سْــــــــــــــــــمِ اﷲِالرَّحْمَنِİlminfazileti islamic sciences

>
English (US) Deutsch Français Русский 中文(简体) Português Italiano 日本語 한국어 Español
LA TAHZEN İNNALLAHE MEANA


HALLEY YILDIZI VE 76 YIL

HALLEY YILDIZI VE 76 YIL |  görsel 1
Modern astronomideki önemli gelişmelerden biri, Halley kuyrukluyıldızının keşfidir. Edmund Halley isimli bilim adamı, bu yıldızın 76 yıllık dolanım süresi olduğunu 18. yüzyılda ortaya koymuştur. Edmund Halley bu keşfi ile, kuyrukluyıldızların astronomik yörüngelerini de açıklığa kavuşturmuştur. “Halley” ismi ile anılan bu yıldızın ismi, Kuran’da dikkat çekici bir şekilde Enam Suresi’nin 76. ayetinde geçmektedir:     Gece, üstünü örtüp bürüyünce bir yıldız görmüş ve demişti ki: “Bu benim Rabbimdir.” Fakat (yıldız) kayboluverince: “Ben kaybolup-gidenleri sevmem” demişti. (Enam Suresi, 76) “Halley” kelimesini oluşturan harfler, Kuran’da ilk defa bu ayette geçmektedir. Üstelik bu ayette “kaybolup giden” bir yıldızdan bahsedilmesi de son derece manidardır. Ayrıca bu ayette “yıldız” anlamına gelen Arapça “kevkeba” kelimesi de, “Halley” harflerinin hemen yakınında yer almaktadır: http://www.facebook.com/ilminfazileti Bu ayetin numarası olan 76 sayısı da yıldızın dönüş süresi olan 76 yıla işaret ediyor olabilir. (En doğrusunu Allah bilir.) Ayetin numarası olan 76 sayısı, Halley yıldızını temsil eder; çünkü Halley yıldızı 76 yılda bir Dünya’dan görülür, yani yörüngesini 76 yılda bir tamamlar. Bu nedenle Halley yıldızının Kuran’da ilk olarak 76. ayette geçmesi Allah’ın bir mucizesidir....

Çocuklarınıza Kod Yazmayı Öğretin

Çocuklarınıza Kod Yazmayı Öğretin |  görsel 1
Çocuklarınıza Kod Yazmayı Öğretin ilminfazileti Günümüz çocukları bir yaşından itibaren teknolojik cihazları kurcalamaya başlıyorlar. Özellikle tablet gibi dokunmatik cihazları iki yaşından itibaren kullanmayı öğreniyorlar. Dört yaşında  kuşları sapanla fırlatarak domuz avlamakta ustalaşıyorlar. İlkokula gidince  arkadaşları ile internette sohbet etmeye başlıyorlar. Ortaokul çağına geldiklerinde ise sadece bilgisayar oyunu oynamakla yetinmeyip kendi oyunlarını yaratmak istiyorlar. Bazıları yaratıyor da; Mesela Mark Zuckerberg ortaokulda arkadaşlarının çizdiği karakter ve resimleri bilgisayar oyununa dönüştürmek için kod yazmaya başlamış. Bilgisayar programlamayı öğrenmek korktuğunuz kadar zor değil, en azından dijital nesil için... Zuckerberg’e program yazmayı 9 yaşındayken dişçi babası öğretmiş ama çocuğunuzun kodlama öğrenmesi için sizin yazılım yapmayı bilmeniz şart değil. Bunun için dünyada birçok başarılı uygulama var: Tynker, K12 sınıflarındaki öğretmen, öğrenciler ve ebeveynlerine kod yazımını öğretmeyi amaçlayan ücretsiz bu platform, görsel bir programlama dili aracılığı ile basit yöntemlerle çocuklara, eğitmenlere ve ebeveynlere kodlamanın mantığını öğretiyor. Programlama becerisini eğlenceli bir şekilde geliştirmeyi hedefleyen www.tynker.com bunu çocukların yaratıcılıklarını ortaya çıkararak yapıyor. Microsoft’un Small Basic programı da erken yaşta kodlama dillerinin ortak kavramlarını çocuklara öğretiyor. http://www.smallbasic.com sade grafik arayüzü ile çocuklara uygulama ve oyun geliştirmeyi öğretiyor. Kullanımı kolay içerikleri sayesinde çocukların temel yazılım kavramlarını ve nasıl çalıştığını anlamasını sağlıyor, program yazmayı öğretiyor. T&uu...

