MEVLANA HALİD-İ BAĞDADİ HAZRETLERİ

» MEVLANA HALİD-İ BAĞDADİ HAZRETLERİ



 

http://www.irfanturizm.com/images/bs2_clip_image003.jpg


MEVLÂNÂ HALİD-İ BAĞDADÎ
M. 1778 Bağdad - 1828 Şam

Hicri 1192'de (Milâdî 1778), Bağdad'ın Musul kasabası yakınındaki Zor şehrinde bir çocuk dünyaya gelir. Annesi tarafından İmam-ı Ali'ye, babası tarafından Hazreti Osman'a bağlanan bu yavru, aziz ecdadının devamı olmaya lâyık bir imanî ve İslâmi titizlik içinde büyütülür.
Nitekim henüz mektep çağına .geldiği günlerde ilk işi Kur'an'ı ezberlemek olur. Daha sonraları ezberlediği Kur'an'ın mânâsını öğrenmeye matuf çalışmalara başlayan çocuk, henüz on üç yaşlarına geldiği sıralarda Arapçanın bütün sırlarını bilecek bir ilmi seviyeye erişmekle iktifa etmez, Farsça'yı da aynı genişlikte ana dili gibi konuşur, yazar.
Nitekim bu iktisablarının derinliğini daha sonraları yazdığı eserlerinin kimi Arapça, kimi de Farsça oluşuyla da anlamış olacağız.
Genç Halid, sadece dinî ilimlerle tatmin olmaz. O günün fennî ilimlerine de merak sarar, astronomi, fizik, geometri, matematik gibi ilimlerden de nasibini alır. Dini ilimlerle fenni bilgileri kaynaştıran bir anlayış içinde ilmî şahsiyetini teşekkül ettirir. Hattâ din dili olan Arapça'da o kadar ileri gider ki, meşhur büyük lügat kitabı Kamusu ezberler, okumaya başladığı Arapça büyük eserleri, hiç bir kelimesine takılmadan bitirmek kudretine kavuşur.
Nitekim okuttuğu eserlerin arasında. meşhur tefsir Kadı Beydavi, Tuhfetü'1-Muhtacin. Şerhi Mevâkıf ve Mekasıd gibi en zor eserlerin yer alışı da Halid-i Bağdadi'nin ilmi hüviyetine bir delil olarak görünmektedir.
Kısa zamanda Bağdad'da kendini kabul ettiren Halid-i Bağdadi, artık kendi ismiyle söylenir olmaktan çıkar, isminin evveline derin hürmet ifadesi olan Mevlânâ sıfatı ekleyen mü'minler, Onu artık "Mevlânâ Halid" diye yâd ederler.
Mevlâna Halid, böylece zahiri ilimleri elde ettikten sonra kendi içine döner, içindeki boşluğu derinden hisseder Mânevi mevzulara dalmayı, tasavvuftan da nasibini almayı ister.
Yirmi bir yaşına kadar zahiri ilimleri okutup, talebeler yetiştiren Mevlânâ, vefat etmiş olan hocası Abdülkerim Berzenci'nin yerini tâm olarak doldurmuş olur. Ancak Musul'da daha fazla kalmayıp, mânevi mevzularda araştırma yapmak üzere mukaddes yolculuğa çıkar. Maksadı, Küfe, Basra, Şam yoluyla Hacca gitmek, yol boyunca aradığı mâneviyat büyüğünü bulmaktır.
Nitekim Şam'a geldiğinde kendisini muhitin ileri gelen âlimlerinden bir grup karşılar. Burada bir müddet kalarak muhaddislerden hadis icazeti alır. Daha sonra da hedefine doğru ilerleyerek Medine-i Münevvere'ye erişir. Burada sokakta bilmediği nûr yüzlü bir zâta rastlar. Meçhul adam kendisine şöyle hitap eder:
Bir gün Mekke-i Mükerreme'ye varır da, Harem-i Şerif'te oturup tefekküre dalarsan, sakın o anda kimsenin saygısızlık gibi görünen hâline çatma, ondan rahatsız olma!
Meçhul adamın ne demek istediğini düşünürken ansızın kaybolduğunu gören Halid-i Bağdadi, meczubun biridir, diyerek üzerinde durmayıp geçer.
Nitekim Medine'de çok kalmaz, asıl hedefi olan Mekke'ye gelen Halid-i Bağdadî, burada Kâbe'nin çevresini teşkil eden Haremi Şerif'te oturup tefekkür ederken arkasını Kâbe'ye, yüzünü de kendisine dönmüş bir saygısız adam görür. Herkesin hürmet ve tazim etmesi gereken Kâbe'ye arkasını dönen adama kızan Mevlânâ, fazla bekleyemez, yaklaşıp hatırlatma yapar:
-Efendi, burası bütün mü'minlerin kıblegâhıdır. Yeryüzü insanlarının hepsinin yüzü buraya çevrilirken senin sırtının dönmüş olması, herhalde küçük saygısızlık sayılmaz!
Fakat meçhul adamda ses, seda yoktur. Mevlânâ sualini kısaltır:
-Bu saygısızlığı neden yapıyorsun böyle? Deli misin yoksa?
Sakin durân adamın cevabı şöyle olur:
"Deli filân değilim. Sen bana bu suali sorasın diye böyle yapıyorum" ve ilâve eder:
-Sana Medine'de biri görünmüş, Harem'de bir saygısızlık hâli görürsen sataşma, sabır göster, demişti. Sen neden onu düşünmüyor, sabır göstermiyorsun?!
Bu cevapla zihninde şimşekler çakan Halid, hemen eğilir, siyah sakallı, dalgın görünüşlü adamın elini öpmek isteyerek:
