Efendi Hazretleri 6. Sohbet (Mahmut efendi hz)

» Efendi Hazretleri 6. Sohbet (Mahmut efendi hz)



Efendi Hazretleri 6. Sohbet
Cilt:1                           Sohbet:6                           ZARİYAT 47-60
TEFEKKÜRÜN KAPISI ZİKİRDİR
   ”Habibim de ki:’Bakın göklerde ve yerde neler var. Fakat bunca ayetler ve azabla korkutmalar iman etmeyen kavimden azabı defedemez.”(Yunus 1001)
 
   İnsanın baktığı vakitte ibret alması lazımdır. Nesefi tefsirinde bu ayetin izahında bir hikâye nakledilir. Beni İsrail’de bir kimse 30 sene devamlı Allah’a ibadet ettiği zaman kabul olduğuna işaret olmak üzere, onu bir bulut gölgelerdi. İçlerinden bir genç de bu vazifeyi ifa etti. Ancak bu gencin başında bulut hâsıl olmadı. Bu durumu gören annesi:”Oğlum! Belki bu müddet zarfında günah işledin” dedi. Genç çocuk ise ”hatırlamıyorum” diye cevap verdi.
   O zaman annesi:”Oğlum belkide sen bir kere olsun göklere baktında ibret almadan gözlerini geri çevirdin.” dedi. Genç buna cevaben:”Belki olabilir” deyince annesi:”İşte bulut hâsıl olmadıysa bundan sebep olmamıştır” dedi.
 
   Kulluğun ne derece ince olduğunu anlamak gerekir. Bazılarına göre zannediliyor ki rahat rahat kanepelerde oturmakla, lüks yataklarda yatmakla, lezzetli yemekler yemekle, çeşitli meşrubatlar içmekle iş bitiyor… Hâlbuki kulluk islama göre çalışmakla olur.
 
   Kadının biri bir gün oğlunu Şah-ı Nakşibendî (Kuddise Sirrahu) Hazretlerinin yanına götürdü. Kendisinden onu yetiştirmesini rica etti. Nakşibendî Hazretleri de kabul etti. Bir zaman geçtikten sonra kadın oğlunu ziyarete gitti.
   Gördü ki oğlu bir hasır üstünde zikir halinde, Nakşibendî Hazretleri ise başka bir oda da, önünde pişirilip konulmuş bir tavuktan yiyordu. Ana kalbi değil mi? Kadın bir anda bir tuhaf oldu ve dedi ki:”Efendi Hazretleri benim çocuk hasırlar üzerinde, sen böyle rahat rahat yemek yiyorsun.” O zaman bir keramet vuku buldu. Tavuk canlandı ve dile geldi ”Senin çocukta böyle şeyler zuhur edecek hale gelsin, o da tavuk yesin ve has yerlerde otursun”.
 
   Kemale erdikten  sonra has yerlerde oturmak insana zarar vermez. Ondan evvel çalışması lazımdır. Yoksa ahirette çalışması lazımdır. Yoksa ahirette zararlı çıkar. Bir hadis de:
  ”Dünya ahiretin ziraat tarlasıdır” buyuruluyor. Dünyada o tarlayı ekmeyen yarın ahirette nasıl harman biçecek. Sen kulluk vazifelerini icra etmen gereken yerde yatarsan, yuvarlanırsan, oynarsan, ekilecek ekinleri ekmezsen, yapılacak ziraatları yapmazsan ne ümitle ahirette harman biçmek ümidini taşıyorsun.
 