Hz. Adem ve Dev İnsanlar Bilinmeyeni

Hz. Adem ve Dev İnsanlar Bilinmeyeni |  görsel 1
Hz. Adem ve Dev İnsanlar Bilinmeyeni Bazı islam tarihçilerinin de üzerinde durduğu ''devler'' gerçeği ve Hz. Adem ile alakalı bir bilinmeyenin analizi. Yeryüzünde bulunan dev iskeletlerin sırrı ne ?   Buhari’nin naklettiği bir hadise göre Hz.Adem’in boyu 60 zira idi. Aynı rivayette insanların boylarının gittikçe kısaldığı da anlatılmaktadır. Bu rivayete göre Hz.Adem’in boyu 40 m. civarında idi. Hz.Nuh tufandan önce 950 sene tebliğ görevini yürüttüğü Kuran’da açık bir şekilde ifade edilmektedir. Seylan adasında Müslümanların Adammala, “Adem Dağı” adını verdikleri, Portekizlilerin de “Picoli Adama” dedikleri çok meşhur bir dağ mevcuttur. İnsanoğlunun atasının cennetten “inişi” sırasında ilk defa buraya basmış olduğu rivayet edilir. Kocaman bir sağ ayak izi kayanın zirvesinde hep görülmektedir. Bu izin büyüklüğü için batılı bir seyyah, “Beş ayak üç parmak uzunluğunda ve iki ayak beş parmak ile iki ayak parmağı genişliğinde az derince bir çukur” demektedir. İslami rivayetlerde Hz.Adem’e atfedilen devasa boy ile orantılı olmuş olsa gerek. Çünkü bu rivayetlere göre Hz.Adem’in boyu o zaman o halde idi ki, başı göğe değiyor ve diğer ile denize basıyordu. Anadolu’da da birçok yerde dev mezarları bulunmaktadır.   İstanbul’da Beykoz’da Yuşa Tepesi’nde bulunan bir mezarda, Yuşa Hazretleri adlı bir evliyanın yattığına inanılmaktadır. Mezar, 17 metre uzunluğunda ve 4 metre genişliğindedir. Eğer açılıp incelenirse içinden dev bir iskeletin çıkması çok doğaldır. Kadadokya bölgesinde, yani Nevşehir, Kırşehir ve Göreme civarında bu tür dev evliya mezarları vardır. Ayrıca mitolojisinin devleri olan Titanları ...

