İslamiyet ve Hayvan Hakları

>
English (US) Deutsch Français Русский 中文(简体) Português Italiano 日本語 한국어 Español
LA TAHZEN İNNALLAHE MEANA

» İslamiyet ve Hayvan Hakları



islamiyet ve hayvan hakları


İnsanlığın örnek alacağı tek sevgili, güzel Peygamberimiz
(sav),”..Hayvanların yavrularını bile düşünmüştür. Şefkatli ve merhametli davranılmasını, bakımının iyi yapılmasını, aşağılanmamasını emretmiştir. Keçi sağan bir adama, yavru için süt artırmasını söylemiştir. Kuş yuvalarının bozulmamasını, yumurta ve yavruların alınmasını yasaklamıştır. Sırf zevk ve eğlence maksadıyla yapılan avcılığı hoş görmemiştir…” (1)

Hz. Peygamber (sav). “Haksız yere bir serçeyi öldürenden Cenab-ı Hak kıyamet gününde hesap soracaktır.” (2)

Enes ibn Malik bir mahallede, bir topluluğun, canlı bir tavuğu hedef alarak dikip ona attıklarını görmüş, demiş ki: “Allah’ın elçisi (sav) canlı hayvanın hedef yapılmasını yasaklı.”(3)

Hz.Ömer’in oğlu Abdullah Rasulullah (sav)’in şöyle dediğini nakleder: “Bir kadın, açlıktan ölen bir kedi yüzünden azap edildi. Bu yüzden cehenneme girdi. Allah onu şöyle azarladı: “Sen onu yedirmedin, sulamadın, yer yüzünde nasibini arayıp bulması için onu serbest de bırakmadın.”(4)

Fahişe bir kadın, susuzluktan nerdeyse ölecek olan bir köpeğin bir kuyunun başında dolanıp durduğunu gördü. Pabucunu çıkarıp örtüsünü urgan yaparak, pabucuna bağladı. Onunla kuyudan su çıkarıp köpeği suladı. O yüzden affedildi.” (5)

Genç bir hanım, üzerinde Müslümanların bir takım eşyalarının da bulunduğu bir deve üstünde bulunuyorken, Nebi (sav)’i görüverdi. Dağ yolunun dar yerine gelmişlerdi. Kadın:”Deeh, Allah’ım bu hayvana lanet et! Deyip hayvanı sürmeye çalıştı.S.A.V:

-Lanetlenmiş bir deve bizimle birlikte bulunmasın! Buyurdu.

(Bunun anlamı, Müslüman toplumda lanete uğramış insan ve hayvan bulunmamalı demektir…Efendimiz (sav)’in bu uygulaması devenin sahibesine yöneliktir. “lanet ettiğin hayvanı kullanma hakkını kaybedersin” demektir.. Hayvanlara “lanet olası” denilmesine bile müsaade etmeyen bir peygamber (sav)den, çağdaş hayvan severlerin haberi var mı acaba?..(6)

Enes b. Malik: “Biz bir yerde konakladığımız zaman develerin yüklerini çözüp onları rahatlatmadan Allah’ı tesbih ve ibadete koyulmazdık. (Ebu Davut.Cihat:44) (7)

Peygamber (sav) hayvanları dövüştürmek maksadıyla onları tahrik etmeyi yasaklamıştır.(8)

S.A.V. yüzüne damga vurulmuş bir merkebin yanından geçti. Bunun üzerine “Bu hayvanın yüzünü dağlayana Allah lanet etsin.”(Müslim.Libas.107) (9)

Hz. Ali, ganimet verilen iki deveden birini Hz.Hamza’ya, diğerini de Hz.Fatıma’ya hediye eder. Hz.Hamza, Fatıma’nın devesine öfke ile bir tekme atar. Deve yaralanır. Hz. Ali olayı S.A.V ‘e anlatır…Hz.Hamza şehit edildiği zaman yetmiş parçaya ayrılmıştır. Efendimiz (sav) ”Belkemiğim kırıldı” buyurmuştur. Ve mübarek ağzından o esnada şu kelimeler dökülür: “Keşke Fatıma’nın devesine tekme vurmasaydı.” (10)

“II. Bayezıd devrinde hazırlanan 1502 tarihli “İstanbul Belediye Kanunnamesi”ndeki şu hükmü beraber mütalaa edelim:

*…Ayağı yaramaz bargiri işletmeyeler.