   Dünyada herkes ekerken, bir adam kaldırım mühendisi gibi sokaklarda gezerse, herkes hasat biçerken, o da hasret ve nedamet biçer. Allah’u Teala bu ayetleri niçin duyuruyor bizlere? Sonra duymadık demeyelim diye. Ama tefekkür etmek kolay şey değildir. Ancak akıl sahibi olanlar tefekkür edebilir. Bu akıl sahipleri de kimlerdir? Bunun cevabını şu ayeti kerime veriyor:
  ”O akıl sahipleri öyle kimselerdir ki ayakta iken, oturur ve yanları üzere kemali edeple yatarken Allah’ı zikrederler.(Bunlar bu zikrullaha devam ettikçe kalpleri, ruhları uyanır ve dirilir. Ne zaman ki tam uyanırlar) göklerin ve yerlerin yaratılışını tefekkür ederler” (Ali İmran 191)
 
   Düşünmek nereden geldi biliyor musunuz? Zikrullahtan. Tefekkürün kapısı zikrullahtır. Eğer öyle olmasaydı:
  ”Allah’ı zikretmek en büyüktür” (Ankebut 45 den) buyurulur muydu?
    Zikrullah ufak şey olsaydı bize şu ayetteki gibi bildirilir miydi?
  ”Beni zikredin ki bende sizi zikredeyim”(Bakara 152 den)
 
   Mevla Teala’ya bizi zikrettiren mesele ufak olur mu? Mevla bizi zikrediyor. Peki, bu en büyük devlet değil midir? Şu halde tefekkür etmek muhakkak lazımdır. Çünkü bu ayetleri okuyup ta tefekkür etmeyenlere yazıklar olsun buyuruluyor. Bu tehlikeden kurtulmak tefekkür etmeye bağlıdır.
 
   Tefekkür edebilmek için de ayakta, oturarak, yan üzeri kemali edeple yatarken yani her halde Allah Teala’yı zikretmek gerekir. İşte akıllı insanlar bunlardır. Ne hakkında tefekkür ederler? Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler.
   Zikrettikçe bunların kalbi dirilir. Düşünmeye başlarlar ki, bu kâinat bir dürbün gibi olup, kullara Mevla ile aralarında perde olmaktan kalkar. Sanki Mevla ile yüz yüze gelirler. Bu yüz yüze tabiri ibare darlığındandır. Mevla mekândan münezzehtir. Onun şeklini düşünmeyelim.
 
   Zikir yapa yapa kul bu dereceye gelince Rabbine münacata başlar:
   ”Ey Rabbimiz sen şu yerleri ve gökleri ve içindeki eşyayı boşuna yaratmadın. Artık sen bizi cehennem ateşinin azabından muhafaza et”(Ali İmran 191 den)
 
   Gördünüz mü? İnsan Mevla ile sohbete başlıyor. Mevla Teala ile sohbet etmek kolay mıdır? Allah-u Teala ile sohbet edebilmenin, o dereceye yükselebilmenin kapısı zikrullaha dayanır, boş konuşmakla hiçbir şeye ulaşılmaz.
 
ALLAH’A FİRAR EDİNİZ
 
   (Ders Ayeti)
   ”Biz Azimüşşan kendi kudret ve kuvvetlerimizle göğü bina ettik. Ve şüphe yok ki biz elbette kadirleriz”
 
   Yani bu gökyüzü ve yedi kat semavat, kürsü arş ve bunların içinde bulunan varlıklar sonsuz bir kudretin eseridir.
   Eğer (bir önceki yazıdaki) Sure-i Ali İmran ayetlerini okumasaydık burası kolay anlaşılır mıydı? Ayet ayeti tefsir ediyor. Niçin bunları bizlere buyuruyor? Rabbimiz O’nu unutmamamızı istiyor. ”Benim huzurumda yaşadığınızı bilin, benim huzurumda yaşamaya layık edep ve saygıyı bilin ve benim huzurumda o edeple, o saygıyla yaşayın” demek istiyor.
   Onun için, nsan devamlı Kuran-ı Kerim ile meşgul olacaktır. Düşüne düşüne okuyacak ve Kuran-ı Kerimin ayetleriyle amel edecek, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) in hadis-i şerifini okuyacak, düşünecek, o hadisi şeriflerden çıkan akaidi, fıkhı ve tasavvufu da bırakmayacak.
 