İSLAMİYETTE ASTROLOJİ VE BURCLAR

  Herkesin gözüne çarpacak şekilde açık ve belli olan şey. Güneş sisteminde bulunan oniki takım yıldızdan her birine verilen isim. Bundan dolayı köşke de burç denmiştir. Terim olarak ise, "gökteki bir takım yıldızlara ve yıldız kümelerine burç" denir. Burçlar on iki adettir. Bunların altısı kuzeyde, altısı da güneydedir. Gök bilimciler yıldız kümelerini, her ayda ve mevsimde göründükleri şekillere göre isimlendirmişlerdir. Buna göre burçların isimleri ve tekâbül ettikleri aylar şunlardır: 1) Koç (hamel) burcu, 21 Mart-19 Nisan. 2) Boğa (sevr) burcu, 20 Nisan-20 Mayıs. 3) İkizler (cevzâ) burcu, 21 Mayıs-21 Haziran. 4) Yengeç (seretân) burcu, 22 Haziran-22 Temmuz. 5) Aslan (esed) burcu, 23 Temmuz-22 Ağustos. 6) Başak (sünbüle) burcu, 23 Ağustos-22 Eylül. 7) Terazi (mîzân) burcu 23 Eylül-23 Ekim. 8) Akrep (akrep) burcu, 24 Ekim-21 Kasım. 9) Yay (kavs) burcu, 22 Kasım-21 Aralık. 10) Oğlak (cediy) burcu, 22 Aralık-19 Ocak 11) Kova (delv) burcu 20 Ocak-18 Şubat. 12) Balık (hût) burcu, 19 Şubat-20 Mart. ASTROLOJİNİN DOĞUŞU: İlk peygamber olan Hz. Adem'den, son peygamber Hz. Muhammed (S.A.V.)'e kadar 124.000 peygamber gelmiştir. Allah, insanlara, doğru yolu göstermeleri, onların, kendi TEKliğini bilmeleri için gönderdiği peygamberlerin her birine, değişik konularda ilim hazineleri vermiştir. Çok okuyan, kalemi bulan ve kalemle yazı yazabilen ilk peygamber olan İDRİS peygambere BURÇLAR İLMİ, verilmiş, kendisi de bunu genişletmiştir. İdris peygamber almış olduğu vahye dayalı bir şekilde burçlar ve yıldızların, gerek insanlar, gerek yeryüzünde mevcut tüm birimler üzerindeki tesir ve önemini anlatmaya çalışmıştır. Kısaca, Yıldız İlmi, veya Burçlar İlmi...

GÖKYÜZÜNE YÜKSELMENİN DAYANILMAZ ZORLUĞU

Saptırmayı dilediğinin de göğsünü öylesine dar ve sıkıntılı kılar ki, o göğe yükseliyormuş gibi olur. 6 Enam Suresi 125 Bu ayette, bazı ruhsal durumlardan dolayı göğsünde darlık ve sıkıntı oluşan kişi, gökyüzüne doğru yükselmekte olduğu için göğsünde darlık ve sıkıntı hisseden kişiye benzetilir. Gerçekten de gökyüzüne doğru yükseldikçe, Atmosfer basıncı azalmakta ve kan, basınçla damarları ve kalbi zorlamaktadır. Ayrıca yukarı çıkıldıkça azalan oksijen nefes alma güçlüğü doğurur ve göğsümüzün içindeki akciğerlerde sıkıntı ve daralma hissedilir. Bu darlık ve sıkıntı gökyüzüne yükseldikçe artar ve sonunda yaşamın mümkün olmadığı noktaya gelinir. Peygamberimiz'in yaşadığı dönemde insanlar balonla veya uçakla gökyüzüne yükselmediler. Toriçelli'nin basıncın ilk ölçümlerini 1643 yılında gerçekleştirdiğini düşünürsek, bu dönemde basıncın azalmasıyla ilgili bir bilgiden söz etmek de mümkün değildir. Ayrıca o dönemde kan dolaşımı ve akciğerler hakkında ciddi bir bilginin varlığından da söz edilemez. Peygamberimiz'in yaşadığı dönemde insanların dağlara çıktığı ve dağların tepelerinde nefes alma zorluğuna kısmen tanık oldukları düşünülebilir. Fakat ayette dağların tepesine çıkınca göğsün dar ve sıkıntılı olmasından değil, gökyüzüne çıkıldıkça oluşan bir süreçten bahsedilmektedir. Dağların tepesinde göğsünün sıkıştığına kısmen tanık olan kişi bu durumu deniz seviyesinden gittikçe göğe doğru yükselmesine değil de bir dağın üstüne çıkmış olmasına da bağlayabilir. Göğe yükselme ifadesi...