-Aradığım mürşid sensin anlaşılan, der. Ancak, adam kesin verir cevabını:
-Ben senin aradığın mürşid filân değilim. Ama mürşidini sana haber vermekle mükellef sıradan bir adamım. Senin aradığın üstadın; Hindistan tarafındadır, buralarda boşuna dolaşıyorsun.
Bu cevaptan sonra Haremi Şerif taraflarında mürşid aramaktan vazgeçen Mevlânâ, Hac'dan sonra tekrar geldiği yollardan Bağdad'a döner. Hindistan taraflarında ümid ettiği mürşidini beklemek üzere tekrar tedrisata başlar. Zühd ve takvâ mesleğinde ilerlemeye devam eder.
O günlerde Hindistan'da meşhur olan Abdullah Dehlevi'den geldiği söylenen bir talebe, Mevlânâ'ya gelir â ve şu haberi verir:
-Üstad Hazretleri sizi dâvet ediyor. Mümkün olan en kısa zamanda Dehli'ye giderseniz memnun olacak.
Bu dâveti canına minnet bilen Mevlânâ, talebelerinin ısrarına rağmen niyetinden vazgeçmez, İran (Tahran) â üzerinden Hindistan'a doğru yol alır. Öteden beri Şiîlerin bâtıl itikatlarıyla yaptığı mücadeleyi bilen Şii âlimleri; yolunu kesip Tahran'da münazaralara girişirler. Ancak, onların hepsini de yenen Halid-i Bağdadi, nihayet yol üzerindeki Bistam'a uğrar, büyük veli Bayezid-i Bistami'nin kabrini ziyaret eder. Nişapur'dan sonra Hindistan'ın Dehli şehrine gelir, büyük veli Abdullah Dehli'nin huzuruna vâsıl olur.
Garipliğe bakın ki, yol boyunca Şii âlimlerini yenerek gelen, gitmesini istemeyen binlerce talebesinin ısrarlarına ehemmiyet vermeyerek Dehlevi'yi isteyen Mevlânâ Halid'e Abdullah Dehlevi'nin verdiği ilk emri şu olur:
-Halid, bizim huzurumuzda ilerlemek istiyorsan sana işini haber veriyorum. Bugünden itibaren tuvalet temizliklerinden sen mes'ulsün. İşin, hizmet ehillerinin tuvaletlerini temizlemek, tuvalete gittikleri yolları süpürmek!
Sahip olduğu bunca ilmi itibar ve şöhreti birden güldür güldür yıkılan Mevlânâ'nın tavzif edildiği vazife, fevkalâde nefis kıncı. Bir yanda Süleymaniye'de binlerce talebeye ders verip, müderrislik yapmak. Bir yanda da Dehli'de Abdullah Dehlevi'nin talebelerinin tuvaletini temizleyip, ayak yolu süpürgecisi olmak!..
Bu sırada nefsiyle kıyasıya bir mücadeleye giren Mevlânâ, bu cihadı da kazanır, büyük bir sebatla tuvalet temizleme işine tam beş ay devam eder. Ancak kısa bir müddet sonra Dehlevi Hazretlerinin hususi sohbetlerine de alınarak ezkâr ve evradı da çoğaltan Mevlânâ, seneyi doldurmadan üstadının arzu ettiği mânevi olgunluğa erişir ve kendisine müsaade edilir, geldiği yere dönme zamanı geldiği hatırlatılır.
Şah Dehlevi ile bütün halifelerinin kendisini Dehli'nin dışına kadar uğurladığı bu yolculuktan sora tekrar Bağdad'ın Süleymaniye'sine dönen Mevlânâ Halid-i Bağdadi, bu defa çok değişik bir Mevlânâ olarak görünür. Zahir ilminin üzerine ayrıca bir de bâtın ilmi, yaşayış hâli oturmuş, böylece sadece sözle değil de hâl ile evrâd u ezkâr ile Nakşi usulüyle irşad devri başlamış olur. Artık medrese talebelerine mahsus olmayan bir irşad devrine geçilir, avam, havas istifade etmeye başlar.
Bu sıralarda defalarca Bağdad'a gitmiş. diğer büyük şehirlere uğramış, gördüğü, tanıştığı yer ve kimselere büyük te'sirler icra etmiş, muhitler edinmiş olan Mevlâna, bu sıralarda ilmî hizmetlerin daha müsait olduğu Şam'a gitmiş, burada son günlerine kadar kalmıştır. İki senelik bu son Şam hayatındaki hayranları etrafını alıp, irşadından istifade ederken hicrî 1242 yılında hizmetinin karşılığını görmek üzere Şam'da 50 yaşında dâr-ı beka'ya teşrif eylemiştir.
Yüzlerce âlimin iştirak ettiği cenaze namazını kendi yetiştirdiği âlimlerden biri olan büyük fıkıh âlimi İbn-i Abidin kıldırmıştır.
"İrade-i Cüz'iye"ye dâir bir risalesi ile Farsça bir divanı meşhurdur. "İtikadnâme" adındaki eserini de Şiilere reddiye mânâsında kaleme almış, Ehl-i Sünnet itikadını müdafaa etmiştir.
Denir ki:
-Nakşi tarikatının iki kolundan birini İmam-ı Rabbani Hazretleri kurup, devam ettirdi. Diğer Halidiyye kolunu da Mevlânâ Halid-i Bağdad-i Hazretleri kurup devam ettirdi.
Hazretin himmeti, Nakşi tarikatının Halidiyye kolu ile yetiştirdiği yüzlerce halifesiyle devam edegelmiştir.




Bilx.net
Get  our toolbar!

Kabeden Canlı Yayın


Broadcast live streaming video on Ustream