir parça yiyeceğimiz var bir iki kişi ile teşrif buyursanız. Yemeğin ne olduğunu öğrenen Peygamberimiz bütün hendek ehlini davet etmiş hepsi bir mucize olarak yemiş kalanıda Medine’ye gönderin buyurmuştur.  

UHUD ŞEHİTLERİNİ VE UHUD DAĞINI ZİYARET    

Hicretin 3’üncü yılında müslümanlar ile Mekke müşrikleri arasında Uhud’da yapılan savaşta Müslümanlardan 70 kişi şehit olmuştur. Bunların arasında Peygamber Efendimiz’in amcası Seyyid-üşşühedâ Hz.Hamza, Medine-i Münevvere’ye ilk Kur’an muallimi olarak gönderilen Mus’ab Bin Umeyr de vardı.

Peygamber Efendimiz Uhud şehitlerinin başı ucuna durduktan sonra: “Ben sizin Allah katında diriler olduğunuza şahidim. Eshâb-ı Kirâma dönerek bunları ziyâret edin ve selâmlayın, Allah’a yemin ederim ki bunlar kıyâmete kadar selâmlayana karşılık verir.” (Mirâtü-l Haremeyn c.2 s.1026)

Rasülullah Efendimiz zaman zaman Uhud şehitlerini ziyâret etmiştir. Hz.Fatıma vâlidemiz iki, üç günde bir Uhud’a gider amcası Hz.Hamza’nın kabrini ziyâret eder, ağlar, duâ eder ve kabrini düzeltirdi.

Hz.Enes (r.a) buyurdu ki: “rasülullah (s.a.v) yanında Ebu Bekir, Ömer ve Osman Radıyallâhü anhüm ecmaîn oldukları halde Uhud’a çıktılar. Uhud dağı sevincinden sallandı. Rasülullah ayağı ile Uhud’a vurarak şöyle seslendi:  Sâbit ol Ey Uhud! Çünkü senin üzerinde bir nebî, bir sıddık, iki de şehit var. Diğer hadîs-i şeriflerinde buyurdularki:

إنَّ أُحُدًا جَبَلٌ يُحِبُّنَا وَنُحِبُّهُ

Manası: Uhud bir dağdır. O bizi sever, biz de onu severiz. (Etterğib ve’t terhib c.2 s.230)

أُحُدٌ رُكْنٌ مِنْ أرْكاَنِ الْجَنَّةِ .

Manası: Uhud cennet köşelerinden bir köşedir. (Etterğib ve’t terhib c.2 s. 223)

CENNETÜ’L BAKΠ   

Mescid-i Nebevî’nin doğu tarafındadır. Rasülullah (s.a.v), Medine’ye hicretten sonra “Garğad” ağaçları ile kaplı olan bu mahalli kabristanlık yapmıştır. İlk olarak da Peygamberimiz’in süt kardeşi “Osman İbn-i Maz’ un” defnedilmiştir.

Bakî kabristanlığında başta 3’üncü halife Hz.Osman olmak üzere, Peygamberimiz’in amcası Hz.Abbas, halaları, kızları, mübârek zevceleri, oğlu İbrahim, torunu Hz. Hasan, Süt annesi, Hz.Ali’nin annesi ve kardeşi, on bin civârında sahâbe, tabiinden bir çok zevat, günümüze kadar bir çok Allah dostları medfundur.

Bakî ehlini ziyâret müstehaptır.




islami forum



Bilx.net
Get  our toolbar!

Kabeden Canlı Yayın