EN GÜVENİLMEZ DİŞİ: ANKEBUT

Allah'tan başka dostlar edinenlerin örneği, kendisine ev edinen dişi örümceğin örneğine benzer. Gerçek şu ki, evlerin en çürüğü (en güvensizi) dişi örümceğin evidir. Keşke bilselerdi ! 29 Ankebut Suresi 41 "Ayette “ankebut” kelimesi ile dişi örümcek kastedelmektedir. Ayetteki çekimlerin dişiliğe göre yapılması da bunu gösterir (Arapçada erkek ve dişi çekimleri farklıdır). Ne yazık ki çevirmenlerin bir kısmı ayetteki bu ayrıntıya özen göstermemişlerdir.” Hayvanlar üzerine yapılan araştırmalarda örümcekler ile ilgili çok ilginç saptamalar yapıldı. Bu saptamalar, Kuran'da en güvenilmez ev olarak neden özellikle dişi örümceğin evinin gösterildiğini ortaya koymaktadır. Canlıların çok büyük bir bölümünde erkekler dişilere nazaran daha iri, daha kuvvetlidir. örümcekler dişilerin erkeklerden daha büyük olduğu azınlıktaki canlı türlerinden biridir. örneğin örümceklerin "Saatli Karadul(Latrodectus Mactons)" türünde, dişilerin uzunluğu, erkeklerin uzunluğunun dört katına kadar ulaşabilmektedir. Canlı türleri genelde evlerini; sıcaktan, soğuktan, düşmanlardan ve her türlü zarardan korumak için inşa ederler. Oysa örümcek evini; yok etmek, zarar vermek, evine yanlışlıkla uğrayanları yemek için inşa eder. Bu yüzden evlerin en güvenilmezi, örümceğin evidir. Dişi örümcek, cinsel ilişkiye girdikten sonra kendi erkeğini de yemektedir. Bu yüzden dişi örümceğin evi bırakın başkalarını, kendi erkeği için bile güvenilmezdir. Eğer erkek örümcek cinsel ilişkiden sonra kaçmayı başarabilen ender şanslı erkeklerden değilse, dişisinin evi kendi mez...

DOĞRUSAL, İLERLEMECİ TARİH ANLAYIŞININ YANLIŞLIĞI

Kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görmek için yeryüzünü dolaşmıyorlar mı? öncekiler bunlardan daha çoktu, daha güçlüydüler ve yeryüzündeki eserler bakımından daha üstündüler. Ama kazandıkları şeyler kendilerine hiçbir şey sağlamadı. 40 Mümin Suresi 82 Kuran'ın bazı ayetleri, geçmişte yaşayan bazı toplumların, Peygamber'in içinde yaşadığı toplumdan daha üstün bir medeniyete sahip olduklarını ortaya koymaktadır. örneğin incelediğimiz ayette, geçmiş toplulukların daha üstün eserler ortaya koyduğu geçmektedir. Özellikle 19. yy'ın ilk yıllarında "tarihsel bakış açısı" düşünce dünyasında önemli bir yer kazanmıştır. Bu bakış açısı özellikle Hegel ile birlikte anılmaktadır. Hegel, gerçekliğin tarihsel bir süreç olduğunu, gerçekliğin tarihsel açıklamanın kategorilerine göre anlaşılabileceğini söylemiştir. Tarihi anlamlandırma, tarihi anlama ve değerlendirme açısından Hegel'in yaptığı takdire değer. Fakat Hegel, tarihi, doğrusal bir şekilde, evrimsel bir süreç izleyen, bu evrimin sürekli gelişmeyi içerdiği, sürekli ilerlemeci bir yaklaşımla açıklamıştır. Tarihi anlamlandırma ve yorumlama takdir edilebilir, fakat tarihin her aşamasını bir önceki aşamadan üstün gören tarih anlayışı kabul edilemez. Hiçbir konuda hataya düşmeyen Kuran, bu konuda da hataya düşmemiştir. Kuran, geçmiş toplumların daha üstün eserleri olduğunu, daha güçlü olduklarını ortaya koyarak doğrusal ilerlemeci tarih anlayışına katılmamaktadır. Tarihin belli bir döneminde doğrusal bir ilerlemenin varlığı mümkündür. Nitekim 16. yy'da başlayan bilimsel ilerlemenin, 20. yy...