   Bu arada çoluğunun ve çocuğunun nafakasını da helal yoldan kazanırsa Allah-u Teala Hazretleri gökten yağdırmakla, yerden bitirmekle rızklarını temin edecektir. Düşman şerrinden koruyacaktır. Yani Mevlamızın emirlerini yerine getirdik mi her şey yoluna girer. Ama dinlemezsek iyi olmaz halimiz.
 
   Cenab-ı Hak bu ayeti celileyi niçin bildiriyor bize ”Beni unutmayın” diye. Şu ayeti kerime bizim için büyük bir müjdedir.
  ”Bizim uğurumuzda (bizim rızamızın ve cemalimin müşahedesi uğurunda) cihad  edenlere (iç ve dış düşmanlarla savaşanlara) gelince elbette biz onlara bize götürecek yollarımızı gösteririz. Muhakkak ki Allah, muhsin kullarıyla beraberdir.”(Ankebut 69)
 
   Cihad iki türlüdür:
1-Zahiri cihad
2-Batıni cihad
Zahiri cihad: Seninle savaşan düşmana karşı olur.
Batıni cihad ise, nefis ve şeytanla olanıdır. Zira nefis daima:”Beni zevklendirecek şeyleri düşün” der. Biz ise Mevla’mızdan aldığımız emirle Mevlamızla olacağız. Bu bakımdan:
    ”Muhakkak nefisle cihat en büyük cihattır”
Nefsini yenemeyen kimseyi yenemez.
 
    Emr-i bil marufta devam etmekte en büyük cihattır. Çünkü emr-i bil maruf yapan kişi o yolda çalıştıkça nefsin arzularını unutuyor, dünyayı unutuyor, Mevla’nın kullarına emirleri duyurmakla meşgul oluyor. Milleti yetiştirirken o aralarda kendini de yetiştiriyor. Akıllı kişi odur. İşte bu meşguliyet güzeldir. Akıllı olanlar bu meşguliyeti bırakmazlar.
 
   Ayet-i kerime de:(Ve İnna Lemusi’un) buyrulmasından anlaşılıyor ki Mevlanın kudretine sınır yoktur. Bu kadar yerler, gökler gezmekle, uçmakla yürümekle bitmez. Çünkü mahlûkatın gücü sınırlıdır.
 
   (Ders ayeti)
  ”Yeri de döşedik. Biz ne güzle döşeyicileriz.”
 
   Eğer Mevla Teala dünyayı böyle döşemeseydi, yollar açılabilecek, evler yapılabilecek kabiliyette olmasaydı yer küresinde yaşamak mümkün olur muydu? Olmazdı. Yani şu dünyadaki nimetleri saymakla bitiremeyiz.
 
   (Ders ayeti)
  ”Ve her şeyden çiftler yarattık, ta ki tefekkür edesiniz”
 
   Erkeğin karşısında kadın, beyazın karşısında kara, kışın karşısında yaz, tatlının karşısında acı, güzelin karşısında çirkin, yokuşun karşısında iniş, hastalığın karşısında sıhhat, darlığın karşısında bolluk, açlığın karşısında tokluk, soğuğun karşısında sıcak, esaretin karşısında hürlük, aklın karşısında delilik, iyiliğin karşısında kötülük… Saymakla bitmez.
   Her şey zıddıyla bilinir. Mevla Teala’nın zıddı yoktur. Onun için Mevla’nın zatını bilemeyiz. Ancak Kuran’ı Kerimin tarif ettiği kadar biliriz.
 
   Mevla Teala Hazretleri, göklerin yerin ve her şeyden birer çiftin nasıl mükemmel bir suretle yaratıldığını beyandan sonra, kulların maksatlarına ulaşabilmeleri için vazifelerini bildirmek üzere buyuruyor ki:
 
   (Ders ayeti)
   ”Artık Allah’a kaçın, sur’atle ona koşun, şüphe yok ki ben sizin için, O’nun tarafından apaçık bir korkutucuyum.”
 