*…Ve at ve katır ve eşek ayağını gözedeler.

*…Ağır yük urmayalar.

*…Her kangısında eksük bulunursa, sahibine tamam ettüre.

*…Her ne kim Allahü Teala yaratmıştır, hepsinin hukukunu muhtesip görüp gözetse gerektir. Şer’i hükmü vardır.”(11)

Sultan III. Murad 1586 yılında sakat ve zayıf hayvanlarla yük taşımayı suç saymıştır.(12)


“Ya Rasulallah! Hayvanlara yapılan iyilik için de sevap var mıdır? Diye sordular.Peygamberimiz (sav):

-Her canlı için yapılan iyiliğin mükafatı vardır. buyurdu.”

Efendimiz (sav) hayvanların incinmemesi için, hayvan sağanlardan tırnaklarını kesmelerini emretti.

Peygamberimiz (sav) kendisini görünce inleyen bir devenin yanına varıp başını okşadıktan sonra deve sahibine dönerek:
- Bu hayvan hakkında Allah’tan korkmuyor musun? Hayvan bana, senin onu
aç bıraktığından ve çok yorduğundan şikayet etti, diyerek uyardı.(13)


Mekke’nin fethinde ordusuyla Mekke’ye doğru ilerlerken yol

kenarında yavrularını emziren ve onları korumak için havlayan bir köpek gören Efendimiz (sav) askerlerin köpeğe ve yavrularına herhangi bir zarar vermesini önlemek amacı ile önlem alır. Cuayl b. Süraka adlı sahabiye, köpeğin karşısında durmasını emreder.(14)

“Ünlü sufi Ali el-havvas (ö.1532 ) sık sık köpeklerin yalaklarını kontrol eder, sürekli yanında taşıdığı yiyeceklerden bu yalakları doldururdu. Ebudderda ölen devesinin başında ağlayarak şöyle seslenebilmiştir: “ey demun! Rabbim katında benden davacı olma. Bilirsin ki, ben sana gücünün üstünde yük yüklememeye hep özen gösterdim.(15)

Sırtı karnına yapışmış bir devenin yanından geçerken Peygamber(sav) şöyle buyurdu: “Bu dilsiz hayvanların hakkında Allah’tan korkun! Onlara besili olarak binin ve etini de besili olarak yiyin.” (16)

Şah-ı Nakşbend k.s. “Hizmet ettiğim, yarasını, beresini tedavi ettiğim bir köpek, sırtını yere koydu. Dört ayağını da yukarı kaldırıp yüzünü semaya çevirerek öyle bir niyazda bulundu ki ben de ellerimi kaldırıp amin dedim. İşte ne olduysa o anda oldu” buyurur.(17)

Şimdi nakledeceğimiz olaylar aklı durduracak, hayretlerde bırakacak ihtişamda.Bunu ancak Müslümanım diyen kişilerde görebiliriz desek büyük bir iddia olmaz Daha DDT icat edilmemiş. İşte o devirlerde, eski İstanbul’un ahşap evlerinde çok bulunan tahta kurularının yakalandığında öldürülmeyip su dolu bir tasın ortasına bir taş yerleştirilip sabaha kadar yakalanan tahta kurularının o taşın üstüne toplanıp sabahleyin de bahçeye bırakıldığını (Her terörist müslümandır diyen et ve kireç kafalılara) bangır- bangır bağırmak isterim. (18)