ÇEKİRGELER GİBİ

Hepsi de alçalmış bakışlarla mezarlarından çıkarlar. Tıpkı yayılan çekirgeler gibi. 54 Kamer Suresi 7 Kitabımızın buraya kadar olan bölümlerinde Büyük Patlama ile Evren'in oluşumundan kıyametin gerçekleşip Dünya'nın ve Evren'in son bulmasına kadar olan süreci anlatan Kuran ayetlerinin mucizevi açıklamalarını ve bize düşündürdüklerini aktarmaya çalıştık. Kitabımızın ilk kısmının bu son bölümünde ise kıyametin gerçekleşmesinden sonra başlayacak ahiret sürecini anlatan alıntıladığımız ayetin mükemmel benzetmesini inceleyecek ve daha sonra ahiretin varlığı hakkında Kuran'ın bize düşündürdüklerine değinip kitabımızın ilk kısmını noktalayacağız. Yukarıdaki ayette inkârcılara ahirette diriltilecekleri hatırlatılmakta, sonraki ayette ise bu günün inkârcılar için zor bir gün olacağı belirtilmektedir. Milyarlarca insanın topluca dirilişi ne kadar da müthiş bir sahnedir! Şaşkınlık... Pişmanlık... Korku... Herkes yalnız başına... Bir tek Allah'ın yardımının faydalı olabileceği bir gün... Dünya'da çok itibar edilen mevkilerin, ailelerin, paraların, mülklerin fayda etmediği bir gün... Geriye dönüşün olmadığı bir gün… İşte o gün insanların mezarlarından çıkışı çekirgelere benzetilir. Peki neden çekirgelere? Allah neden bu örneği seçmiştir? Son yüzyılda haşereler üzerinde mikro kameralar ve sistemli gözlemle yapılan araştırmalar bize neden çekirgelerin örnek olarak gösterildiğini açıklamaktadır. Herşeyden önce çekirge sürüleri çok kalabalıktır. Milyarlarca çekirge bir araya gelerek kilometrelerce uzunluk ve genişlikteki kapkara bir yağmur bulutunu andırırlar. Bu sürülerin bazılarını...

ARININ KARINCIKLARI VE BALIN ŞİFASI

ARININ KARINCIKLARI VE BALIN ŞİFASI Sonra meyvelerin her türünden ye de Efendinin sana kolaylaştırdığı yollara koyul. Onun karınlarından renkleri çeşit çeşit bir içecek çıkar ki, insanlar için onda şifalar vardır. Şüphesiz, aklını çalıştıran bir topluluk için bunda bir delil vardır. 16 Nahl Suresi 69 Uzunluğu 1-3 cm arasında değişen arının vücudu baş, göğüs ve karın olmak üzere üç bölümden oluşur. En arkadaki karın bölümü gövdenin öbür bölümlerinden daha uzundur ve halka biçimindeki bölütlerden oluşur. Ayette tekil dişi arıda, "karınlar" olduğu vurgulanmaktadır. Ayetin Arapça'sında bu "butuniha" ifadesiyle belirtilir. Kelimenin sonundaki "ha", dişi ve tekil şahısı belirtir. Eğer çoğul dişi arılardaki karınlar vurgulanmak isteseydi bu ifade "butunihinne" olur idi. Böylece ayet arının bölütlü, parçalı karın yapısına da işaret etmektedir. Bu parçalı karın yapısıyla arı "karınların" sahibi olarak nitelenmektedir. Arıların bu karın yapısının iç kısmında birine bal torbası ve diğerine de kursak adı verilen iki mide vardır. Arı çiçeklerden aldığı bal özünü önce kursağında bal haline getirir. Arının karın bölgesi bir kimya laboratuarı gibi çalışmakta ve bal üretmektedir.  Balın rengi gerçekten de ayette geçtiği gibi çeşit çeşittir. Bu renk, iklim, mevsim, hava koşulları ve alındığı kaynaklara bağlı olarak çok değişik görünüştedir. Beyazdan tutunuz da esmer (pekmez rengi) ve kahverengiden yeşile kadar çeşitli renklerde ballar vardır. Bu renklerin en hoşa gideni bal rengi de denilen açık altın sarısıdır. Balcılık alanında modern ve titiz çalışması olan ülk...