   Yani size Allah’ı unutturan hanınızdan, dükkanınızdan, oğlunuzdan, kızınızdan, rütbenizden, riyasetinizden kısaca sizi Allah’dan alıkoyan her şeyden sıyrılarak Allah’a (celle Celaluhu) kaçınız. Hatta zat-ı paki sühbhaniyeyi bulanlar esma sıfatla meşgul olmayacaklar.
 
   Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:
   ”Ey iman edenler! Size ne mallarınız, ne çocuklarınız, Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Her kim bunu yaparsa, işte onlar hüsrana (ziyana) düşenlerdir.” (Munafıkun 9)
 
   Bu ayeti celile de, Mevla’ya dönmemizi emrediyor. Zira yarın ahirette kişi dünya da iken pek ziyade alakadar bulunduğu ailesine evlad ve ahfadına dönüp bakamaz, onların hallerini soramaz, ancak kendi derdi ile uğraşır durur. Bunu Abese suresinin şu ayetleri tekid eder:
  ”O kıyamet gününde kişi, kardeşinden, anasından, babasından, zevcesinden, oğullarından firar edecek.”(Abese 34-36)
 
   Ahirette firar etmek fayda etmez. Dünyada gönülle ondan firar etmek lazım. Yani neticede firar edeceğiz, onu şimdiden yapmalıyız.
   Üstadımız Hacı Ali Haydar Efendi (Kuddise Sirrahu) hazretleri buyuruyorlar ki:”Kalp neredeyse sen orada mutebersin”
   Kalp eğlenceleri düşünüyorsa sen mevladan uzaksın. Mevla’ya firar etmek kalbinin gözünü Mevladan başka masiva dediğimiz şeylerden yummaktır.
 
   Bir insan günah yollarında yürümeye devam ederse Allah’tan kaçıyor, hayır yollarında yürümeye devam ederse eşyadan Allah’ kaçıyor demektir. Allah’a kaçmak Mevla’nın emirlerine uymaktır.
   Kuran’a zikrullaha devam, namaz kılmak, zekât vermek, oruç tutmak, hacca gitmek, hayır yapmak, cihad etmek, murakabe etmek bunlar hep Mevla’ya gitmek oluyor. Allah’ı unutan insanların yaptıkları işler ise neuzübillah dünyaya firar oluyor.
  
   İsmet Efendi (büyük şeyh efendi) (Kuddise Sirrahu) Hazretleri Risale-i Kudsiyyesinde şu beyitlerle bu mevzuya deyiniyor:
 
”Rivayettir zaburdan fa’tekıdni”
    Zebur kitabından rivayet olunmuştur ki Mevla Teala kuluna emrediyor:Bana itikat et, inan
”Enel madlubü fatlubni tecidni”
   Metlub (taleb olunan) benim, beni taleb et. Beni bulursun
”Fe in tatlub sivai lem tecidni”
   Benden başka birşey taleb edersen beni bulamazsın”
”Ener rahmanü fatlubni tecidni”
   Rahman benim, benden başka sana acıyan yok beni taleb et, beni bulursun.
”Sivadan kıl firar hakka gidelim, Cemali ba kemli seyredelim.”
   Mevladan başka her şeyden firar et. Kalbini sadece Mevla’ya toparlamak başka şeylerden firardır. Hatta cenneti düşünmekten Mevla’ya geçmek bile firardır.
 
   İbrahim (aleyhisselam) dedi ki: ”Muhakkak ben Rabbime gidiciyim” (Saffat 100) İşte Rabbe gitmek ne ise firar odur.
 