Bayezid-i Bestami,yolculuk esnasında bir ağacın altında mola verip, daha sonra yollarına devam ettiler. Yolda torbaların üzerinde, dinlendikleri yerden geçen birkaç karıncanın gezindiklerini görürler. Onları yurtlarından ayırmamak için geri dönerler. Dinlendikleri yere gelerek, karıncaları eski yerlerine bırakırlar (Şimdi böyle bir olmaz ya, olmaya kalksa adama deli derler) (19)

Hazreti Ömer,bir devenin, palan sürtmesinden meydana gelen yarasına elini sürüp, “Senin başına gelen şeyden de sorguya çekilmekten korkarım” demiştir.(20)

Emekli prof. Tabip Albay Nevzat TARHAN diyor ki: “Mübadele olduğu zaman bazı Rum’lar Yunanistan’a giderken kedilerini de götürmek istiyor; ancak kediler onlarla birlikte gelmiyor. Çünkü, kedilerin toprağa yönelik duyguları vardır. Kedi sadakati, köpek sadakati ve insan sadakati vardır. Kediler toprağa, köpek insana, insan ise fikirlere bağlanır.”(21)

“İslam tasavvufunda mümkün olduğu kadar hayvan öldürmekten uzak durulur, hatta aşırı derecede et düşkünlüğü de mekruh sayılır.”(22)

Hz. Ali k.v. halife olduktan sonra ilk hutbesinin bir bölümünde :“..Ahiret hayatı insanları beklemektedir. Allah’ın kullarının ve yeryüzünün haklarını yerine getirme hususunda daima Allah’tan korkun! Hayvanlar ve yeryüzü hakkında da sorguya çekileceksiniz…”(23)

“Çağdaş sufi olan Kenan Rifai, arabasının atını acımasızca döven bir adama sokak ortasında şöyle haykırabilmiştir: “vurma oğlum vurma! Sen ona vurdukça ben acısını kendi vücudumda duyuyorum.” Varlıkla birlik sırrını gerçekleştirmiş bir ruh böyle davranmanın Yaratıcı’nın hoşnutluğuna giden en kestirme yol olduğunu bilir. (24)

Hz.Abbas’ın oğlu anlatıyor: “Allah Rasulü ile bir yere gidiyorduk.Birisi, kesmek üzere bir koyunu bağlamış, koyunun gözü önünde bıçağını biliyordu. Allah Rasulü (sav) bu şahsa:”Onu defalarca mı öldürmek istiyorsun?” buyurdu. Bu bir bakıma o şahsa itaptı.(25)

Ömer b.Abdü’l-Aziz, o günün sahibu’l-silkine (ulaştırma bakanına) yazdığı bir mektupta: “Hayvanlara kaba davranmayın. onları sürerken ucu bizli ve demirli sopa kullanmayın.” Diyordu. (26)

“Ecdadımızda “ciğercilik”diye bir meslek bulunur. Meslek erbabı uzun bir sırığın ucuna taktıkları ciğerleri, mahalle ve çarşılarda dolaştırırlar. Yolda bu ciğerciye rastlayan hayırsever insanlar, ciğerleri satın alarak etraftaki aç kedi ve köpeklere dağıtıp sevap kazanmayı gaye edinirlerdi.” (27)

18.yy.da Osmanlı ülkesine gelen Pere Jehannot isimli bir rahibin yazmış olduğu seyahatnamesinde “hayvan hakları” ile alakalı olarak:

“Türkler, murdar saydıkları için hiçbir zaman evlerine sokmadıkları sokak köpeklerinin açlıktan sıkıntı çekmelerine yahut telef olmalarına meydan vermemek üzere her gün bu hayvanlara bir miktar et dağıtılması için vasiyetnamelerinde kasaplara bir miktar para tahsis ederler. diye yazar.(28)