YARATILIŞIMIZLA BİRLİKTE BİZLE VAR OLAN DELİLLER

      YARATILIŞIMIZLA BİRLİKTE BİZLE VAR OLAN DELİLLER Onlara delillerimizi hem ufuklarda hem kendi benliklerinde göstereceğiz. Ta ki onun gerçek olduğu kendilerine apaçık belli olsun. Efendinin her şeye tanık olması yetmez mi? 41 Fussilet Suresi 53 Ayette "benlik" diye çevirdiğimiz kelimenin Arapçası "nefs"tir. Türkçe'de bu kelimenin ifade ettiği anlama karşılık "can, ruh" gibi kelimeleri de kullanmaktayız. Kuran'da bu kelime birçok yerde geçer ve bizim maddi bedenimizin dışında olan fakat maddi bedenimizle bütünleşmiş olan özümüzü ifade etmek için kullanılır. Kuran, öldüğümüzde nefsimizin alınacağını söyler. (Türkçe'de biz bunu ruhun alınması şeklinde ifade ediyoruz. Kuran'da ruh kelimesi geçmekle beraber Türkçe'de bizim kullandığımız ruh kelimesi Arapça'da nefis kelimesine karşılık gelmektedir.) Kuran nefsi bizim bilinç halimiz, benimizin özü olarak takdim eder. öyle ki uyuduğumuz zaman da nefis maddi vücudumuzda değildir. (Bakın 39Zümer Suresi 42) Buna karşılık nefis, maddi vücudumuzla tamamen bütünleşmiş olarak vardır; yaptığımız iyilik ve kötülükleri meydana getiren nefis denen benliğimiz, bilincimizdir. Şuursuz, bilinçsiz, %99'u boşluk olan atomların görme, işitme, düşünme gibi bilinçli hareketler sergilemesinin vücudumuzun maddi yapısıyla açıklanamayacağını, bunun ancak maddi varlığımız dışında bir benlik (nefis, ruh) ile açıklanabileceğini ileride yazacağımız kitapta uzunca bir şekilde incelemesi ve zihin felsefesinden, kuantum teorisine kadar son asırda gelişen birçok bilim dalını bu bağlamda irdelemeyi düşünüyoruz. Bu konu kitabımızın hacmini ve konu sınırlar...