(Ders ayeti)
  ”Ve Allah (celle celaluh) ile beraber başka bir ilah ittihaz etmeyin. Muhakkak ki ben sizin için O’nun tarafından apaçık bir korkutucuyum”
 
   Bu ayeti celile Mevla Teala Hazretlerine firar etmenin lüzumunu te’kid etmek üzere gelmiştir. Bir önceki ayeti kerimenin tekrarı gibi gözüküyorsa da bu ayette tekrar yoktur. Zira evvelki ayetteki korkutma imanı ve itaati terk edenlere, bu ayetteki korkutma ise şirk edenlere aiddir.
KALP BAHÇESİNİN YAĞMURU
(Ders ayeti)
   ”Ey habibim! İşte böylece Kureyşten evvel geçen ümmetlerin hali Kureyşin hali gibidir. (Zira bunlar seni nasıl tekzip ederlerse evvel geçen ümmetlerde kendilerine gelen Resullerini öylece tekzip etmişlerdir) Onlardan evvelkilere de bir Peygamber gelmedi ki, illa (ona) sihirbaz veya mecnun dediler”
 
   Yani Mevla Teala, Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) i teselli ederek buyuruyor ki: ”Kureyşlilerin bu inkârı, şimdi görülen bir inkar değildir. Eski kavimlerde böyle bir cehalette ve denaette bulunmuşlardır.”
 
(Ders ayeti)
   ”Bunu onlar birbirlerine vasiyet mi ettiler. Hayır, onlar azgın bir kavimdirler.”
 
   Onların, peygamberleri hakkında sahirdir veya mecnundur sözünde ittifak etmeli birbirlerine vasiyet ettiklerinden değildir. Bilakis tabiatlarında olan bozukluktandır. Onlar fıtratı islamiyeyi bu fıtrata çevirmişlerdir.
 
(Ders ayeti)
   ”(O halde ey habibim sende) onlardan yüz çevir. Zira sen (onlardan yüz çevirmekle) levm olunanlardan olmadın”
   Çünkü onlara emrolunan vazifeni yaptın.
 
(Ders ayeti)
   ”Ve sen öğüt ver. Çünkü şüphe yok ki öğüt müminlere menfaat verir”
 
   Nasıl ki topraklara bir kere yağmur yağmakla ihtiyaçlar bitmiyor. Tekrar tekrar yağacak ki menfaat verecek. İşte imanda devamlı vaaz-u nasihate muhtaçtır.Vaaz kalp bahçesinin yağmurudur.Yağmur kesildimi mahsul kesildi demektir.Onun için bir yere bir kez vaaz ettiniz diye iş bitti zannetmeyin.Sen daima onu bekleyeceksin.
 
   Üstadımız Hacı Ali Haydar Efendi (kuddise sirrahu) Hazretleri böyle buyuruyorlardı.”Her memlekete bir talebe okutup gönderirsek, o, orayı inşallah uyandırır.” Başka türlü zordur. Çünkü bu eğlence vasıtaları dünyada ne kadar çirkin her eve akıtıyor. İngiltere’ye, Amerika’ya gitmeye gerek yok. Onların ahlakları akıtılıyor. Bu ayet-i gördünüz mü? Bize emir veriyor. ”vaaz et. Zira vaaz müminlere fayda verir”
 
   Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki:
   ”Kim emr-i bil maruf nehy-i anil münker yaparsa Allah’ın (Celle Celaluh) Resulünün (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve Allah’ın kitabının halifesedir.”
 
   Mevla Teala Hazretleri devam üzere kullarına vaaz ediyor. Ancak hocalar vasıtasıyla. Hocalar da Allah’ın (Celle Celaluhu) halifesi oluyor. Rasulullah sağlığında hiç durdu mu? Devamlı vaaz etti.
   Düşünebiliyor musunuz sohbet etmek ne kadar büyük bir vazife. Rasulullah’ın işini yapmakla da Rasulullah’ın halifesi olmuş oluyor. Kuran’ı azimüşşan da kendi kendine konuşamaz, O’nu da kim açıklıyorsa O’da Kuran’ın halifesi oluyor.
   Ya Rabbi! Bizi bütün kardeşlerimizle beraber hakkıyla öğrenip layık-ı vechile kullarına emretmeye vasıta eyle. Kullarına yaptığımız vaazla bizleri de amil eyle.
 