Cahiliye döneminde halk onu “Abdü’ş-şems=Güneşin kulu” diye çağırırdı.Rasulullah (sav) onun ismini Abdurrahman olarak değiştirdi.Çocukluğunda koyun otlatırken bulduğu kedi yavrularını elbisesinin eteğine koyup, oynayıp sevdiği için halk arasında Ebu Hureyre ismiyle tanınmıştır...(29)
.
“Hz.Ömer bir güvercinin uçurulmasını emretti.Güvercin uçup Merve Tepesi üzerine konmuştu. Burada bulunan bir yılan kuşu yakalayarak öldürdü.Bunun üzerine Hz.Ömer (kuşun ölümüne ben sebep oldum diye) bir koyun kurban etmiştir.” (30)

“İsrailoğulları zamanında bir adam öküz üzerine binmişti.Bu sırada hayvan, üzerindeki adama yüzünü çevirerek:

-Ben bunun için yaratılmadım. Ben tarla sürmek için yaratıldım, demiştir. Rasul-i Ekrem: “Ben hayvanın böyle söylediğine inandım. Ebu Bekir ve Ömer de inandı.” (31)

Efendimiz (sav) ilk defa Uhud’ta ata binmiştir. Parasıyla aldığı “Sekb” isimli attır. atlarına o kadar ihtimam ve itina gösterirlerdi. Bir defasında gömleklerinin yeni ile atın yüzünü okşuyordu, ashap hayretle:

-Ya Resulallah! gömleğinizle mi okşuyorsunuz? Dediklerinde;

-Ne yapayım; ben at yüzünden, Cebrail’den azar işittim. (32)

XVII.yy.da Osmanlı ülkesini gezmiş olan Fransız avukat Guer, Şam’da hastalanan kedilerle köpeklerin tedavisine ait bir hastanenin varlığından söz etmektedir. Şam’daki hayvan vakıflarıyla ilgili olarak Prof.M.Sibai şu bigileri vermektedir. “Eski vakıf geleneğinde hasta hayvanları tedavi ve otlatma yerleri mevcuttur. Yeşil Mera (Şu anda Şam’ın şehir stadı olarak kullanılan saha) aciz hayvanların otlanması için zamanında vakfedilmiş bir yerdi.(33)

Sahabeden Enes İbni Malik diyor ki: “Biz konaklama yerine geldiğimizde hayvanların yüklerini çözüp (istirahata onları terk etmeden namaza başlamazdık.” (34)

Efendimiz (sav) diyor ki : “YAŞAMAKTA OLAN HER CANLIYI SULAMAKTA SEVAP VARDIR.” (35)

AVUSTURYA elçisi Busberg 1 Haziran 1553 tarihinde yazdığı bir mektupta şöyle bir olaydan söz eder…”Venedikli bir kuyumcu, kuşlara çok meraklıdır. Bir gün acaip gagalı bir kuş bulur, o kuşu dükkanın giriş kapısına kanatlarından gererek asar. Gagası arasına da bir çöp koyarak ağzını açar. Dükkanın önünden geçen Türkler önce onu ölü zanneder, dikkatli bakınca canlı olduğunu fark ederler. Hemen KADI’ya şikayet ederler. Kuyumcu ceza almaktan, Venedik elçisinin araya girmesiyle kurtulur.”(36)

Yukarıda bir nebze saymaya,anlatmaya çalıştığımız olayları, sadece satırlarda yazmadık, sadırlarda, gerçek hayatta bizzat yaşadık ve yaşattık.

“..Dünkü şahsiyetli, şerefli mimarimiz KUŞ EVLERİ ‘ni inşaat duvarlarında sevginin en güzel ifadesi olarak kullanmıştır.Nitekim;

Hayvanlar taşlanmaz, yük hayvanları kırbaçlanmazdı.sahipsiz hayvanlara, kanadı kırık kuşlara, leyleklere bakmak için kurulmuş vakıfları batı medeniyetinde değil, BİZİM MEDENİYETİMİZDE BULURUZ.”(37)

http://www.facebook.com/Ilminfaziletİ

http://www.facebook.com/ilminfazileti.islamandmuslims

http://www.facebook.com/groups/islamilimleri
 

 




islami forum



Bilx.net
Get  our toolbar!

Kabeden Canlı Yayın