RAHİM DUVARINDA ASILI DURURKEN

    RAHİM DUVARINDA ASILI DURURKEN 13 Sonra onu dayanıklı bir karar yerinde bir damlacık haline getirdik. 14 Sonra o damlacığı asılıp tutunan birşeye dönüştürdük... 23 Müminun Suresi 13-14 Ayetin çevirisinde "asılıp tutunan şey" olarak çevirdiğimiz kelimenin Arapçası "alak"tır. Bu kelimenin Arapça'daki temel anlamı "asılı duran, tutunan madde"dir. Bu yüzden ayeti bu temel anlamıyla çevirmek en doğru çeviridir. Peygamberimiz'in yaşadığı dönemde embriyoloji bir bilim dalı olarak ele alınmıyordu. Bu yüzden embriyolojiyle ilgili terminoloji de yoktu. Kuran, indiği dönemdeki insanların kullandığı kelimelerden, embriyonun durumunu en iyi tarif edenlerle embriyonun aşamalarını açıklar. Rahime atılan küçük bir damlacık olan zigot, rahim duvarına "asılıp tutunmaktadır". İşte Kuran, bu "asılıp tutunma" olayını açıklayarak indiği dönemde bilinmeyen, yaratılışımızda geçirdiğimiz bir aşamayı açıklamaktadır. Bu yüzden "alaka" kelimesini temel anlamının dışında "embriyo" şeklinde tercüme etmek, hem tercümenin yeterince aslına uygun olmaması, hem de ayetin esprisini ortaya koyamaması açısından uygun değildir. Peygamberimiz'in yaşadığı dönemde embriyolojik terminoloji olmadığından, embriyo için özel bir kelime kullanılmış gibi yapılan tercüme doğru olmayacaktır. Kan pıhtısı diye ayeti tercüme etmek de kelimenin temel anlamına ve ayetin işaretine terstir. Kan pıhtısının yapışkan yapısından dolayı ayetin tercümesine yakıştırıldığına, hatta sözlüklere bu mananın yan bir anlam gibi bile eklendiğine tanık olabilirsiniz. Bunun sebebi ayetin anlamını kavrayamayanların kendi yakıştırmalarını tercümeye sokmalarıdır. Kuran'ın inişinden yüzlerce yıl so...

MENİ BİR KARIŞIMDIR

  MENİ BİR KARIŞIMDIR Gerçekten de insanı karışımlı bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bu yüzden onu işiten ve gören yaptık. 76 İnsan Suresi 2 Mikroskobun icadı ve geliştirilmesi sayesinde insan vücudundaki birçok organın ve birçok maddenin detaylı analizinin yapılabilmesi mümkün oldu. Bu analizler sayesinde meninin, birçok ayrı merkezde üretilen ayrı maddelerin karışımı olduğu anlaşıldı. Meni; sperm kanallarından, seminal keseciklerden, prostat bezinden, idrar yollarına bağlı cooper ve mery bezleri gibi salgı bezlerinden salgılanan maddelerin bir birleşimidir. Meni diye adlandırdığımız sıvının detaylı analizi yapılırsa bu sıvının; sitrik asit, prostoglondinler, flavinler, askorbik asit, ergotionein, fruktoz, fosforilkolin, kolesterol, fosfolipidler, fibrinolizin, çinko, asit fosfataz, fosfaz, hiyolurinadaz ve spermler gibi birçok ayrı bileşenden oluştuğu görülür. Bedenimiz en mükemmel, en güzel ve en karmaşık yaratılışlarından biridir. Bedenimiz sayesinde görürüz, işitiriz, üreriz; bu bedenin becerileri sayesinde makinalar, bilgisayarlar, köprüler, uçaklar yapar, resimler, heykeller, müzikler üretiriz. Bedenimizin yaratılışının ilk aşamalarından biri, karışım olan meninin, karışımındaki ham maddelerin yaratılmasıdır. Daha sonra karışım olan menideki spermler, dişi hücreyle birleşerek bir karışım daha oluşturacaklar, bu karışım insanın yaratılışında yeni bir adım olacaktır. Sırf bir sperm kanalını veya bir prostat bezini ele alsak bile bunların mükemmel yaratılışlarını yüzlerce sayfaya sığdıramayız. Yaratıcımız, bizi "karışımlı" bir sıvıdan yaratmış ve gönderdiği kitabında buna dikkat çekmiştir. Bizim bu "karışımı" incelememiz ve bu "karışımın" nasıl, nerelerde oluştuğuna dair araştırmalar yapmamız, Allah'ın vücu...


islami forum



Bilx.net
Get  our toolbar!

Kabeden Canlı Yayın