(Ders ayeti)
   ”Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler için yarattım”
 
   İbn-i Abbas (Radıyallahu Anhum) ayet-i kerimede geçen:”Bana ibadet etsinler için” kelimesini ”Beni bilsinler için” ile tefsir etti. Çünkü Mevla’yı bilmeden ibadet edilmez. İman bilmeye bağlıdır, bilmekte okumaya bağlıdır. Bu nedenle daima ilimle meşgul olalım. Unutmayalım ki bu ilim dinin ta kendisidir
 
(Ders ayeti)
   ”Ben onlardan bir rızık istemiyorum ve beni yedirmelerini de istemiyorum”
 
    İnsan Allah’ı bilecek, Allah’ kulluk edecek. Yaratılışının asıl gayesi budur. Yoksa Allah-u Teala Hazretleri kendisini yedirsinler için yaratmamıştır. Allah-u Teala hazretleri bizzat rızkı verendir. Eğer kullar Allah-u Teala Hazretlerine karşı vazifelerini yerine getirseler emirleri tutup, yasaklardan kaçsalar, Mevla Teala, gökten yağdırmakla, yerden bitirmekle bereketli rızklar ihsan eder. Zira Mevla Teala buyuruyor ki:
 
(Ders ayeti)
   ”Muhakkak ki Allah, Ziyade rızık veren, kuvvet ve muhkem kudret sahibidir.”
 
   İşten sebep, rızk peşinde koşmaktan sebep, ibadeti terk edenler bu ayetleri iyi düşünsünler.
   Bu günkü ders ayetlerimizde çok büyük vaazlar vardır. Tefekkür etmek lazımdır. Şu ayeti kerime de bu manayı tekid eder:
   ”Kim Allah’tan korkarsa, Allah, o an darlıktan genişliğe bir çıkış yolu ihsan eder ve onu hesap etmediği, ummadığı yerden rızıklandırır.”(Talak 2-3)
 
   Bütün bu ayetlerden anlaşılıyor ki Allah’tan başka rızık veren yoktur. Şu halde rızıklarımızı meşru olmayan yollardan, İslamın müsaade etmediği yollardan kazanmaktan sakınalım. Erkeklerin arasında kadınların çalışmasına İslamiyetin müsaadesi yoktur. Zira Kuran-ı Kerim de şöyle buyuruluyor:
   ”(Ey sevgili peygamberimin ailelerinin manevi evlatları!) Onlardan bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyiniz.”(Ahzab 53)
 
   Manevi annenle (peygamber hanımı) perde arkasından görüşülüyorsa ya başkalarıyla nasıl olur? Ayet dinlemeli ayet! Cahilleri dinleme! Bu işleri ayet halleder cahil halletmez.
 
(Ders ayeti)
  ”Şüphesiz ki zulmeden kişiler için arkadaşlarının nasibleri gibi (dünyevi ve uhrevi azabtan) birçok nasib vardır. Artık benden azabın acele gelmesini istemesinler”
 
   Cenab-ı Hakkın azabı Nuh (aleyhisselam) ın kavmine gelmedi mi? Lut (aleyhisselam) ın kavmine gelmedi mi? İşte onlara geldiği gibi her an bize de gelebilir. Komşu ülkelerimizin halini görüyorsunuz. Her gün ateş yağıyor. Onları ayıplamak için söylemiyorum. Biz akıllanalım diye söylüyorum.
 
(Ders ayeti)
  ”Artık vaad olunur oldukları günlerinden dolayı vay o kafir olan kimselere”
 
   Vaad olundukları günden murad kıyamet günüdür. O kıyamet gününde onlar için hiçbir kurutuluş çaresi olamayacaktır.
    Bazıları o günden murad Bedir günüdür demişlerdir. Nitekim Bedir günü öyle perişan olmuşlardır ki o günü hiçbir zaman unutamamışlardır.
 

   Cenab-ı Hak cümlemizi kurtuluşumuza vesile olacak olan din-i islamdan ayırmasın. Âmin




islami forum



Bilx.net
Get  our toolbar!

Kabeden Canlı Yayın